regular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
regular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Düzenli beslenme ve uyku vücut direncini koruyor

Mevsim değişikliği ile birlikte hava sıcaklığındaki ani değişikliklere bağlı olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığında artış yaşanıyor. Bu enfeksiyonlar, hafif-orta şiddette nezle grip semptomlarından, larenjite benzeyen ve hayatı tehdit eden ‘epiglottit'e kadar çeşitli rahatsızlıklara yol açabiliyor. 

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının iş verimliliğinde düşüşlere, çocukların ve gençlerin eğitimlerinde aksamalara neden olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, bu enfeksiyonlardan korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.

Öncelikle normal bir soğuk algınlığı ile bakteriyel sinüzit ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi hedefe yönelik tedavi gerektiren enfeksiyonların ayırt edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ali Titiz, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Kişilerde daha önceden var olan geniz eti ve bademcik ile alerjinin varlığı hastalık şiddetinin daha fazla yaşanmasına neden olabiliyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları içerisinde en sık karşımıza çıkan grip, bulaşıcılığının yüksek olması nedeni ile geniş kitleleri etkiliyor. Grip virüsü bulaştıktan yaklaşık iki üç gün içerisinde belirti vermeye başlıyor. En sık, gözlerde sulanma ve yanma hissi, burun tıkanıklığı ve akıntısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrıları, öksürük ve ateş ile karşılaşılıyor.”

İyileşme süresi uzayabiliyor
Hastalığın sağlıklı kişilerde ortalama beş-yedi gün içerisinde geçmesi bekleniyor. Ancak hamilelik döneminde, çocuklarda ve vücut direncini düşüren kalp, akciğer, böbrek, şeker gibi kronik sağlık sorunu olan kişilerde iyileşme süresi uzayabiliyor. Doç. Dr. Ali Titiz, risk faktörleri içerisinde en çok sigara kullanımının, solunum yolu mukozasının koruyucu faktörlerini tahrip ederek hastalık süresinin uzamasına ve ikinci bir enfeksiyon gelişimine dahi yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Nelere dikkat edilmeli?
Virüslerin temas edilen yüzeylerde yaklaşık 8 saat kadar canlı kalabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ali Titiz, el hijyeni başta olmak üzere tüm kişisel temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Buna göre hasta kişilerin kullandığı eşyaların kullanılmaması, hasta olan kişilerle aynı ortamın uzun süre paylaşılmaması, hasta kişinin veya yakınlarının bir iki gün maske kullanması büyük önem taşıyor. Doç. Dr. Ali Titiz, düzenli beslenme ve uykunun, vücut direncinin korunmasında en önemli faktörlerden ikisi olduğunu söyleyerek, takviye ilaç kullanımına gerek kalmayacağını açıklıyor. Riskli kişilere ise koruyuculuk açısından grip aşısını öneriyor.

48 saatten uzun süren ateşe dikkat!
İlaçla tedavinin semptomlara yönelik ve kişiye özgü olması açısından bir doktor tarafından yapılması gerektiğini ekleyen Doç. Dr. Ali Titiz, “Ağrı kesici ve antienflamatuar ilaçlar, lokal ve sistemik dekonjestan ve antihistaminikler, kişinin yaşam kalitesinin düşmemesi açısından tercih edilebilir” diyor. Bu destek tedavi ile birlikte ilaçla tedavi sırasında düzenli beslenme, bol sıvı alımı ve istirahat, kişinin iyileşme sürecini kısaltıyor. Hastalık sürecinde yeterli sıvı alımı olmaması ve düzensiz beslenme durumunda, doktor kontrolünde vitamin takviyesi veya bağışıklık sistemini destekleyici ilaçlar tedaviye eklenebiliyor.

Doç. Dr. Ali Titiz, destek tedavi ve istirahate rağmen özellikle ateşin 48-72 saatten uzun ve yüksek sürmesi, hastalık bulgularında gerileme yerine artış görülmesi durumunda ise uyarıyor: “Yaş açısından ve kronik hastalığı olan risk grubu içerisinde yer alan kişilerde bu süre beklenmeden bir hekime başvurulmalı. Antibiyotik kullanımı ise, viral enfeksiyon sonucu vücut direncinin düşmesi ile gelişen bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılmalı.”

Kürtaj intihara sürüklüyor

Amerika, İngiltere ve Hollanda'da yapılan bilimsel araştırmalarda gebeliği kürtajla sonlanan kadınlarda intihar eğiliminin arttığı ortaya çıktı. Gebeliğin devamı ise annelik içgüdüsüyle intihar olasılığını azaltıyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, kadınları yakından ilgilendiren araştırmalar hakkında şu bilgileri verdi:

“Finlandiya'da yapılan çalışma, kürtaj olan kadınlar arasında intihar nedeniyle ölümlerin 6 kat arttığını açığa çıkardı.

İngiltere'de 408 bin kadını kapsayan bir çalışma da benzer sonuçlar alınmıştır.

Amerika'da yapılan bir çalışmada ise, düşük gelir nedeniyle isteğe bağlı kürtaj yaptırmak zorunda kalan 173 bin 279 kadının tıbbi kayıtları incelenmiştir. Bu kadınlar arasında intihar oranı, 4 yıl sonra incelendiğinde, doğum yapanlara göre yüzde160 daha yüksek bulunmuştur.

O TARİHLERDE İNTİHAR EDİYORLAR

Pek çok vakada intihara teşebbüş ya da intihar olayı, kürtaj işleminin yıldönümünde veya olası doğum tarihinde meydana geliyor. Kürtaj ve yıldönümü ilişkisi genç kızlar arasında daha sık gerçekleşiyor. Gerçekten de gençler arasında kürtaj yaptırma daha sık olup intihar açısından da risk daha fazladır. Kadınlarda ise, intihara meyil daha önce psikolojik sorunları olanlarda veya önceden intihar girişiminde bulunanlarda artış gösteriyor.

Kürtaj sonrası oluşan duygusal travma, alkol kullanımına ve ilaç bağımlılığına da yol açıyor.”

Kürtaj yaptıran kadınların genellikle, kaybın getirdiği kederli ve sancılı bir süreçle mücadele etmek zorunda kaldığını belirten Op. Dr. Betül Görgen, kürtaj olan kadınların yalnız bırakılmayarak gerekirse profesyonel yardım almaları için yönlendirilmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Öfkeyi engelleyen besinler var!

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, öfkenin besinlerle yenilebileceğini belirterek bu tarz besinler konusunda bilgi verdi. Ayrıca bu besinlerle hazırlanan yemek tariflerini de paylaştı.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu ‘İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğuna dikkat çekiyor. Şeber sözlerine şöyle devam etti:

“Gün içerisinde yoğun iş hayatı ve hızlı akan şehir temposunda çok gergin, sinirli hatta öfkeli hissediyorsanız bu durumun beslenmenizle de ilgili olduğunu unutmayın. Yetersiz ve dengesiz beslenme, sinir sistemi için gerekli vitamin ve mineralleri eksik almanıza yol açacağından ötürü toleransınızın azalmasına neden olabilir. Ayrıca bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğu da biliniyor. İşte çabuk öfkelenmenizin besinsel nedenleri ve şifa kaynakları:

Az su tüketimi
Gün içerisinde suyun yetersiz tüketimi ve vücuttan kaybedilen sıvının karşılanamaması daha çabuk gerilmenize sebep olan faktörlerin başında gelir. Vücudunuzun susuz kaldığını idrar renginizden anlayabilirsiniz. Eğer idrar renginiz açık sarı değil ise bolca su tüketmenin vakti gelmiş demektir.

Öğün atlamak
Gün içerisinde dört saatten uzun aç kalınca kan şekerinin düşmesi sonucunda gerginlik seviyesi yükselir. Özellikle hipoglisemi hastalarında bu durum ciddi öfke ataklarına yol açabilir. Gün içerisinde üç ana öğün ve 1-2 ara öğün mutlaka tüketilmelidir.

Karbonhidratsız beslenmek
Düşük karbonhidratlı diyetler hem sinir sistemi açısından önemli rolü olan B vitaminlerini yetersiz içerir hem de vücutta proteinlerin enerji olarak kullanılmasına yol açarak kanda keton cisimlerin artmasına sebep olur. İki durumun da depresyona ve öfkeye yol açtığına dair bilimsel veriler mevcuttur.

ÖFKENİZİ BU DÖRT BESİNLE YENİN!

Kivi
Vücudunuzda şehir yaşantısı sebebi ile biriken serbest radikaller yeteri kadar temizlenmediğinde daha kolay öfkelenmenize sebep olabilir. Bu nedenle antioksidan etkisi ile hayatımızda büyük önemi olan C vitamininden zengin besinleri yeterli tüketmek gerekir. Kivi, C vitamininin en zengin kaynaklarından biridir. Bir adet kivi ortalama günlük C vitamini ihtiyacının %80'ini karşılar.

Kabak Çekirdeği
İçerdiği yüksek oranda magnezyum ile kasların gevşemesine ve daha rahat hissetmeye yardımcı olur. Günde 1 avuç kabak çekirdeği öfkenizi kontrol etmenizi ve daha esnek hissetmenizi sağlamakta destekçiniz olacaktır.

Balık
İçerdiği omega-3 yağ asitleri ile sinir sistemi sağlığını koruduğu bilinmektedir. Aynı zamanda yeterli omega-3 alan kişilerin depresyona yakalanma riskinin daha düşük olduğu ve daha az öfkelendikleri bilimsel çalışmalarca gösterilmiştir. Haftada 2-3 defa balık tüketmek kendinizi daha mutlu hissetmenize yardımcı olur.

Yer fıstığı
Vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen seratoninin salgılanmasını sağlayan triptofandan zengin olan yer fıstığı öfke kontrolü için yardımcı olacak bir diğer besindir. Mümkünse tuzsuz olanı tercih edilmeli ve yüksek kalorili bir besin olduğundan ötürü aşırı miktarda tüketilmemelidir.

ÖFKE YENEN TARİFLER

YER FISTIKLI BROKOLİ:
Malzemeler: 1 orta boy brokoli, 1 adet kırmızıbiber, 2 diş sarımsak, 1 silme çay kaşığı tuz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 çay bardağı tuzsuz yer fıstığı
Yapılışı: Brokoliyi yıkayın, çiçeklerine ayırın. Az suda hafif yumuşayıncaya kadar haşlayın. Kırmızıbiberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın, ince ince kıyın. Sarımsağı soyun ve çentin. Zeytinyağında tüm malzemeleri 5-6 dakika orta ateşte çevirin.

