regular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
regular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Düzenli beslenme ve uyku vücut direncini koruyor

Mevsim değişikliği ile birlikte hava sıcaklığındaki ani değişikliklere bağlı olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığında artış yaşanıyor. Bu enfeksiyonlar, hafif-orta şiddette nezle grip semptomlarından, larenjite benzeyen ve hayatı tehdit eden ‘epiglottit'e kadar çeşitli rahatsızlıklara yol açabiliyor. 

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının iş verimliliğinde düşüşlere, çocukların ve gençlerin eğitimlerinde aksamalara neden olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, bu enfeksiyonlardan korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.

Öncelikle normal bir soğuk algınlığı ile bakteriyel sinüzit ve alt solunum yolu enfeksiyonları gibi hedefe yönelik tedavi gerektiren enfeksiyonların ayırt edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ali Titiz, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Kişilerde daha önceden var olan geniz eti ve bademcik ile alerjinin varlığı hastalık şiddetinin daha fazla yaşanmasına neden olabiliyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları içerisinde en sık karşımıza çıkan grip, bulaşıcılığının yüksek olması nedeni ile geniş kitleleri etkiliyor. Grip virüsü bulaştıktan yaklaşık iki üç gün içerisinde belirti vermeye başlıyor. En sık, gözlerde sulanma ve yanma hissi, burun tıkanıklığı ve akıntısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrıları, öksürük ve ateş ile karşılaşılıyor.”

İyileşme süresi uzayabiliyor
Hastalığın sağlıklı kişilerde ortalama beş-yedi gün içerisinde geçmesi bekleniyor. Ancak hamilelik döneminde, çocuklarda ve vücut direncini düşüren kalp, akciğer, böbrek, şeker gibi kronik sağlık sorunu olan kişilerde iyileşme süresi uzayabiliyor. Doç. Dr. Ali Titiz, risk faktörleri içerisinde en çok sigara kullanımının, solunum yolu mukozasının koruyucu faktörlerini tahrip ederek hastalık süresinin uzamasına ve ikinci bir enfeksiyon gelişimine dahi yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Nelere dikkat edilmeli?
Virüslerin temas edilen yüzeylerde yaklaşık 8 saat kadar canlı kalabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ali Titiz, el hijyeni başta olmak üzere tüm kişisel temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Buna göre hasta kişilerin kullandığı eşyaların kullanılmaması, hasta olan kişilerle aynı ortamın uzun süre paylaşılmaması, hasta kişinin veya yakınlarının bir iki gün maske kullanması büyük önem taşıyor. Doç. Dr. Ali Titiz, düzenli beslenme ve uykunun, vücut direncinin korunmasında en önemli faktörlerden ikisi olduğunu söyleyerek, takviye ilaç kullanımına gerek kalmayacağını açıklıyor. Riskli kişilere ise koruyuculuk açısından grip aşısını öneriyor.

48 saatten uzun süren ateşe dikkat!
İlaçla tedavinin semptomlara yönelik ve kişiye özgü olması açısından bir doktor tarafından yapılması gerektiğini ekleyen Doç. Dr. Ali Titiz, “Ağrı kesici ve antienflamatuar ilaçlar, lokal ve sistemik dekonjestan ve antihistaminikler, kişinin yaşam kalitesinin düşmemesi açısından tercih edilebilir” diyor. Bu destek tedavi ile birlikte ilaçla tedavi sırasında düzenli beslenme, bol sıvı alımı ve istirahat, kişinin iyileşme sürecini kısaltıyor. Hastalık sürecinde yeterli sıvı alımı olmaması ve düzensiz beslenme durumunda, doktor kontrolünde vitamin takviyesi veya bağışıklık sistemini destekleyici ilaçlar tedaviye eklenebiliyor.

Doç. Dr. Ali Titiz, destek tedavi ve istirahate rağmen özellikle ateşin 48-72 saatten uzun ve yüksek sürmesi, hastalık bulgularında gerileme yerine artış görülmesi durumunda ise uyarıyor: “Yaş açısından ve kronik hastalığı olan risk grubu içerisinde yer alan kişilerde bu süre beklenmeden bir hekime başvurulmalı. Antibiyotik kullanımı ise, viral enfeksiyon sonucu vücut direncinin düşmesi ile gelişen bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılmalı.”