KABAK ÇEKİRDEKLİ PESTO SOSU:
Malzemeler: 2 su bardağı tuzsuz kabak çekirdeği içi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 tutam tuz, 1 tutam kuru fesleğen, 2 yemek kaşığı limon suyu, 3 diş sarımsak
Yapılışı: Sarımsakları soyun. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar blenderdan çekin. Sosunuzu sebzelerle dip sos veya makarna sosu olarak kullanabilirsiniz.

KİVİLİ PEYNİRLİ MEZE:
Malzemeler: 2 adet kivi, 1 adet domates, 2 yemek kaşığı lor peyniri, 1 adet orta boy mor soğan, 1 adet kırmızıbiber, ½ demet maydanoz, 2 adet tam ceviz
Yapılışı: Kivileri ve domatesi yıkayın, kabuklarını soyun ve küçük küpler halinde doğrayın. Soğanı soyun ve çok ince çentin. Kırmızı biberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın ve çok ince çentin. Maydanozu yıkayın ve çentin. Cevizleri elinizle küçük parçalara ayırın. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar karıştırın.

Kar romantizmi: İçinizi ısıtacak 5 tüyo

İster Hollywood yapımlarıyla eğlenebilir, ister kaygan zeminde keyifli dakikalar yaşayabilirsiniz! Karlı kış günlerinde romantik buluşmalar için öneriler…

Hava buz gibi, dışarıda lapa lapa kar yağıyor ve yeni yılın henüz ilk günlerini yaşıyoruz… Yeni birileriyle tanışmanın, birlikte eğlenceli zaman geçirmenin ve romantik anlar yaşamanın tam vakti! Sizi yolunuzun kesiştiği kişilerle buluşturan mobil tanışma uygulaması Happn'dan bu soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak buluşma tüyoları…

1- Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var
Dışarısı buz gibiyken, onu sıcacık bir çay veya kahve içmeye davet edersiniz, kestirmeden gönlünü fethedersiniz. Romantik bir kafede, kar manzarası eşliğinde baş başa çay veya kahve keyfi yapmaya kim hayır diyebilir ki?

2- Hollywood hizmetinizde
Kış günlerinde içinizi ısıtacak bir başka mekan da elbette sinemalar. Özellikle bu aylarda vizyonda sayısız film oluyor; ikinizin de beğeneceği bir yapım illa ki vardır. Rahat koltuklar, güzel bir film ve biraz da patlamış mısır, daha ne olsun…

3- Aşkınızın meyvesi
“Ben karın tadını doyasıya çıkarmak istiyorum” diyorsanız, o zaman buluşmak istediğiniz kişiyi sahilde veya parkta bir yürüyüşe davet edin. Happn'ın See You There özelliğini kullanarak kimin böyle bir aktiviteye kimin istekli olduğunu kolayca görebilirsiniz. Sonra da kalın kalın giyinip, bere, eldiven ve atkıyı eksik etmezseniz, karın altında eğlenceli anlar yaşayabilirsiniz. Belki de birlikte bir kardan adam yaparsınız?

4- Dikkat, kaygan zemin!
Daha fazla heyecan arayan biriyseniz, onu buz pateni kaymaya götürebilirsiniz. Şehirde buz pateni kayılabilen pek çok alan var, buluşma öncesinde internette küçük bir araştırma yaparak kolayca bulabilirsiniz. Sonrasında ise gelsin eğlence ve kahkahalar!

5- Sabahlar olmasın
Türkiye'deki 1.4 milyon Happn kullanıcısı arasında dans etmeyi seven çok sayıda kişi olduğuna bahse gireriz! Hava böylesi soğukken önceliğiniz ısınmaksa, zaman date'inizi dans etmeye götürün. Salsa partilerinden milonga gecelerine, gece kulüplerinden konserlere dans edebileceğiniz yerler o kadar çok ki! Tek yapmanız gereken, buluşacağınız kişinin profiline bakıp hangi tür müzikler ve danslardan hoşlandığını öğrenmek ve ardından kendinizi piste atmak…

Kalp Damar Hastalıklarında Kişiye Özel Tedavi

Dünyada ölüm nedenleri arasında kalp hastalıkları ilk sırada yer almaktadır. Toplumun artan yaş ortalamasının yanı sıra; sigara kullanımı, yanlış beslenme alışkanlıkları, obezite, yüksek tansiyon, diyabet gibi çoğu kontrol edilebilir faktörler, kalp ve damar hastalıklarının temel nedenleri olabilmektedir. 

Koroner arter hastalığının tedavisi ise ilaç kullanımının yanı sıra yaşam tarzı değişikliği ve cerrahi müdahale de gerektirebilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cem Yorgancıoğlu, koroner arter hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Sol kola vuran ağrı damar tıkanıklığı habercisi olabilir

Koroner arter hastalığı, kalp adalesini besleyen ve “koroner arterler” olarak adlandırılan atardamarların sıklıkla “ateroskleroz” adı verilen damar sertliği sonucunda daralma veya tıkanması sonucu kalbin kan ihtiyacı ile gelen kan miktarı arasındaki dengesizlikten dolayı ortaya çıkan tablodur. Daralma sonucunda gelen kan miktarındaki azalmaya bağlı olarak yorgunluk, göğüste gerginlik, baskı hissi, yanma, genellikle sol kola vuran ağrı, çeneye doğru yayılan ağrı hatta bazen mide ağrısı şeklinde yakınmalar gözlenir. Egzersiz ve stres gibi kalbin kan ihtiyacını artıran durumlar bu yakınmaları başlatabilir. Bu yakınmalar genellikle dinlenildiğinde geçer.

Tanı kalp damarlarının görüntülenmesiyle konuluyor

Koroner arter hastalığının kesin tanısı “koroner anjiyo” olarak adlandırılan kalbin damarlarının görüntülenmesi ile konulmaktadır. Son yıllarda bilgisayarlı tomografi ile de görüntü alınsa da “altın standart” kasık ya da kol atardamarından girilerek yapılan klasik anjiyodur. Tanısal anjiyo sonucunda hastaya tedavi seçeneklerinden uygun olanı önerilmektedir.

Tıbbi tedavi: Bu tedavi seçeneği genellikle hastanın damar yapısının herhangi bir girişimsel müdahaleye gerek olmadığı ya da cerrahi veya stent işlemlerinden yeterli faydanın sağlanamayacağı hallerde önerilmektedir.

Balon veya stent: Böyle bir girişim, genellikle hastanın damar yapısındaki darlığın bu tedavi yöntemine uygun olduğu ve yeterli kazanımın sağlanacağı durumlarda ya da cerrahi tedavi riskinin çok yüksek olduğu vakalarda önerilmektedir

Koroner bypass: Cerrahi tedavi ise genellikle hastanın damar yapısına bir girişimin gerekli olduğu ve hastanın en düşük riske karşın en yüksek kazanımının cerrahi tedavi ile olduğu durumlarda önerilmektedir. Koroner bypass, darlık olan bölgenin daha ilerisine kanı götürmek amacı ile yapılan bir köprüleme işlemidir. Bu işlem bir açık kalp ameliyatı olarak yani kalbi durdurarak yapılabileceği gibi, kalbi durdurmadan çalışan kalpte de yapılabilmektedir. Kesi klasik olarak her iki meme arasından orta hatta olabileceği gibi küçük ya da yandan da olabilmektedir. Yöntem seçiminde temel hedef, hastanın genel durumuna ve riskine uygun olarak en faydalı aynı zamanda da en risksiz ameliyatı gerçekleştirmektir. İşlem sonrasında hastaların büyük bir çoğunluğu, 5-7 gün içinde taburcu olarak sağlıklı bir şekilde gündelik hayatlarına dönebilmektedir.

Yenilenmenin kolay 8 formülü

Yeni yıl hemen hepimiz için yeni başlangıçlar, yeni umutlar demek… Her yıl sona erdiğinde yaşadıklarımızı gözden geçiriyor; kimilerinde pişmanlık duyuyor, hüzne kapılıyoruz… 

Kimilerinde ise doğru kararlar vermenin mutluluğunu, hazzını yaşıyoruz. Her yıl tekrarladığımız bu sorgulamaların tek bir nedeni var; daha mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek. Ancak kimi zaman beklentilerimizi çok yüksek tutmak, kimi zaman yaşanılan olumsuzluklara fazla odaklanmak veya her şeye yetişmeye çalışmak gibi hatalı alışkanlıklar veya düşüncelerimiz nedeniyle kendimizi mutsuzluğa sürükleyebiliyoruz.

Bazen de mutluluğu kendimiz değil başkalarının davranış ve sözlerine bağlayarak elde etme hatasına düşüyoruz. Kendi algımız, düşüncelerimiz, hayallerimizi başkaları üzerinden tanımladığımızda aradığımız mutluluktan uzak bir noktaya düşüyoruz. Aslında mutluluğu yakalamak çok da zor değil!

Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri mutlu olmak için sadece yeni yılda değil ömür boyu uzak kalmamız gereken alışkanlıklarımızı ve hayatımızda neleri ön plana almamız gerektiğini anlattı.

1. Mükemmellik kaygısından uzaklaşın
Mükemmel olma kaygısı çağın getirdikleriyle beraber ortak bir kaygı halini almaya başladı. Her şeye yetişmeye ve bunları en iyi şekilde yapmaya çalışmak, beklentileri çok yüksek tutmak, zamana meydan okumaya çalışmak gibi durumlar kişilerde yoğun kaygıya ve beraberinde sorunlara yol açıyor. Tükenmişlikte büyük rol oynayan bu kaygıdan uzaklaşmak, mükemmel olma arzusundan uzaklaşıp “yeteri kadar iyi” olabilmek kişinin kaygısını azaltıp, elde ettikleri başarılar ve gündelik hayattaki rutinlerinde daha mutlu olmasını sağlıyor.

2. Mutluluğu hayatınızın tek bir alanına endekslemeyin
Kimi insan için mutluluğun tek şartı işteki başarısı, kimi için ailedeki rolü, kimi için de sosyal konumu halini alabiliyor. Tüm yatırımın yapıldığı o tek alanda işler istenildiği gibi olmadığında motivasyonsuzluk, çaresizlik hisleri ve mutsuzluk gelişebiliyor. Hayata geniş pencereden bakıp her alanın ayrı ayrı kıymetini bilmek ve bunlara odaklanmak, negatif duygu ile düşüncelerden uzaklaştırarak kişiyi mutlu kılıyor ve herhangi birinde gelişebilecek olan aksiliklerin etkisini azaltıyor.

3. Bitmekte olan yılı / geçmişi acımasızca değerlendirmeyin
Hayat iniş çıkışlarıyla dolu bir yolculuk. Her yılın bitimiyle beraber geçmiş zaman muhasebesi yapılmaya başlanıyor. Ancak yaşanılan olumsuzluklara gereğinden fazla odaklanmak, olan iyi şeylerin üstünü örtmeye ve kişiyi geleceğe dair umutsuz bakmaya itiyor. Gerçekçi değerlendirmeler ise geleceğe dair her zaman daha pozitif bakmayı sağlıyor.

4. An'da kalmanın önemini unutmayın
Geçmiş ve gelecek muhasebesinin içine kendinizi hapsedip mevcut zaman dilimini deneyimlemekten mahrum kalmak kendini cezalandırmaktır. “Bu da mutsuzluğu beraberinde getiriyor. ” diyen Psikolog Sena Sivri, “Yaşanılan an'ın tadını çıkarmaya çalışmak ise ödüldür. Geçmişin geçmişte kaldığı, geleceğin daha yaşanmadığı bilinciyle mevcut zamanın tadını çıkarmaya çalışın.” diyor.

5. Hem kendinizi hem başkalarını takdir etmeyi ve sağlıklı eleştirmeyi öğrenin
Yaşadığımız olumsuzluklarda hem başkalarına hem de kendimize karşı zaman zaman çok acımasız eleştirilerde bulunabiliyoruz. Bunun aksine başarıları takdir etmeyi unutup kendimizin veya başkalarının değerini göz ardı edebiliyoruz. Yeni yılda önce kendinize sonra başkalarına karşı yaşadıklarınızda yapıcı / sağlıklı eleştiriler yapmaya ve başarıları, pozitif davranışları övmeye / takdir etmeye özen gösterin.

6. Bağışlamayı öğrenin
Yaşadığımız travmalar, aldığımız darbeler bizi acımasız olmaya, kin tutmaya itebiliyor. Bu duygular yaşadıklarımızın etkisini silmemekle beraber bizi içten içe kemirerek tüketme yoluna götürüyor. Hayatta her şeyin yaşanabileceği gerçeğini bilerek bağışlamayı öğrenmenin iyileştirici etkisini deneyimleyin.

7. Hedeflerinizi gerçekçi belirleyin
Sağlıklı geçen bir yıl değerlendirmesinden sonra hedef belirlemek kişiyi motive ediyor ve geleceğe dair umudunu pekiştiriyor. Ancak hedeflerin ulaşılabilir ve gerçekçi olması gerektiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, “Önümüzdeki yıla dair yapabilirliğiniz dahilinde hedefler belirlemeye çalışın. Aksi halde hedeflediğinizi elde edememenin yanı sıra kendinizi tüketir ve umudunuzu kaybetmiş halde bulabilirsiniz.” diyor.

8. Aktif olun, hobi edinin, sosyalleşin
Aile ve iş gibi mevcut sorumluluklar hayatın içine başka şeyler katmayı unutturuyor. Mutlu olmak için keyif aldığınız şeyleri hayatınızın içine katın. Bir hobi edinmek, spor yapmak, sevdiklerinize daha fazla zaman ayırmak gündelik yaşam stresinin etkilerini hafifletecektir.

Yeni yıl hedefleri hüsranla sonlanmasın

Pek çok kişi gelecek yıla ilişkin hedeflerini belirliyor. Ancak bu hedeflere ulaşmak sanıldığı kadar kolay olamıyor. 

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Yöneticisi Psikolog Ayşegül Horozoğlu Enkavi, Türkiye'de en sık rastlanan yeni yıl hedeflerini ve bu hedeflere ulaşma yollarını anlatıyor.

Yılsonunda büyük bir azim ve kararlılıkla alınan kararların pek çoğu ne yazık ki yeni yılda gerçekleşemiyor. Kilo vermek, yeni bir iş bulmak ya da yaşam tarzını değiştirmek gibi uzun soluklu pek çok hedef daha ilk haftalardan askıya alınıyor.

Peki, alınan kararlardan vazgeçmemek ve ‘yeni yıl pişmanlığı’ yaşamamak için neler yapmak gerekiyor? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nün Kurumsal Gelişim Merkezi Yöneticisi Psikolog Ayşegül Horozoğlu Enkavi, “Yeni başlangıçlar yüksek motivasyon ister. Çünkü insanlar alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezler. Şimdiye kadar yapmadığını yapmak kolay değildir. Bu nedenle bir başlangıç noktası belirlemek ilk adımı atmak anlamına gelir. Gerekli olan motivasyonu sağlar. Hafta başı, yılbaşı gibi günler başlangıcı çağrıştırdığı için herkes tarafından tercih edilen zamanlar oluyor” diyor.

Karar alınırken varılmak istenilen noktayı ve o noktaya varana kadar izlenecek yolu tanımak gerektiğine değinen Enkavi, “Yeni yılın herkes için yeni bir başlangıç; umut anlamına gelir. Bu dönem hedef koymak için net bir zaman dilimidir. Tamamen psikolojik bir durum. İnsanlar yeni yıla girerken içinde bulundukları değişim atmosferi içinde şimdiye kadar yapmak isteyip de yapamadıkları pek çok şey için yeni kararlar alırlar. Tıpkı doğum günlerinde yaptıkları gibi” diyor.

Yeni yılda verilen kararların uygulanabilir olması için hedefin çok net belirlenmiş olması ve gerçekleşmesini sağlayacak aksiyonların adım adım çıkarılmış olması gerektiğinin altını çizen Enkavi, “Hatta hedef uzun soluklu ise bunu daha küçük parçalara bölerek gerçekleştirmek gerekir. Kısa vadeli hedefler gerçekleştikçe daha uzak ya da zor hedeflere varmak kolaylaşır. Bizi motive eder, hedef gözümüzde büyümez ve ulaşılmaz olmaktan çıkar, çünkü ulaşılması zor gözüktüğünde, vazgeçmek çok daha kolay olur. İnsanoğlu, bir hedefin ucunda tanımlanmış bir ödül yoksa kolay vazgeçebiliyor. Kararımızı uygulamak için güçlü bir dürtü olması ve bununla ilgili duygu geliştirmemiz gerekir” diyor. Enkavi, Gerçekçi hedef belirlemek, hedefleri belirlerken olumlu ifadelere odaklanmak, hedefin somut ve ölçülebilir olması, hedefi küçük ulaşılabilir parçalara bölmek ve hedefin başarı kriterini net belirlemenin de kritik önem taşıdığını sözlerine ekliyor.

Türkiye'nin yeni yıl hedefleri…

Peki, Türkiye'de en çok hangi konularda hedef belirleniyor? Araştırmalara göre yeni yıl arifesinde alınan en popüler kararlar arasında sağlıkla ilgili olanlar geliyor. 'Sağlığıma dikkat edeceğim, kilo vereceğim, düzenli spor yapacağım, sigarayı bırakacağım’ gibi bir liste uzayıp gidiyor. Sonraki sıralamada ise kişisel gelişim ile ilgili kararlar devreye giriyor. “Seyahate çıkacağım, görmediğim yerleri göreceğim, daha çok kitap okuyacağım, işimle ilgili bir başarıya imza atacağım ya da yabancı dil öğreneceğim’ Türklerin en popüler yeni yıl dilekleri arasında…

Bunların dışında en sık rastlanan kararların ise; 'arkadaşlarıma ve kendime daha çok zaman ayıracağım, kitap yazacağım en azından ya da yazmaya başlayacağım, çocuklarımla daha çok vakit geçireceğim’ olduğuna değinen Enkavi, "Yeni yaşam başlangıçları yani evlenmek, nişanlanmak, çocuk istemek vs. bu liste böyle uzayıp gidebilir. Tabii ki kültürel farklar burada da söz konusu. Yaşayış tarzı, içinde bulunduğumuz sosyal ortam, sosyo kültürel birtakım farklılıklar, bizlerin kişilik özelliklerini bile farklılaştırıyor. Dolayısıyla beklentiler, amaçlar, bizi motive eden unsurlar farklılaşıyor” diyor.


Mobilya seçimi ruh halimizi etkiliyor

Bu yıl 13'üncüsü düzenlenen İstanbul Mobilya Fuarı'nda (İSMOB) mobilyanın fiziksel ve ruhsal sağlığa etkileri paneliyle masaya yatırıldı. Panelde mobilyanın insan sağlığına etkileri her yönüyle değerlendirilirdi. Uzmanlar evde sivri mobilyanın insan beynini rahatsız edebileceğini ofiste ise aksine ciddiyeti temsil ettiği için bu tarz mobilyaların tercih edilmesini önerdi

Türkiye'de kendi fuar merkezine sahip tek özel fuarcılık kuruluşu olan TÜYAP'ın, Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) işbirliğiyle düzenlediği İstanbul Mobilya Fuarı (İSMOB) özel etkinliklerle devam ediyor. Sektör profesyonelleri, uzmanlar ve tüketicilerin katıldığı “Mobilya'nın Fiziksel ve Ruhsal Sağlığa Etkileri” panelinin moderatörlüğünü TÜYAP Pazarlama Yöneticisi Burak Gürses gerçekleştirirken, Uzm. Klinik Psikolog Melis Çekiç Güllüoğlu, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Hülya Yonucu ve New Joy Yönetim Kurulu Başkanı Birol Öner konuşmacı olarak katıldı.

“SİVRİ OBJELERİ TEHDİT OLARAK ALGILIYORUZ”
Mobilya seçiminin ruh halimize etkileri konusunda görüşlerini paylaşan Uzm. Klinik Psikolog Melis Çekiç Güllüoğlu, mobilyada tercih edilen şekil ve renklerin hayatımızı pek çok yönden etkilediğini söyledi. Güllüoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Ev ve iş yeri mobilyalarını seçerken kişilik yapımız önemli rol oynar. Herkesin ruh hali birbirinden farklıdır. Dışa dönük biri için küçük pencereli, minimalist döşenmiş ofislerde çalışmak zorken içe dönük biri böyle ofislerde kendini daha rahat hissederek daha üretken olabilir. Dışa dönük bir kişiliğin ise dışardan görülebilen büyük pencereli, büyük eşyalarla döşenmiş geniş ofisler üretkenliğine katkı sağlayacak ve iş verimini arttıracaktır.

Evlerimizde ise salon gibi rahatlamamız gereken yaşam alanlarında sivri objelerden kaçınmalı yuvarlak hatlı ürünlere yönelmeliyiz. Çünkü beyinde bulunan amigdala dokusu sivri objeleri tehdit olarak algılar ve huzursuzluk hisseder. Ofislerimizde sivri hatları kullanmak biraz daha doğru olabilir çünkü keskin hatlar aynı zamanda ciddiyeti de temsil eder ve odaklanmayı kolaylaştırır” dedi.