Kürtaj intihara sürüklüyor

Amerika, İngiltere ve Hollanda'da yapılan bilimsel araştırmalarda gebeliği kürtajla sonlanan kadınlarda intihar eğiliminin arttığı ortaya çıktı. Gebeliğin devamı ise annelik içgüdüsüyle intihar olasılığını azaltıyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, kadınları yakından ilgilendiren araştırmalar hakkında şu bilgileri verdi:

“Finlandiya'da yapılan çalışma, kürtaj olan kadınlar arasında intihar nedeniyle ölümlerin 6 kat arttığını açığa çıkardı.

İngiltere'de 408 bin kadını kapsayan bir çalışma da benzer sonuçlar alınmıştır.

Amerika'da yapılan bir çalışmada ise, düşük gelir nedeniyle isteğe bağlı kürtaj yaptırmak zorunda kalan 173 bin 279 kadının tıbbi kayıtları incelenmiştir. Bu kadınlar arasında intihar oranı, 4 yıl sonra incelendiğinde, doğum yapanlara göre yüzde160 daha yüksek bulunmuştur.

O TARİHLERDE İNTİHAR EDİYORLAR

Pek çok vakada intihara teşebbüş ya da intihar olayı, kürtaj işleminin yıldönümünde veya olası doğum tarihinde meydana geliyor. Kürtaj ve yıldönümü ilişkisi genç kızlar arasında daha sık gerçekleşiyor. Gerçekten de gençler arasında kürtaj yaptırma daha sık olup intihar açısından da risk daha fazladır. Kadınlarda ise, intihara meyil daha önce psikolojik sorunları olanlarda veya önceden intihar girişiminde bulunanlarda artış gösteriyor.

Kürtaj sonrası oluşan duygusal travma, alkol kullanımına ve ilaç bağımlılığına da yol açıyor.”

Kürtaj yaptıran kadınların genellikle, kaybın getirdiği kederli ve sancılı bir süreçle mücadele etmek zorunda kaldığını belirten Op. Dr. Betül Görgen, kürtaj olan kadınların yalnız bırakılmayarak gerekirse profesyonel yardım almaları için yönlendirilmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Öfkeyi engelleyen besinler var!

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, öfkenin besinlerle yenilebileceğini belirterek bu tarz besinler konusunda bilgi verdi. Ayrıca bu besinlerle hazırlanan yemek tariflerini de paylaştı.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu ‘İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğuna dikkat çekiyor. Şeber sözlerine şöyle devam etti:

“Gün içerisinde yoğun iş hayatı ve hızlı akan şehir temposunda çok gergin, sinirli hatta öfkeli hissediyorsanız bu durumun beslenmenizle de ilgili olduğunu unutmayın. Yetersiz ve dengesiz beslenme, sinir sistemi için gerekli vitamin ve mineralleri eksik almanıza yol açacağından ötürü toleransınızın azalmasına neden olabilir. Ayrıca bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğu da biliniyor. İşte çabuk öfkelenmenizin besinsel nedenleri ve şifa kaynakları:

Az su tüketimi
Gün içerisinde suyun yetersiz tüketimi ve vücuttan kaybedilen sıvının karşılanamaması daha çabuk gerilmenize sebep olan faktörlerin başında gelir. Vücudunuzun susuz kaldığını idrar renginizden anlayabilirsiniz. Eğer idrar renginiz açık sarı değil ise bolca su tüketmenin vakti gelmiş demektir.

Öğün atlamak
Gün içerisinde dört saatten uzun aç kalınca kan şekerinin düşmesi sonucunda gerginlik seviyesi yükselir. Özellikle hipoglisemi hastalarında bu durum ciddi öfke ataklarına yol açabilir. Gün içerisinde üç ana öğün ve 1-2 ara öğün mutlaka tüketilmelidir.

Karbonhidratsız beslenmek
Düşük karbonhidratlı diyetler hem sinir sistemi açısından önemli rolü olan B vitaminlerini yetersiz içerir hem de vücutta proteinlerin enerji olarak kullanılmasına yol açarak kanda keton cisimlerin artmasına sebep olur. İki durumun da depresyona ve öfkeye yol açtığına dair bilimsel veriler mevcuttur.