Çocuk odalarında ise mobilya seçiminin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Güllüoğlu, özellikle 0-6 yaşında çocukların öğrendiklerinin kişilikleri üzerinde çok etkisi olduğunu vurguladı. Güllüoğlu, çocuk mobilyaları seçerken dikkat edilmesi gereken noktalar ile ilgili şunları söyledi: “İnsanın ilk yaşam alanı olan çocuk odalarında çocukların özgüvenini geliştirmesi için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta çocuğun istediği şeye istediği anda güvenli bir şekilde erişebilmesini sağlamak. Örneğin, elbise dolabındaki askıların çocukların ulaşabileceği yükseklikte olması, ebeveyn yardımı olmaksızın kendi başına girip çıkabileceği yükseklikte bir yatak seçilmesi çocuğun ileriki hayatında bireyselleşmesi için önemli bir adım.

Çocuk odalarını çocukların kullandığını düşünerek onların ilgi alanlarına göre ve onların kullanacağı kolaylıkta ve güvenlikte mobilyalar seçilmeli”

“AÇIK YEŞİL ÇOCUK ODALARINDA YENİLİĞİ TETİKLİYOR”
Renk seçiminin de verimlilik ve sağlığımız açısından önemine değinen Melis Çekiç Güllüoğlu, renklerin düşünme yapısını etkilediğini hatta bebek ve çocukken yaşam alanlarımızda kullanılan renklerin insanın kişiliğine de önemli etkileri olduğunu vurguladı. Güllüoğlu renklerin hayatımıza etkilerini şöyle sıraladı;

Yeşil; canlılık, bolluk ve bereketi temsil eder. Açık yeşil özellikle yaratıcılığı arttırması nedeniyle çocuk odalarında kullanılması öneriliyor.
Mavi; Yatıştırıcı ve odaklayıcı etkisi vardır. Özellikle ergen odalarında kullanılması önemli. İştah kesme etkisi var. İş ortamlarında da bu etkisinden dolayı kullanılıyor.
Siyah; gücü temsil ediyor. Genelde ofis mobilyalarında tercih edilir. Modern evlerde bembeyaz mobilyaların arasında siyah tercih edilerek Zen etkisi yaratmak mümkün.
Sarı, güneş ışığını hatırlatır. Umut verir. Ancak aşırı canlandırıcı etkisi nedeniyle agresif bebeklerde önerilmiyor.
Kırmızı; heyecan, ihtiras, mutluluk verebilir. İçe dönük kişiler genelde kırmızıyı tercih etmezken dışa dönük kişiliğe sahip insanların kırmızıyı daha çok tercih ettiğini söylemek mümkün. Fazlaca maruz kalmak stres yaratabilir.
Mor; hayal gücü ve yaratıcığı ortaya çıkarıyor. Olumsuz etki olarak depresyona sebebiyet verebildiğinden depresif kişilere önerilmiyor.

Güllüoğlu, renklerin etkilerinin çok genel olarak anlatılabileceğini ancak aynı renkler her insanda farklı etkiler yaratabileceğini söyleyerek bunu kişilerin hangi renklerin onlara iyi geldiğini kişilerin kendilerini deneyerek gözlemleyerek öğrenebileceği yorumunda bulunarak sözlerini bitirdi.

“DAHA ÇOK OTURUYORUZ, FİZİKSEL HASTALIKLARDA CİDDİ ARTIŞLAR YAŞANIYOR”
Teknolojinin hayatımıza girmesi ile toplumda oturma saatlerinin arttığını bunun da fiziksel rahatsızlıklarda artış olarak geri dönüş yaptığını belirten Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Hülya Yonucu “Oturma saatlerinin artması ile birlikte sinir sıkışması, tenisçi dirseği, bel ağrıları, boyun ağrıları, boyun fıtığı gibi hastalıklarla daha fazla karşılaşır olduk. Gençler arasında fıtıkla ilgili şikayetlerin ve ameliyatların arttığını görüyoruz. Bu hastalıklardan kaçınabilmemiz için hem mobilya tercihlerimize dikkat etmeliyiz hem de hareketsiz yaşam tarzından uzak durmalıyız” dedi.

Kişi sağlığının bozulmaması için uzun süreli oturmalara minik aralar verilmesinin öncelikli dikkat edilmesi gerektiğini belirten Yonucu, otururken dik durmaya özellikle dikkat edilmesi, laptopları göz seviyemizde iken çalışılması ve vücudu rahat ettiren boyun ve bel kıvrımına göre tasarlanmış ürünler tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

İnsanların genelde hasta olduktan sonra kendilerine danıştığını belirten Hülya Yonucu, “önlemi hasta olmadan almalıyız.” dedi.

Kadınlar için tatlı olan sadece adı

Adı kulağa hoş gelse de hiç de hoş olmayan bir hastalık bulgusudur çikolata kisti. Bu kiste yol açan Endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10'unu etkileyen oldukça yaygın bir sağlık sorunudur. 

Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Selman Laçin, kadınlarda ağrılı bir hastalık olan halk arasında çikolata kisti olarak bilinen sağlık sorunu hakkında bilgiler verdi.

Endometriozis ve Çikolata Kistleri İçin 8 Uyarıcı Belirtiler
1)Ağrılı adet görme
2)Adet kanamasının çok yoğun olması
3)Bel ağrısı
4)Ağrılı cinsel ilişki
5)Kısırlık
6)Ağrılı işeme
7)Ağrılı barsak hareketleri
8)Kabızlık veya İshal

ÇİKOLATAKİSTLERİ KISIRLIK SEBEBİDİR
Endometriozisin kesin nedeni halen bilinmemektedir. Bu konuda en yaygın kabul gören teori, adet kanamaları sırasında rahim içindeki dokuların kadının tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişimini sürdürmesidir. Bağışıklık sisteminin de buna izin verecek şekilde normalden farklılık gösterdiği düşünülmektedir. Kadının yumurtalıklarında endometriosis oluşması durumunda kistler(çikolata kistleri) oluşabilir ve bunlar eğer çok büyürlerse ciddi problemlere yol açabilirler. Çikolata kistleri her zaman kesin olmamakla birlikte ultrasonografi ile görülebilir. Kesin tanı ise yalnızca laparoskopi işlemi ya da açık ameliyatla konulabilir. Laparoskopi, hastalığa tanı konulmasında yararlı bir işlem olup, ayrıca hastalığın ciddiyetine ilişkin fikir de vermektedir. Bu işlem ayrıca, doktorun sizin için en iyi tedavi planını hazırlamasında da yardımcı olacaktır. Tanı konulurken eş zamanlı olarak endometriosis odaklarının cerrahi tedavisi de uygulanabilir.

Hamile Kalmakta Güçlük Çekiyorsanız Çikolata Kistine Dikkat
Hamile kalmakta güçlük çeken kadınlarda endometriozis hastalığı görülme olasılığı artmaktadır. Bu kadınların bir kısmında, özellikle de ileri evre endometriosis hastalığı olanlarda, endometriozisin neden olduğu tahribat Fallop tüplerinde (rahim kanalları) tıkanıklığa yol açmaktadır.

Çikolata Kistinin Kesin Tedavisi Yoktur
Endometriozisin kesin tedavisi olmadığını belirten Dr. Laçin, hastalığı tümüyle ortadan kaldırılmak mümkün olmadığıiçin ana sorunlara yönelikiki farklı tedavi uygulanabileceğini belirtti.

1)Ağrıya yönelik tedavi (ilaç veya cerrahi tedavi)
2)Kısırlığa yol açan durumun cerrahi tedavisi(çikolata kistlerinin çıkartılması, yapışıkların açılması ve tüplerin kontrolü) tedavisi. Kısırlık tedavisi planlanırken, hastanın yaşı, evlilik süresi, eşlik eden erkek faktörünün olması hangi tedavi yönteminin seçileceğinde önemli rol oynar.

Son yıllarda oldukça etkili olan ancak kişiyi geçici olarak menopoza sokarak yumurtalıkları ve dolayısıyla da endometriozis hastalığını baskılayan analog adı verilen aylık ya da 3 aylık depo iğneler mevcuttur. Ağrının giderilmesinde oldukça etkili olduğu bilinen bu ilaçların 6 aydan daha fazla kullanımı sakıncalı olduğundan bu süreden daha fazla kullanılması gerekiyorsa mutlaka ek bazı önlemlerin alınması özellikle kemikleri korumak amacıyla gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki tıbbi tedavilerin hiçbiri kişinin gebe kalma şansını arttırıcı etkiye sahip değildir. Hatta depo iğnelerin kullanıldığı dönemde kişi menopoza girdiğinden zaten gebe kalması hatta adet görmesi olası değildir.
Hastalığın ciddiyeti, kadının kısırlık öyküsü, gebe kalma isteği, yaşı, uygulanacak cerrahi tedavinin biçimini belirler.

Endometriozis Ameliyatından Sonra Gebe Kalma Oranı Nedir?
Çocuk sahibi olmak amacıyla bize başvuran ve daha önce endometriosis-çikolata kisti operasyonudefalarca geçirmiş bayanlarda gebelik şansı tüp bebek tedavisiyle bile çok yüksek olmamaktadır. Bu bayanlarda önceki operasyon ya da operasyonlarda uygulanan tekniğin yumurtalık rezervine zarar verdiğini sıkça görmekteyiz. Dolayısıyla bu konu gebelik açısından çok önem arz etmektedir. Eğer çapı 4-5 cm'den daha küçük çukulata kistleri varsa belki de bunlara hiç dokunmadan aşılama ya da tüp bebek tedavisine kişinin alınması en akılcı yaklaşım olacaktır. Bu konuda diğer yumurtalığın, hastanın yaşının ve diğer bazı faktörlerin cerrah tarafından iyi değerlendirilmesi gerekir.

Endometriosis Tedavisinde En Önemli Konu Çocuk Arzusunun Olup Olmadığıdır
Eğer gebelik arzu ediliyorsa medikal ve cerrahi tedavileri bir yana bırakıp doğrudan gebeliğe yönelik tedavilere girişmek en akılcı olandır. Çünkü medikal (tıbbi) ve de cerrahi tedavilerin gebelik şansını arttırdığı tam olarak kanıtlanmamıştır.

Dolayısıyla eğer yumurtalıklarda gebe kalma tedavilerini zora sokacak büyüklükte bir çukulata kisti yok ise ve kanalların da açık olduğu biliniyorsa aşılama ile bir an önce çocuk (kısırlık) tedavisine girişmek gerekir.

Eğer bir çikolata kisti varsa hekiminiz öncelikle bunun çıkarılıp çıkarılmaması gerektiğini sizinle tartışacaktır.