ÖFKENİZİ BU DÖRT BESİNLE YENİN!

Kivi
Vücudunuzda şehir yaşantısı sebebi ile biriken serbest radikaller yeteri kadar temizlenmediğinde daha kolay öfkelenmenize sebep olabilir. Bu nedenle antioksidan etkisi ile hayatımızda büyük önemi olan C vitamininden zengin besinleri yeterli tüketmek gerekir. Kivi, C vitamininin en zengin kaynaklarından biridir. Bir adet kivi ortalama günlük C vitamini ihtiyacının %80'ini karşılar.

Kabak Çekirdeği
İçerdiği yüksek oranda magnezyum ile kasların gevşemesine ve daha rahat hissetmeye yardımcı olur. Günde 1 avuç kabak çekirdeği öfkenizi kontrol etmenizi ve daha esnek hissetmenizi sağlamakta destekçiniz olacaktır.

Balık
İçerdiği omega-3 yağ asitleri ile sinir sistemi sağlığını koruduğu bilinmektedir. Aynı zamanda yeterli omega-3 alan kişilerin depresyona yakalanma riskinin daha düşük olduğu ve daha az öfkelendikleri bilimsel çalışmalarca gösterilmiştir. Haftada 2-3 defa balık tüketmek kendinizi daha mutlu hissetmenize yardımcı olur.

Yer fıstığı
Vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen seratoninin salgılanmasını sağlayan triptofandan zengin olan yer fıstığı öfke kontrolü için yardımcı olacak bir diğer besindir. Mümkünse tuzsuz olanı tercih edilmeli ve yüksek kalorili bir besin olduğundan ötürü aşırı miktarda tüketilmemelidir.

ÖFKE YENEN TARİFLER

YER FISTIKLI BROKOLİ:
Malzemeler: 1 orta boy brokoli, 1 adet kırmızıbiber, 2 diş sarımsak, 1 silme çay kaşığı tuz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 çay bardağı tuzsuz yer fıstığı
Yapılışı: Brokoliyi yıkayın, çiçeklerine ayırın. Az suda hafif yumuşayıncaya kadar haşlayın. Kırmızıbiberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın, ince ince kıyın. Sarımsağı soyun ve çentin. Zeytinyağında tüm malzemeleri 5-6 dakika orta ateşte çevirin.

KABAK ÇEKİRDEKLİ PESTO SOSU:
Malzemeler: 2 su bardağı tuzsuz kabak çekirdeği içi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 tutam tuz, 1 tutam kuru fesleğen, 2 yemek kaşığı limon suyu, 3 diş sarımsak
Yapılışı: Sarımsakları soyun. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar blenderdan çekin. Sosunuzu sebzelerle dip sos veya makarna sosu olarak kullanabilirsiniz.

KİVİLİ PEYNİRLİ MEZE:
Malzemeler: 2 adet kivi, 1 adet domates, 2 yemek kaşığı lor peyniri, 1 adet orta boy mor soğan, 1 adet kırmızıbiber, ½ demet maydanoz, 2 adet tam ceviz
Yapılışı: Kivileri ve domatesi yıkayın, kabuklarını soyun ve küçük küpler halinde doğrayın. Soğanı soyun ve çok ince çentin. Kırmızı biberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın ve çok ince çentin. Maydanozu yıkayın ve çentin. Cevizleri elinizle küçük parçalara ayırın. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar karıştırın.

Kar romantizmi: İçinizi ısıtacak 5 tüyo

İster Hollywood yapımlarıyla eğlenebilir, ister kaygan zeminde keyifli dakikalar yaşayabilirsiniz! Karlı kış günlerinde romantik buluşmalar için öneriler…

Hava buz gibi, dışarıda lapa lapa kar yağıyor ve yeni yılın henüz ilk günlerini yaşıyoruz… Yeni birileriyle tanışmanın, birlikte eğlenceli zaman geçirmenin ve romantik anlar yaşamanın tam vakti! Sizi yolunuzun kesiştiği kişilerle buluşturan mobil tanışma uygulaması Happn'dan bu soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak buluşma tüyoları…

1- Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var
Dışarısı buz gibiyken, onu sıcacık bir çay veya kahve içmeye davet edersiniz, kestirmeden gönlünü fethedersiniz. Romantik bir kafede, kar manzarası eşliğinde baş başa çay veya kahve keyfi yapmaya kim hayır diyebilir ki?

2- Hollywood hizmetinizde
Kış günlerinde içinizi ısıtacak bir başka mekan da elbette sinemalar. Özellikle bu aylarda vizyonda sayısız film oluyor; ikinizin de beğeneceği bir yapım illa ki vardır. Rahat koltuklar, güzel bir film ve biraz da patlamış mısır, daha ne olsun…

3- Aşkınızın meyvesi
“Ben karın tadını doyasıya çıkarmak istiyorum” diyorsanız, o zaman buluşmak istediğiniz kişiyi sahilde veya parkta bir yürüyüşe davet edin. Happn'ın See You There özelliğini kullanarak kimin böyle bir aktiviteye kimin istekli olduğunu kolayca görebilirsiniz. Sonra da kalın kalın giyinip, bere, eldiven ve atkıyı eksik etmezseniz, karın altında eğlenceli anlar yaşayabilirsiniz. Belki de birlikte bir kardan adam yaparsınız?

4- Dikkat, kaygan zemin!
Daha fazla heyecan arayan biriyseniz, onu buz pateni kaymaya götürebilirsiniz. Şehirde buz pateni kayılabilen pek çok alan var, buluşma öncesinde internette küçük bir araştırma yaparak kolayca bulabilirsiniz. Sonrasında ise gelsin eğlence ve kahkahalar!

5- Sabahlar olmasın
Türkiye'deki 1.4 milyon Happn kullanıcısı arasında dans etmeyi seven çok sayıda kişi olduğuna bahse gireriz! Hava böylesi soğukken önceliğiniz ısınmaksa, zaman date'inizi dans etmeye götürün. Salsa partilerinden milonga gecelerine, gece kulüplerinden konserlere dans edebileceğiniz yerler o kadar çok ki! Tek yapmanız gereken, buluşacağınız kişinin profiline bakıp hangi tür müzikler ve danslardan hoşlandığını öğrenmek ve ardından kendinizi piste atmak…

Kalp Damar Hastalıklarında Kişiye Özel Tedavi

Dünyada ölüm nedenleri arasında kalp hastalıkları ilk sırada yer almaktadır. Toplumun artan yaş ortalamasının yanı sıra; sigara kullanımı, yanlış beslenme alışkanlıkları, obezite, yüksek tansiyon, diyabet gibi çoğu kontrol edilebilir faktörler, kalp ve damar hastalıklarının temel nedenleri olabilmektedir. 

Koroner arter hastalığının tedavisi ise ilaç kullanımının yanı sıra yaşam tarzı değişikliği ve cerrahi müdahale de gerektirebilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cem Yorgancıoğlu, koroner arter hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Sol kola vuran ağrı damar tıkanıklığı habercisi olabilir

Koroner arter hastalığı, kalp adalesini besleyen ve “koroner arterler” olarak adlandırılan atardamarların sıklıkla “ateroskleroz” adı verilen damar sertliği sonucunda daralma veya tıkanması sonucu kalbin kan ihtiyacı ile gelen kan miktarı arasındaki dengesizlikten dolayı ortaya çıkan tablodur. Daralma sonucunda gelen kan miktarındaki azalmaya bağlı olarak yorgunluk, göğüste gerginlik, baskı hissi, yanma, genellikle sol kola vuran ağrı, çeneye doğru yayılan ağrı hatta bazen mide ağrısı şeklinde yakınmalar gözlenir. Egzersiz ve stres gibi kalbin kan ihtiyacını artıran durumlar bu yakınmaları başlatabilir. Bu yakınmalar genellikle dinlenildiğinde geçer.

Tanı kalp damarlarının görüntülenmesiyle konuluyor

Koroner arter hastalığının kesin tanısı “koroner anjiyo” olarak adlandırılan kalbin damarlarının görüntülenmesi ile konulmaktadır. Son yıllarda bilgisayarlı tomografi ile de görüntü alınsa da “altın standart” kasık ya da kol atardamarından girilerek yapılan klasik anjiyodur. Tanısal anjiyo sonucunda hastaya tedavi seçeneklerinden uygun olanı önerilmektedir.