Cerrahi tedaviyi takiben kendiliğinden gebelik oluşmaz ise yumurtlamanın uyarılması ve rahim içine sperm aşılanmasıyla bu şans arttırılabilir. Ancak ileri düzey endometriosiste ve kadının yaşının 35 ve yukarısında olduğu ya da kısırlık sebebi olabilecek sperm problemi gibi ek bazı faktörlerin varlığında doğrudan tüp bebek tedavisine başvurmakta gecikilmemelidir.

Bu estetik operasyon metabolik sendroma iyi geliyor

Abdominoplasty olarak da geçen karın germe ameliyatları, özellikle karın bölgesinde bölgesel olarak yağlanma sorunu yaşayan erkek kadın fark etmeksizin pek çok insan tarafından tercih ediliyor ayrıca bir faydası da genel sağlık üzerine

“Metabolik sendrom olarak adlandırılan, çağın hastalığı, özellikle elma tipi şişmanlık yani yağ hücrelerinin karın ve bel bölgesine toplanması olarak söylenebilir. Karın germe operasyonu ile ise, mevcut yağlanma olan bu depo yağların vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayabiliyoruz” diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, metabolik sendromun kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması ve diyabet yani şeker hastalığını da artıran bir durum olduğunun altını çizdi ve ekledi" Elbette bu hastalığa yakalanmadan önce koruyucu önlem almak büyük önem taşır. Fakat eğer diyet ve egzersizle dahi bu sorunun önüne geçemiyorsanız, estetik cerrahiden faydalanmanız mümkün.“

Spora cevap vermeyen inatçı karın yağı

"Çoğu zaman hastalarımız ne kadar spor yaparlarsa yapsınlar sorunu çözümleyemediklerinden bahsederler. Bu depo yağ, genel vücut sağlığı üzerinde az evvel de dediğim gibi, büyük sorunlar oluşturuyor. Tüm bunlara ek olarak estetik açıdan sorun yaratan çatlaklar da var. Karın cildindeki çatlaklar da uygulanan hiçbir dermatolojik uygulamaya cevap vermeyecektir. Karın germe operasyonlarında sarkan yağlı doku alınır, bu sayede çatlarlar giderilir ve iç karna gererek form verilir” diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, iki kasık kemiğinin arasında, bikini bölgesinin altında yer alan bölgede sezaryen dikişinden çok daha az bir cerrahi iz kaldığının da altını çizdi.

Mini ve total karın germe

“Karın germe operasyonu, karın bölgesindeki fazla deri ve yağın alınarak karın ön duvarı kaslarının gerginleştirildiği bir cerrahi girişimdir. Karın germe ameliyatları mini karın germe ve total karın germe olarak ikiye ayrılır. Mini karın germe ameliyatında göbek deliğine müdahale edilmeden sınırlı alanda sadece karın kaslarını toparlayarak ameliyat yapılırken, total karın germe ameliyatında göbek deliğinin üstündeki alan ile birlikte kasık bölgesine kadar olan bölgedeki tüm fazla deri ve yağlar kesilerek çıkartılır ve göbek deliği yerine konulur. Fazlalıkların çıkarıldığı alandaki kaslar birbirine yakınlaştırılarak dikilir.

Karın bölgesi şişkin görüntüden kurutulmuş olur

En sonunda ameliyat bölgesine dren konularak karın germe ameliyatı tamamlanır. Karın germe ameliyatı sonrası ortaya çıkacak olan ameliyat izi zaman içinde geçecek ve belirginliğini kaybedecektir. Tam karın germe operasyonu pubik bölgesinin kıl çizgisi üzerinden göbeğin hemen alt kısmına paralel yatay açıyla yapılan kesi atımıyla başlar. Kesinin uzunluğunun ve şeklinin gereken oranda yapılması, düzeltme derecesine göre belirlenir.

Bazı zamanlarda göbek etrafına ikinci bir kesi atılarak üst karın derisi kaldırılır, kesilerek ayrılır” diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, daha evvel sezaryen doğum izi olan bayanların dikiş izleri, karın germe ameliyatı sırasında yeni dikişlerin içine dahil edildiğini ve bu operasyonun, vücut tipine ve ağırlığına göre orantılanarak yapıldığını söyledi.

Sağlıklı Dişler için Bunlardan Uzak Durun!

Sağlıklı dişlere sahip olmak için günde 2 kere dişlerimizi fırçalamamız, diş ipi kullanmamız ve düzenli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gitmemiz gerektiğini belirten Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Oğuz Kara, “ Ancak bunun yanında hangi gıdaların dişlerimize ne kadar zarar verdiğini de bilmemiz gerekir. 

Özellikle dişler için en zararlı ve uzak durulması gereken şey yiyecek ve içeceklerin içerisindeki asittir. Asit, gıdaların içinde direk bulunabileceği gibi aldığımız besinlerdeki karbonhidratların ağızdaki bakteriler tarafından aside dönüşmesiyle de oluşur. Dişlere en çok zarar veren karbonhidrat ve asit içeren gıda ve içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulması gerekmektedir” dedi.

Bağcılar Hospitadent Diş Hastanesi Başhekimi Dt. Oğuz Kara,sağlıklı bir gülümseye sahip olmak için uzak durulması gereken 10 zararlı yiyeceği ve içeceği açıkladı.

Sigara: Diş ve diş etlerine zarar verir,ağız kokusuna neden olur.

Alkol: Tükürük ağızımızdaki plağın ve asidin etkisini azaltacak ilk savunmamızdır. Bu yüzden ağız kuruluğuna sebep olacak her şey diş için zararlıdır. Alkol de ağız kuruluğuna sebep olacağı için kullanılmaması gereken bir içecektir.

Meyve Suları : Ph ‘ı 7 den düşük olan gıdalar dişlere zarar verir. PH 'I 2,5 olduğu için meyve suları da dişlere zararlıdır

Limon : Ph 'ı 2 olduğu için dişler için zararlıdır.

Kola : En zararlı içeceklerden biridir. Çünkü hem fosforik asithem şeker hem de sitrik asit içerir.

Enerji içeceği : Sitrik asit ve şeker içerdiklerinden dolayı dişler için zararlıdırlar.

Yapışık gıdalar (lokum, jeli bon vb.) : Tatlı şekerlemelerden daha zararlıdır. Çünkü daha fazla şeker verirler ve aynı zamanda sitrik asit içerirler.

Kuru Meyve: Kuru meyveler karbonhidrat ihtiva eder. Aynızamanda kuru meyveler yapışkanlığı sebebiyle ağız içinde daha uzun süre kalır. Sürekli kuru meyve yiyip dişlerinizi fırçalamamanız dişlerinizin çürümesine sebep olur.

Buz : Buz çiğnemek iyi bir fikir değildir. Buz çok serttir. Eğer eski büyük dolgularınız varsa buz yediğiniz zaman çok kolay bir şekilde dişleriniz kırılabilir. Soğuk aynı zamanda dişlerinizin kamaşmasına sebep da olabilir.

Beyaz Ekmek : Tükürükte bulunan amiloz enzimi karbonhidratları şekere çeviren enzimdir. Fakat şekeri zararlı kılan şey ağızdaki bakterilerin şekeriyemesi ve asit ortaya çıkarmasıdır. Eğer ağızda hiç plak yoksa şekeri aside çevirecek ve diş çürüğü oluşturacak bir şey de yoktur.

Acıklı filmler ağrıya iyi geliyor

Tiranozor, Dalgaları Aşmak ve Schindler'in Listesi gibi filmler sizi gözyaşlarına boğabilir ama travmatik filmler izlemek kişideki ağrı tolerans seviyelerini arttırıyor. Beyin tarafından üretilen kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan hormon seviyelerini yükseltiyor.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, ağlatan travmatik filmlerin, tv dizilerinin neden bu kadar cazip olduklarını şöyle açıklıyor:

“Travmatik, trajik, üzüntülü filmler izlemek, beyin tarafından üretilen, kişiyi iyi hissettiren ve ağrı kesici özelliği olan kimyasalların seviyelerini arttırarak, bir grup içindeki kişilerin aralarındaki bağları güçlendiriyor ve kişilerdeki ağrı tolerans seviyelerini yükseltiyor.

Böyle bir ihtimalin mümkün olup olmadığını keşfetmek için, yapılan ciddi laboratuvar çalışmaları var. Bunlardan bir tanesinde, çoğunlukla birbirlerini tanımayan insanlara travmatik bir film olan Stuart: A Life Backwards izlettirildi. Bu film gerçek bir hayat öyküsüne dayanıyor ve engelli, evsiz, uyuşturucu ve alkol bağımlısı birinin hikayesini anlatıyor.

Başka bir grubaysa, arka arkaya iki jeoloji ve arkeoloji belgeseli izlettirildi.

Travmatik filmi izleyenler arasında ağrı toleransının yüzde 13.1 oranında arttığı, buna karşılık belgesel izleyen gruptaki katılımcıların ağrı toleranslarının yüzde 4.6 oranında azaldığı gözlemlendi. Sonuç travmatik filmi izleyen grupta, kontrol grubundaki deneklere kıyasla, ağrı toleransı neredeyse yüzde 18 oranında arttı. Dahası, ağrı toleranslarında artış olan kişilerde, grup arkadaşlarına karşı aidiyet duygularında artış oldu.

Elde edilen sonuç grup içi bağlanma etkisinin sadece pozitif duygular aracılığıyla ortaya çıkmıyor oluşu. Bir duygusal deneyimi beraberce yaşamak endorfin hormonlarını harekete geçiriyor ve etrafınızdaki insanlara kendinizi daha yakın hissetmeye başlıyorsunuz.

Çünkü beynin fiziksel ağrıyla başa çıkan bölümleri aynı zamanda kişinin yaşadığı psikolojik sıkıntılarda da devreye giriyor.”

AĞLATAN TV DİZİLERİ BU YÜZDEN Mİ ÇOK İZLENİYOR?
Dramatik tv dizilerinin izlenme oranının yüksek olmasının sebeplerine de dikkat çeken Psikolog Mehmet Başkak, acıklı filmleri sürekli izleyenlerin psikolojik durumuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“İnsanlar acıklı senaryolar ve tv dizileri üzerinden birikmiş, bastırılmış duygularını ekran karşısında verdikleri tepkilerle risksiz ifade etme imkanı bulmuş oluyorlar.

Koltuğunda otururken tepkilerini dile getiriyor, ağlıyor, bunu arkadaş sohbetlerinde paylaşıyor ve böylece gizli gündemlerini acıklı filmler üzerinden konuşmuş oluyorlar. Bu da endorfin salgılarının artmasıyla elde edilen bir arada olma, etraftakilere kendini yakın hissetme duygularına ek bir imkan sağlamış oluyor.