Tıbbi tedavi: Bu tedavi seçeneği genellikle hastanın damar yapısının herhangi bir girişimsel müdahaleye gerek olmadığı ya da cerrahi veya stent işlemlerinden yeterli faydanın sağlanamayacağı hallerde önerilmektedir.

Balon veya stent: Böyle bir girişim, genellikle hastanın damar yapısındaki darlığın bu tedavi yöntemine uygun olduğu ve yeterli kazanımın sağlanacağı durumlarda ya da cerrahi tedavi riskinin çok yüksek olduğu vakalarda önerilmektedir

Koroner bypass: Cerrahi tedavi ise genellikle hastanın damar yapısına bir girişimin gerekli olduğu ve hastanın en düşük riske karşın en yüksek kazanımının cerrahi tedavi ile olduğu durumlarda önerilmektedir. Koroner bypass, darlık olan bölgenin daha ilerisine kanı götürmek amacı ile yapılan bir köprüleme işlemidir. Bu işlem bir açık kalp ameliyatı olarak yani kalbi durdurarak yapılabileceği gibi, kalbi durdurmadan çalışan kalpte de yapılabilmektedir. Kesi klasik olarak her iki meme arasından orta hatta olabileceği gibi küçük ya da yandan da olabilmektedir. Yöntem seçiminde temel hedef, hastanın genel durumuna ve riskine uygun olarak en faydalı aynı zamanda da en risksiz ameliyatı gerçekleştirmektir. İşlem sonrasında hastaların büyük bir çoğunluğu, 5-7 gün içinde taburcu olarak sağlıklı bir şekilde gündelik hayatlarına dönebilmektedir.

Yenilenmenin kolay 8 formülü

Yeni yıl hemen hepimiz için yeni başlangıçlar, yeni umutlar demek… Her yıl sona erdiğinde yaşadıklarımızı gözden geçiriyor; kimilerinde pişmanlık duyuyor, hüzne kapılıyoruz… 

Kimilerinde ise doğru kararlar vermenin mutluluğunu, hazzını yaşıyoruz. Her yıl tekrarladığımız bu sorgulamaların tek bir nedeni var; daha mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek. Ancak kimi zaman beklentilerimizi çok yüksek tutmak, kimi zaman yaşanılan olumsuzluklara fazla odaklanmak veya her şeye yetişmeye çalışmak gibi hatalı alışkanlıklar veya düşüncelerimiz nedeniyle kendimizi mutsuzluğa sürükleyebiliyoruz.

Bazen de mutluluğu kendimiz değil başkalarının davranış ve sözlerine bağlayarak elde etme hatasına düşüyoruz. Kendi algımız, düşüncelerimiz, hayallerimizi başkaları üzerinden tanımladığımızda aradığımız mutluluktan uzak bir noktaya düşüyoruz. Aslında mutluluğu yakalamak çok da zor değil!

Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri mutlu olmak için sadece yeni yılda değil ömür boyu uzak kalmamız gereken alışkanlıklarımızı ve hayatımızda neleri ön plana almamız gerektiğini anlattı.

1. Mükemmellik kaygısından uzaklaşın
Mükemmel olma kaygısı çağın getirdikleriyle beraber ortak bir kaygı halini almaya başladı. Her şeye yetişmeye ve bunları en iyi şekilde yapmaya çalışmak, beklentileri çok yüksek tutmak, zamana meydan okumaya çalışmak gibi durumlar kişilerde yoğun kaygıya ve beraberinde sorunlara yol açıyor. Tükenmişlikte büyük rol oynayan bu kaygıdan uzaklaşmak, mükemmel olma arzusundan uzaklaşıp “yeteri kadar iyi” olabilmek kişinin kaygısını azaltıp, elde ettikleri başarılar ve gündelik hayattaki rutinlerinde daha mutlu olmasını sağlıyor.

2. Mutluluğu hayatınızın tek bir alanına endekslemeyin
Kimi insan için mutluluğun tek şartı işteki başarısı, kimi için ailedeki rolü, kimi için de sosyal konumu halini alabiliyor. Tüm yatırımın yapıldığı o tek alanda işler istenildiği gibi olmadığında motivasyonsuzluk, çaresizlik hisleri ve mutsuzluk gelişebiliyor. Hayata geniş pencereden bakıp her alanın ayrı ayrı kıymetini bilmek ve bunlara odaklanmak, negatif duygu ile düşüncelerden uzaklaştırarak kişiyi mutlu kılıyor ve herhangi birinde gelişebilecek olan aksiliklerin etkisini azaltıyor.

3. Bitmekte olan yılı / geçmişi acımasızca değerlendirmeyin
Hayat iniş çıkışlarıyla dolu bir yolculuk. Her yılın bitimiyle beraber geçmiş zaman muhasebesi yapılmaya başlanıyor. Ancak yaşanılan olumsuzluklara gereğinden fazla odaklanmak, olan iyi şeylerin üstünü örtmeye ve kişiyi geleceğe dair umutsuz bakmaya itiyor. Gerçekçi değerlendirmeler ise geleceğe dair her zaman daha pozitif bakmayı sağlıyor.

4. An'da kalmanın önemini unutmayın
Geçmiş ve gelecek muhasebesinin içine kendinizi hapsedip mevcut zaman dilimini deneyimlemekten mahrum kalmak kendini cezalandırmaktır. “Bu da mutsuzluğu beraberinde getiriyor. ” diyen Psikolog Sena Sivri, “Yaşanılan an'ın tadını çıkarmaya çalışmak ise ödüldür. Geçmişin geçmişte kaldığı, geleceğin daha yaşanmadığı bilinciyle mevcut zamanın tadını çıkarmaya çalışın.” diyor.

5. Hem kendinizi hem başkalarını takdir etmeyi ve sağlıklı eleştirmeyi öğrenin
Yaşadığımız olumsuzluklarda hem başkalarına hem de kendimize karşı zaman zaman çok acımasız eleştirilerde bulunabiliyoruz. Bunun aksine başarıları takdir etmeyi unutup kendimizin veya başkalarının değerini göz ardı edebiliyoruz. Yeni yılda önce kendinize sonra başkalarına karşı yaşadıklarınızda yapıcı / sağlıklı eleştiriler yapmaya ve başarıları, pozitif davranışları övmeye / takdir etmeye özen gösterin.

6. Bağışlamayı öğrenin
Yaşadığımız travmalar, aldığımız darbeler bizi acımasız olmaya, kin tutmaya itebiliyor. Bu duygular yaşadıklarımızın etkisini silmemekle beraber bizi içten içe kemirerek tüketme yoluna götürüyor. Hayatta her şeyin yaşanabileceği gerçeğini bilerek bağışlamayı öğrenmenin iyileştirici etkisini deneyimleyin.

7. Hedeflerinizi gerçekçi belirleyin
Sağlıklı geçen bir yıl değerlendirmesinden sonra hedef belirlemek kişiyi motive ediyor ve geleceğe dair umudunu pekiştiriyor. Ancak hedeflerin ulaşılabilir ve gerçekçi olması gerektiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, “Önümüzdeki yıla dair yapabilirliğiniz dahilinde hedefler belirlemeye çalışın. Aksi halde hedeflediğinizi elde edememenin yanı sıra kendinizi tüketir ve umudunuzu kaybetmiş halde bulabilirsiniz.” diyor.

8. Aktif olun, hobi edinin, sosyalleşin
Aile ve iş gibi mevcut sorumluluklar hayatın içine başka şeyler katmayı unutturuyor. Mutlu olmak için keyif aldığınız şeyleri hayatınızın içine katın. Bir hobi edinmek, spor yapmak, sevdiklerinize daha fazla zaman ayırmak gündelik yaşam stresinin etkilerini hafifletecektir.

Yeni yıl hedefleri hüsranla sonlanmasın

Pek çok kişi gelecek yıla ilişkin hedeflerini belirliyor. Ancak bu hedeflere ulaşmak sanıldığı kadar kolay olamıyor. 

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurumsal Gelişim Merkezi Yöneticisi Psikolog Ayşegül Horozoğlu Enkavi, Türkiye'de en sık rastlanan yeni yıl hedeflerini ve bu hedeflere ulaşma yollarını anlatıyor.

Yılsonunda büyük bir azim ve kararlılıkla alınan kararların pek çoğu ne yazık ki yeni yılda gerçekleşemiyor. Kilo vermek, yeni bir iş bulmak ya da yaşam tarzını değiştirmek gibi uzun soluklu pek çok hedef daha ilk haftalardan askıya alınıyor.