Bununla beraber, ekran karşısında sürekli endişeli, dramatik acıklı filmler karşısında, kişinin kendi yaşamıyla ilgili olumsuz deneyimleri, duyguları yoğunlaşırken, bilinçaltı süreçte buna karşı direnç ve ayakta kalma mekanizması harekete geçmiş oluyor. İzleyenlerde kendi sorunlarına karşı otomatik bir duyarsızlaştırmaya yol açabiliyor. Yani sorunu halledilmese bile ona karşı duyarsızlaşmak bir nevi antidepresan etkisi oluşturabiliyor.”

Kur'an Sadece Arapça mı Okunmalı Türkçede Okunabilir mi?

Son zamanlarda sıkça sorduğunuz sorulardan biride Kur'an-ı Kerim'i Arapçasından okumak mı yoksa mealinden okumak mı daha iyidir?.. 

Aşağıda paylaşmış olduğumuz makalede kuranın arapça okunması ile ilgili ayetlerden tutunda,kuranı arapça okumak niçin önemlidir?,kuranı arapça okumak farzmı gibi soruların tüm cevaplarını bulacasınız!.. Ayrıca kuranı kerimi arapça okumanın fazileti ve kuranı kerimi türkçe okumak sevap mı sorularınında yanıtını almış olacaksınız!..
Kuran-ı Kerim Sadece Arapça mı Okunmalı?
Kuran’ı okumakta dinlemekte ibadettir. Fakat ikisi de okunan Kuran’ın anlaşılmasına bağlıdır. Anlaşılmadan salt okumanın veya dinlemenin kişiye yararlı olacağını gösteren hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Zira Allah Teâlâ birçok ayette Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması için nâzil olduğunu bildirmiştir. Kuran’ı okumakta veya dinlemekte amaç bu olmalıdır. Hal böyle olunca bizzat okumanın anlamaya daha yakın olduğu bir gerçektir.

Lakin Kuran'ı aslından okumak ile mealinden okumak arasında fark vardır. Asıl olan Kuran okumayı aslından öğrenmek ve manasını anlamak içinde mealden okumaktır. Ancak hiçbir Kuran meali aslının yerini tutmayacağından, namazda Kuran yerine okunmaz. Namazımızda mutlaka Kuran-ı Kerimi aslından okumalıyız. Allah kelamı olan, Arapça olandır.

Bizi yaratan Allah, Kuran-ı Kerimi Arapça olarak bize göndermiş. Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir. Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından, orjinalini okumalıyız. Çünkü onun aslı Arapça’dır. Allah Kuran'ı Arapça olarak indirmiştir. Tercümesi Kur'an yerine geçemez.

Örnek verme gerekirse, bir toğumun özünü bozarak parçalara bölüp, sonra da toprağa eksek o toğum yerden bitmeyecek topakta çürüyüp gidecektir. Çünkü özellikleri kaybolmuş olacak. Bunun gibi Kur'an ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer tohum gibidir; başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için Kur'an olmayacaktır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı? Yoksa kalp­leri üzerinde kilitler mi vardır?” (Muhammed, 47/24)

“And olsun ki, biz Kur’an’ı, üzerinde dü­şünülsün diye kolaylaştırdık; ama hani dü­şü­nen?” (Kamer, 54/17, 22, 32 ve 40)“


Müslümanlar Kur’an üze­rinde düşün­meyi asır­larca unuttular. Kur’an üzerinde akıl yorma gereği unutulunca o, ulaşıla­maz, erişile­mez bir kutsal sayıldı ve onu anla­yamayacağımız şeklinde bir ka­naat oluştu. Sonra eskile­rin her şeyi hallettiği savu­nuldu ve yeniliklere kapılar kapandı. Nihayet Kur’an, se­vap kazanmak için oku­nan bir kitap haline dönüştü.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu Kuran, gerçekten en doğruya ve en sağlama ulaştırır.” (İsrâ, 17/9)

Kur’an, gerçekten en doğru ve en sağlam olana ulaştırır. Fakat o, anlamak için değil de sadece sevap olsun diye oku­nursa onunla bir yere ulaşılamaz. Böyle bir şey, tıpkı kaliteli bir balın, sırf görüntüsü ve ko­kusu ile yetin­meye benzer. Yenmeyen balın vücuda ne faydası olur! Müslümanlar asırlardır böyle yapmışlar ve Kur’an ile yeterince besle­lenememişlerdir. Geleneksel kültür kalıpları ile hurafeler iç içe girmiş, halkı hurafeler sar­mıştır.

Kur’an okumada asıl maksat onu okumuş olmak değil; onu anlamak, düşünmek ve ona göre davranmaktır.

Abdullah İbn Mes’ûd şöyle demiştir: “Kur’an, ona uyulsun diye indirildi; ama insanlar tuttu, onu okumayı ibadet saydılar.”


“Kuran-ı Kerimin Manasını anlamıyoruz” düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle Kuran'ın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten Kuran anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın, Kuran'ı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.

Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır? Dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kuran okumak da bunun gibidir. Aklı Kuran'ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca, aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır.

Ya Hakem(El-Hakem) Esmasının Zikri ve Faziletleri

Ya Hakem(El-Hakem) Esmasının Zikri ve Faziletleri

EL-HAKEM (YA HAKEM) :
 Her şeye hakkıyla hükmeden,her şeye hakim olan;her hakkı yerine getiren.
Hükmeden, hak ile batılın, yanlış ile doğrunun, güzel ile çirkinin ve iyi ile kötünün arasını ayıran demektir.Hükmederek, hakkı yerine getiren yani Hükmedici, bilgisi ve adaletiyle nihai hükmü veren anlamına da gelir.Ya Hakem ismini zikredenin içi, alemin sırlarıyla dolar,sözü geçerli ve tesirli olur,Allah katında mertebesi yükselir.

El Hakem ile İlgili Ayetler :
“Allah size Kitab'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim? ” (Enam, 114)

“.Allah aranızda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir.” (Araf, 87)


Allah’ın yarattığı mahlukata veya kendi koyduğu kanunlara hakim olduğu,bu kanunların ve evrenin işleme şekli bellidir.O(c.c), kendi kanunlarının mahkumu değil,hakimidir.Mutlak hüküm ve hikmet sahibi yalnız Allah’tır

El-Hakem Esmasının Ebced Değeri ve Zikir Saati: 

YA-HAKEM isminin zikri altmışsekiz(68) adettir.Zikir saati Güneş doğduktan güneş batana kadar,zikir günü Pazardır.

EL-HAKEM Esmasının Faydaları ve Faziletleri:

  • Vaktinde ve saatinde bu tertibi yerine getiren kimse yetkili biri ise yetkisini hatasız kullanır.
  • Bütün işlerinde ve kararlarında isabetli davranır,dolayısıyle kıyamet günü hesabı hafif ve kolay olur.
  • Bu ismin usulüne uygun olarak zikrine devam edenler,Allah’ın izni ve iradesiyle amaçlarına kavuşur.
  • Hayvani gudalardan ve şüpheli şeylerden sakınarak rizayet yapan ve tenha bir yerde 668 defa “YA HAKEM” diye zikreden kimse “Allahümme inni es-elüke en takdi haceti” diye dua ederse ,istediğini elede eder.
  • Gece yarısı 68 defa okumaya devam eden,gizli sırlara vehikmete mazhar olur.
  • Haklı olduğu bir davayı kazanmak isteyen kimse,üç gün riyazetle oruç tutup sabaha karşı (4624) kere “YA HAKEM”diye zikrederse ve sonunda secdeye kapanıp istek ve ihtiyaçlarını dua ile Allah’a iletirse,duası kabul olur ve davasını kazanır.
  • Haklı olan davasını kazanmak isteyen; 68 defa okur. 
  • İç dünyasının sır ile dolmasını isteyen; Yâ Hakem ismini okur. 
  • Sözünün geçmesini isteyen; Yâ Hakem ismini okumaya devam eder. 
  • Allah'ın katında mertebesinin yükselmesini isteyen; Yâ Hakem ismini çokça zikreder. 
  • Bazı sırlara vakıf olmak isteyen El-Hakem ismini çokça okur.
  • Başkaları tarafından kabul görür.Adedi (68), saati Şems'dir. Muradın husulü için okunmalıdır.Bu mübarek ismi şerif namazların arkasından (68) defa okunursa, okuyanın kavrama gücü artar. Allah Teala eşyanın gerçek yüzünü ona gösterir.
  • Bir ay müddetle farz namazların arkasından okuyanın Allah katında makam ve mertebesi yücelir.
  • Gece yarısı abdestli olarak temiz bir kalp ile bu mübarek ism-i şerifi (100) defa okuyanların kalbi sır hazinesi haline gelir. Vird olarak okuyanın sözü tesirli olur.

Midenizin grip olabileceğini düşünmüş müydünüz?

Halk arasında ‘mide gribi’ olarak adlandırılan viral gastroenterit, özellikle mide ve bağırsakları etkileyerek halsizlik ve kusmayla kendini gösteriyor. Özellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde çok ciddi sorunlara yol açabilen hastalık, kolayca bulaşabildiği için büyük salgınlara da neden olabiliyor. 

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Gastroentroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şule Namlı Koç, herhangi bir koruyucu aşısı ve özel bir ilacı bulunmayan mide gribi süresince hastaların bol sıvı alması gerektiğine dikkat çekiyor.

Mide gribi, nörovirüsler yoluyla bulaşan viral gastroenterit'e halk arasında verilen isimdir. Virüsün neden olduğu enfeksiyon, özellikle mide ve bağırsakları etkiler. Hastalık süresince kişi kendini halsiz hisseder ve sürekli kusar. Hastada düşük ateş, karın ve eklem ağrısı da görülebilir. Hastaların yüzde 30'unda hiçbir semptom görülmeyebilir ama hasta devamlı virüs yayar. Hastalık başladıktan hemen sonra ve iyileştikten 3 gün sonrasına kadar bulaştırıcı etkisi devam eder. Bazı kişiler 2 haftaya kadar taşıyıcı olabilir. Bu nedenle mide gribi büyük salgınlar halinde de görülebilir. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Gastroentroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şule Namlı Koç, mide gribi hastalığıyla ilgili önemli bilgiler verdi:

2 GÜN SONRA ORTAYA ÇIKABİLİYOR

Mide gribi hastalığında, belirtiler virüsün alımından 24 - 48 saat sonra ortaya çıkar ve genellikle 1-2 gün devam eder. Virüs kısa sürede etkisini kaybettiği için kalıcı bir hasar bırakmaz, çok ciddi sonuçlara yol açmaz. Ancak hastalar su içemedikleri için susuz kalarak hastane bakımına ihtiyaç duyabilir. Bu durum ise genellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde görülür. Çocuk ve yaşlılarda mide virüsü, daha ağır tablolarla kendini gösterebilir.