Peki, alınan kararlardan vazgeçmemek ve ‘yeni yıl pişmanlığı’ yaşamamak için neler yapmak gerekiyor? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nün Kurumsal Gelişim Merkezi Yöneticisi Psikolog Ayşegül Horozoğlu Enkavi, “Yeni başlangıçlar yüksek motivasyon ister. Çünkü insanlar alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezler. Şimdiye kadar yapmadığını yapmak kolay değildir. Bu nedenle bir başlangıç noktası belirlemek ilk adımı atmak anlamına gelir. Gerekli olan motivasyonu sağlar. Hafta başı, yılbaşı gibi günler başlangıcı çağrıştırdığı için herkes tarafından tercih edilen zamanlar oluyor” diyor.

Karar alınırken varılmak istenilen noktayı ve o noktaya varana kadar izlenecek yolu tanımak gerektiğine değinen Enkavi, “Yeni yılın herkes için yeni bir başlangıç; umut anlamına gelir. Bu dönem hedef koymak için net bir zaman dilimidir. Tamamen psikolojik bir durum. İnsanlar yeni yıla girerken içinde bulundukları değişim atmosferi içinde şimdiye kadar yapmak isteyip de yapamadıkları pek çok şey için yeni kararlar alırlar. Tıpkı doğum günlerinde yaptıkları gibi” diyor.

Yeni yılda verilen kararların uygulanabilir olması için hedefin çok net belirlenmiş olması ve gerçekleşmesini sağlayacak aksiyonların adım adım çıkarılmış olması gerektiğinin altını çizen Enkavi, “Hatta hedef uzun soluklu ise bunu daha küçük parçalara bölerek gerçekleştirmek gerekir. Kısa vadeli hedefler gerçekleştikçe daha uzak ya da zor hedeflere varmak kolaylaşır. Bizi motive eder, hedef gözümüzde büyümez ve ulaşılmaz olmaktan çıkar, çünkü ulaşılması zor gözüktüğünde, vazgeçmek çok daha kolay olur. İnsanoğlu, bir hedefin ucunda tanımlanmış bir ödül yoksa kolay vazgeçebiliyor. Kararımızı uygulamak için güçlü bir dürtü olması ve bununla ilgili duygu geliştirmemiz gerekir” diyor. Enkavi, Gerçekçi hedef belirlemek, hedefleri belirlerken olumlu ifadelere odaklanmak, hedefin somut ve ölçülebilir olması, hedefi küçük ulaşılabilir parçalara bölmek ve hedefin başarı kriterini net belirlemenin de kritik önem taşıdığını sözlerine ekliyor.

Türkiye'nin yeni yıl hedefleri…

Peki, Türkiye'de en çok hangi konularda hedef belirleniyor? Araştırmalara göre yeni yıl arifesinde alınan en popüler kararlar arasında sağlıkla ilgili olanlar geliyor. 'Sağlığıma dikkat edeceğim, kilo vereceğim, düzenli spor yapacağım, sigarayı bırakacağım’ gibi bir liste uzayıp gidiyor. Sonraki sıralamada ise kişisel gelişim ile ilgili kararlar devreye giriyor. “Seyahate çıkacağım, görmediğim yerleri göreceğim, daha çok kitap okuyacağım, işimle ilgili bir başarıya imza atacağım ya da yabancı dil öğreneceğim’ Türklerin en popüler yeni yıl dilekleri arasında…

Bunların dışında en sık rastlanan kararların ise; 'arkadaşlarıma ve kendime daha çok zaman ayıracağım, kitap yazacağım en azından ya da yazmaya başlayacağım, çocuklarımla daha çok vakit geçireceğim’ olduğuna değinen Enkavi, "Yeni yaşam başlangıçları yani evlenmek, nişanlanmak, çocuk istemek vs. bu liste böyle uzayıp gidebilir. Tabii ki kültürel farklar burada da söz konusu. Yaşayış tarzı, içinde bulunduğumuz sosyal ortam, sosyo kültürel birtakım farklılıklar, bizlerin kişilik özelliklerini bile farklılaştırıyor. Dolayısıyla beklentiler, amaçlar, bizi motive eden unsurlar farklılaşıyor” diyor.