YİYECEKLER YOLUYLA BULAŞABİLİR

Nöroviruslar, enfekte olmuş kişilerin gaita (dışkı) ya da salgılarında bulunur. Yayılmaları da nörovirüsün şehir suları, yiyecek ya da içeceklere bulaşması, bulaşlı yüzey ya da objelere dokunup ellerin ağza sürülmesi, hastalık belirtileri gösteren kişilerle direkt temas edilmesiyle (örneğin hastanın bakımını yaparak, yiyeceklerini paylaşarak ya da aynı kaptan yiyerek) gerçekleşebilir. Birçok salgına kirli ve hastalığın bulaştığı sularda yetişen kabuklu deniz hayvanlarının tüketimi de neden olabilir. Salatalar ve donmuş meyveler gibi diğer ürünler de virüs görülebilir.

NASIL KORUNMALI?

Bir insan tıpkı grip hastalığında olduğu gibi, hayatı boyunca birçok kez nörovirusle enfekte olabilir. Hastalığın herhangi bir aşısı bulunmadığı için enfeksiyondan korunmanın yolu hijyen ve temizlik kurallarına uymaktan geçiyor.

Özellikle tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan ve yemeden önce eller iyice yıkanmalı.
Meyve ve sebzeler pişmeden yenecekse, iyice yıkanmalı.
Kirli yüzeyler, kapı kolları, mobilyalar temizlenmeli ve dezenfekte edilmeli.
Hastalık geçirildikten sonra virüs bulaşmış, çarşaf, giyecek, örtü gibi çamaşırlar yüksek ısıda su ve sabunla hemen yıkanmalı.
Şehir sularında sorun varsa kaynatılıp soğutulduktan sonra kullanılmalı.
Enfeksiyonu olan kişiler, hastalıkları sırasında yemek hazırlamamalı.
Nörovirüsle oluşan hastalığa karşı semptomları önleyici tedaviler haricinde herhangi özel bir ilaç bulunmuyor. Hastalıkta bol sıvı alınması öneriliyor. Sıvı kaybını, ağızdan alarak karşılamayan yaşlı ve çocuk hastalara damar yolundan sıvı verilmesi gerekiyor.

Baba olmayı ertelemeyin

Kısırlık, Dünya Sağlık Örgütü'nün dünya nüfusunu tehdit eden hastalıklar sıralamasında kanser ve kalp-damar hastalıklarından sonra üçüncü sırada yer alıyor.

Kısırlık denilince aklımıza ilk olarak kadın kısırlığı geliyor. Oysaki erkek kısırlığı da hiç de küçümsenmeyecek oranlarda karşımıza çıkıyor. Kısırlık vakalarının yaklaşık %30'unda erkekte, %30'unda kadında ve %30'unda ise hem erkekte hem de kadında problem vardır. Ailelerin %10'u ise ‘açıklanamayan kısırlık’ grubundadır. Yani erkek kısırlığı ile kadın kısırlığının görülme oranları aynıdır.

Bugüne kadar hep kadınlara uyarılar yapıldı. 'Kariyer uğruna anneliği ertelemeyin’ denildi. Peki ya erkekler?

Onların da baba olmayı ertelememesi gerekmiyor mu?
Erkek üreme sağlığını etkileyen pek çok sebep var. Geçirilen enfeksiyonlar, kabakulak, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, antibiyotikler ve kemoterapi; erkeklerde kısırlığa neden olabilir.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Kısırlık sorununu sadece kadınlar yaşamıyor. Erkekleri de etkileyen kısırlığı hafife almayın, 'Erkek adam kısır olur mu?’ demeden önce mutlaka bir uzmana başvurun” diyerek erkekleri uyarıyor.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, erkek kısırlığı hakkında bilgi verdi:

Erkek üreme sağlığını; hormonlar, sperm üretimi, sperm kanallarında spermin taşınması ve cinsel fonksiyonlar etkiler. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, infertiliteye (kısırlık) neden olur.

AKDENİZ ANEMİSİ VE KİSTİK FİBROZ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Cinsiyet kromozomlarındaki birçok bozukluk infertiliteye neden olur. Bu vakaların birçoğunda testisler ve sperm üretimi olumsuz etkilenmiştir. Cinsiyet kromozomlarını etkilemeyen genetik bozukluklar da infertiliteye neden olabilir.

Bazı kas hastalıklarında, orak hücreli anemide, Akdeniz anemisinde ve mesaneye ait bozukluklarda infertilite sık görülür. İnfertilitenin eşlik ettiği diğer bir hastalık olan kistik fibroz vakalarında ise meni miktarı ve sperm sayısı azdır. Bu vakalarda sperm kanalları gelişmemiştir.

SİGARA, ALKOL VE İLAÇLAR ZARAR VERİR
Sigara; sperm sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiler. Sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimalinin arttığı belirlenmiştir.

Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden olur. Kronik alkolizm vakalarında testisler küçülür ve testosteron üretimi bozulur.

Uyuşturucu maddeler sperm kalitesini ve üretimini olumsuz etkiler. Bu maddeler hormonal dengesizliklere de yol açar.

Antibiyotiklerin birçoğu, parazit ilaçları, depresyon, mide ülseri, hipertansiyon ve alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, erkek üreme sağlığını olumsuz etkilediği gösterilmiştir.

KEMOTERAPİ ÖNCESİ SPERM DONDURULABİLİR
Kemoterapi ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, sperm üretimine zarar verir. Bu ilaçların bir kısmının etkisi kalıcı olabilir. Kemoterapi öncesinde bu hastalardan, ileride kullanılmak üzere sperm örnekleri alınarak dondurulabilir.

Testislerde sperm üreten hücreler radyasyona çok duyarlıdır. Radyoterapi gören hastalarda sperm üretimi üç-beş yıl içinde tekrar başlayabilir. Yüksek ısı, sauna ve sıcak su banyoları sperm üretimini olumsuz etkiler.

ÜREME HORMONLARIN KONTROLÜNDE
Üreme hormonlarının üretimi ve salınması hipotolamus, hipofiz bezi ve testisler tarafından kontrol edilir. Hipofiz bezinden LH (Luteinize edici hormon) ve FSH (Folikül stimüle edici hormon) salgılanır. Bu hormonların salınımını hipotalamustan salınan GNRH adı verilen hormon kontrol eder. Testislerde testosteron üretilir ve testosteron genital organlar dışındaki dokularda androjenlere (erkeklik hormonu) ve östrojenlere (kadınlık hormonu) dönüştürülür. Hipogonadotropik Hipogonadizm, Kalman Sendromu, İzole LH eksikliği, Hiperprolaktinemi veya Postpubertal Gonadotropin eksikliği de erkek kısırlığına neden olabilir.

Erkeklerde en sık karşılaşılan kısırlık sebepleri:
Kriptorşizm (inmemiş testis)
Testis tümörleri
Testiküler travma (Testislerde meydana gelen yaralanmalar)
Varikosel (Yumurtalık torbası ve testislerin etrafında oluşan varisli damarlar)
Enfeksiyonlar
Sistemik hastalıklar
Üreme kanallarında tıkanıklık
Geriye boşalma

Kalpten akciğere ciddi hastalıkların habercisi olabilir…

Halk arasında ‘bayılma, baygınlık ve kendinden geçme’ olarak tabir edilen senkop, bilincin ve duruşun geçici süre ile kaybı anlamına geliyor. Birçok nedenden dolayı başımıza gelebilen bayılmanın altında kimi zaman ciddi bir neden yatmazken, kimi zaman ciddi hastalıklardan kaynaklanabiliyor. 

Bayılma durumunda pek çoğumuz kime başvuracağımızı bilmezken çoğu zaman da günlük hayatın yoğun koşuşturmacası içerisinde başka şikayetler ortaya çıkmadan hekime başvurmaktan kaçınıyoruz. Oysa bayılmanın nedenini günümüzde Tilt testi (eğik masa) ile saptayabilmek mümkün. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, bayılmanın kalpten kaynaklanan ve hayati riske neden olabilen ciddi bir hastalıktan olabileceğini belirtirken ihmal edilmemesi ve gerekirse bir an önce tedavisine başlanması gerektiğini vurguluyor. Dr. Utku Zor, bayılmanın nedenlerini ve nasıl tespit edilebileceğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kimi zaman duygusal stres, ağrı, aşırı sıcağa maruz kalma gibi nedenlerle başımıza gelebilen bayılma, kimi zaman da aşırı terleme ve ishal gibi sıvı kaybının arttığı durumlarda hatta şiddetli öksürdüğümüzde bile kapımızı çalabiliyor. Tıp dilinde senkop olarak adlandırılan bayılma, genellikle beyine giden kan akımının geçici olarak yetersiz kalmasından kaynaklanırken en sık olarak kan basıncının çok düşük olması ve kalbin yeterli düzeyde oksijeni beyine ulaştıramaması durumunda ortaya çıkıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor bayılmanın altında kimi zaman ciddi bir neden yatmazken, kimi zaman da ciddi hastalıklardan kaynaklanabileceğini belirterek “Bayılma hayatı tehdit eden hastalıkların bir belirtisi de olabilir. Bazı kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, nörolojik, psikiyatrik, metabolik (kan şekeri düşüklüğü) bozukluklardan ileri gelebilir. Yine bazı ilaçlar bayılmaya yol açabilir” diyor. Egzersiz esnasında, çarpıntı ve düzensiz kalp atımları sonrasında bayılmanın mutlaka önemsenmesi gerektiğini belirten Dr. Utku Zor, bayılan kişinin ailesinde sık bayılan veya beklenmedik biçimde aniden ölen birisi olması durumunda da mutlaka hekime başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tilt testi (eğik masa) nasıl yapılıyor?  
Hasta, hidrolik olarak baş kısmı kaldırılabilen bir masaya yatırılıyor, emniyet kayışları ile güvenliği sağlandıktan sonra yatar pozisyonda kan basıncı ve kalp hızı ölçülüyor. Daha sonra masanın baş kısmı 60-70 dereceye kadar kaldırılarak kan basıncı ve kalp hızı ölçümleri 20-35 dakika arasında değişen süreler boyunca periodik olarak tekrarlanıyor. Hasta bu test esnasında genelde kalp hızı ve/veya kan basınçlarının ani düşmesi sonucu bayılırken, masanın yeniden yatar pozisyona alınması ile beraber kan basıncı, kalp hızı ve bilinç hızla normale dönüyor. Tilt (eğik masa) testi yaklaşık 45 dakikada tamamlanıyor.

Bayılma çocuklar ve gençlerde daha sık görülmekle beraber her yaşta ortaya çıkabilirken, genellikle ayaktayken oluyor; sıklıkla sıcaklık hissi, bulantı, baş dönmesi göz kararması gibi belirtileri takip ediyor. Bayılmanın süresi uzadığında vücutta kasılmaları tetikleyebildiğini ve idrar kaçırmaya yol açabildiğini belirten Dr. Utku Zor “Bu durum epilepsi (sara) atakları ile karıştırılmasına yol açıyor. Oysa epilepsi başta olmak üzere bilinç kaybı ile seyreden çeşitli nörolojik rahatsızlıkların vazovagal senkoptan ayırt edilmesi çok önemlidir ve nörolojik değerlendirme bu açıdan önem taşımaktadır” diyor.

Tilt testi (eğik masa) ile saptamak mümkün
Senkop geçiren çocuk ve gençlerin çok büyük bir kısmında altta yatan yapısal bir kalp hastalığı veya ritm bozukluğu olmadığını belirten Dr. Utku Zor, bu nedenle ayrıntılı tanısal tetkiklere nadiren ihtiyaç duyulduğunu, hekim tarafından yapılan ayrıntılı bir sorgulama ve fizik muayenenin (kalp atım hızı ve ritminin değerlendirilmesi, ayakta ve yatarken kan basıncı ölçümü) çoğu kez tanı için yeterli olduğunu söylüyor. Bazı hastalarda ise kalp kökenli bayılma nedenlerini aydınlatabilmek için elektrokardiyogram, ekokardiyografi, egzersiz stres testi, holter monitörizasyonu, koroner anjiyografi, elektrofizyolojik inceleme gibi ileri tanı yöntemlerinin devreye sokulması gerekebildiğini kaydeden Dr. Utku Zor tilt testinin önemine dikkat çekiyor.

Kolayca tespit edilebiliyor !
Günümüzde hastanın EKG ve diğer kalp tetkikleri normal ise hastalara Tilt testi (eğik masa) uygulanıyor ve bayılmanın nedeni kolayca saptanabiliyor. Dr. Utku Zor test sonucunda bayılma ataklarının ciddi bir hastalıktan kaynaklanmadığı saptanan kişilerde bu atakların önlenmesi için bol su içilmesi, düzenli egzersiz yapılması, aşırı sıcak ve uzun süre ayakta kalmak gibi bayılmayı tetikleyen durumlardan kaçınılmasını önerdiklerini belirterek “Hastanın haberci belirtilerden (sıcak basması, terleme, fenalık hissi, bulantı, baş dönmesi, ani başlangıçlı, genel bir güçsüzlük hali) haberdar olması ve bunları hissettiğinde oturması veya yatması önemlidir. Bazı insanlarda atakları engellemek için ilaç kullanımı, daha nadir olarak kişiye kalp pili takılması gerekebilir” diyor. Kardiyoloji ve nöroloji uzmanlarını bünyesinde barındıran Senkop Kliniği senkop geçiren hastalarda kısa sürede bayılma mekanizmalarını aydınlatarak tedavi ve yaşam tarzı değişikliği önerilerinde bulunuyor.

Kadınlar yüksek ücretli işlere erişemiyor

KornFerry Hay Group'un yeni araştırması, kadın ve erkeklerin ücret politikalarının farklı olmasının nedeninin pek de göründüğü gibi olmadığını ortaya çıkardı. Farkın nedeni kadınların yüksek ücretli işlere hala erişiminin olmaması ile açıklanıyor. Türkiye'deki veriler de bunu doğruluyor. 

Türkiye'de 1410 şirketten elde edilen verilere göre, kadın çalışanlar, idari personel düzeyinde çalışanların yüzde 32'si iken, yönetim seviyesine çıkıldığında yüzde 26'ya, üst yönetim seviyesinde ise yüzde 17'ye geriliyor.

KornFerry Hay Group'un100 ülkedeki 25 bin organizasyondan elde ettiği 20 milyondan fazla bireysel ücret verisini değerlendirdiği araştırma sonucunda, benzer işi yapan kadın ve erkekler arasında dikkate değer bir ücret farklılığı olmadığı görüldü. Araştırmaya göre, benzer işi yapan erkek ve kadınlar arasındaki fark Fransa'da yüzde 2,7 iken Avusturalya'da yüzde 1,4 ve İngiltere'de yüzde 0,8 seviyelerinde.

Araştırma bu farkı kadınların yüksek ücretli işlere hala erişiminin olmaması ile açıklıyor.

Kadınlar yüksek ücretli işlere erişemiyor

Veriler bu durumun Türkiye'de de geçerli olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye'de 1.410 şirketten elde edilen 680 bin 825 bireysel veriye göre, idari personel düzeyindeki çalışanların yüzde 32'si kadınlardan oluşurken, yönetim seviyesine çıkıldığında bu oran yüzde 26'ya, üst yönetim seviyesinde ise yüzde 17'ye geriliyor.

KornFerry Hay Group Türkiye Bilgi Hizmetleri Pazar Lideri Ersin Yıldırım, kadınların önüne iş hayatında çıkarılan engellerin ortadan kaldırılması gerektiğini, bu durumun hem şirketlerin hem de kadınların yararına olacağını söyledi.

Yıldırım, şirketlerin, yetenek yönetiminde kadınların alt kademelerdeki görevlere takılıp kalmayacağından ya da gelişim süreçlerinde gecikme yaşamayacağından emin olmaları gerektiğini savundu. “Biliyoruz ki kadınlar cinsiyetlerine bağlı olarak iş hayatındaki kariyer gelişimlerini engelleyecek küçük ve büyük birçok zorlukla karşılaşıyorlar” diyen Yıldırım, şirketlerdeki ataerkil kültürün, doğum izni politikaları ve gerekliliği olmayan birtakım uygulamalardan kaynaklanan engellerin ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti.

Kadınlara kritik ve zorlu görevler verilmeli

Araştırmadan çıkan sonuçlar, kadınların üst düzey görevlere gelebilmesi için kariyerlerine başladıkları andan itibaren onlara kritik ve zorlu görevler verilmesi ve kadınların performanslarına dair samimi geri bildirim alması gerektiğini gösteriyor. Bu iki konu, kadınların yeteneklerini geliştirmesi, deneyim kazanması ve en üst düzeyde değer görmesi için gerekli unsurlar olarak öne çıkıyor.

Ayrıca daha fazla kadının bilim, teknoloji, mühendislik ve ilaç gibi yüksek ücret ödenen sektörlerde çalışması için cesaretlendirilmesinin değerli olduğu vurgulanıyor.

Küçük yaşta yalan söyleyen eşini de aldatıyor

Beynin ödül sistemi ile aldatma arasında önemli bir ilişki olduğunu belirten genetik uzmanları, beyinde salgılanan dopamini algılayan sistemdeki farklılıkların aldatmaya yatkınlık sağladığına dikkat çekiyor. Buna göre bu farklılıklar küçük yaşta yalan söylemeye, ileriki dönemde de kumar oynama veya eşini aldatmaya yatkınlık sağlıyor.

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç.Dr. Korkut Ulucan, bilim dünyasındaki gelişmelere paralel olarak beynin kimyası ve biyolojisi hakkında gün geçtikçe yeni yaklaşımların ortaya çıktığını söyledi.

Moleküldeki farklılıklar aldatmaya yatkınlık sağlıyor

Son yıllarda yapılan bir çalışmanın beynin ödül mekanizması ve aldatma ile ilgili önemli bir gerçeği ortaya çıkardığını kaydeden Doç. Dr. Ulucan, dopamini algılayan sistemdeki farklılıkların aldatmaya yatkınlık sağladığını ifade etti. Doç. Dr. Korkut Ulucan şunları söyledi:

“Beynimizin ödül siteminde iki kilit molekül var: Serotonin ve dopamin. Bu kimyasalların normal metabolizmaları bizler için önemli. Ancak herkeste aynı şekilde çalışmıyorlar, kimilerinde daha etkili, kimilerinde ise daha az etkili. Bu yüzden bazı bireyler yalan söylemeye, kumar oynamaya, eşini aldatma gibi olaylara diğerlerine göre daha yatkın. Yapılan çalışmalar, özellikle dopaminin beyin hücrelerinde algılanmasını sağlayan moleküldeki (reseptör) farklılıkların, küçük yaşta yalan söylemeye, ileriki dönemde de kumar oynama veya eşini aldatmaya yatkınlık sağladığını ortaya koyuyor.”

Dopamin molekülünün ödül sistemi için önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Korkut Ulucan, “Dopamin, serotonin ile beraber aldığımız hazların büyük bir kısmının beynimizdeki algılanmasını sağlıyor. Dopamini hücrelerimizde algılayan reseptör moleküllerindeki bazı farklılıklar, aynı olay karşısında bireylerin farklı davranmasına neden olabiliyor. Örneğin küçük yaşta çok fazla yalan söyleyen çocuklar ileride kumar oynama, madde kullanımı gibi olumsuz davranışlar veya bulunduğu ortama aykırı davranma gibi farklı davranış tutumları sergiliyor. Birçoğu eşini aldatıyor. Ancak bu gene sahip herkesin aynı davranışı sergileyeceğini söyleyemeyiz ve genelleme yapamayız” dedi.

Doç. Dr. Korkut Ulucan, erken dönemde bu genin varlığının saptanması halinde psikolog eşliğinde olumsuz davranışların kontrol altına alınabileceğine dikkat çekti.

Sadin İsminin Anlamı Nedir ? Sadin Ne Demektir - Survivor Sadin İsminin Anlamı

Sadin İsminin Anlamı

Osmanlıca dan gelen Sadin isminin anlamı

SADİN: (C.: Sedene) Kapıcı. Perdedar. * Kâbe hizmetçisi.



  • Sadin İsminin Analizi:
    1. Pratik zekaya sahip, problem çözme konusunda beceriklidir. Herhangi bir sorun anında çözüm üretme konusunda hızlıdırlar.
    2. Hırslıdır, azimlidir ve asla yolundan geriye dönmez. Yüksek güce sahiptir. Israrcı ve yılmaz insanlardır.
    3. Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişidir.
    4. Hisleri ve sezgileri kuvvetlidir. Sağduyuludur.
    5. Hayaller kurmayı sever. Bol bol hayal kurarlar.
    6. S Harfi İle Başlayan İsimlerin Özellikleri

      Sihirbaz gibidirler.Zorlukların üstesinden gelmek için mutlaka bir yol bulurlar. Çok sıcak kanlı ve tutkulu insanlardır. Hisleri çok kuvvetlidir. Ancak yine de dikkatli olmaları gerekir. Hislerine güvenerek davrandıklarında çok büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirler. Bu nedenle hemen hareket etmeden beklemeleri gerekebilir. Duygusal iniş çıkışlar yaşayabilirler.