sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lor peyniri bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Kansere karşı koruyuculuğundan, kemiklerin güçlenmesine, mide rahatsızlıklarının giderilmesine kadar sayısız faydası olan lor peynirinden yeterince yararlanılmadığına dikkat çeken uzmanlar, lor peynirinin özellikle bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de belirterek, sofralardan eksik edilmemesi önerisinde bulunuyorlar.

Bağışıklık sistemi zayıf kişilerin, sporcuların, diyet yapanların ve tansiyon hastalarının gözdesi olan Lor peynirinin sağlığa yararları saymakla bitmiyor. Özellikle içerdiği serum protein ile vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine katkı sağlayan lor peyniri, sporcuların da sağlıklı beslenme listesinde ilk sırada yer alıyor.

Beslenme ve Fitoterapi Uzmanı Gizem Keservuran, lor peynirinin sadece börek ve makarnalarda kullanıldığını söyleyerek “Lor peyniri sofralardan eksik edilmemeli. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlamak için lor peyniri yiyebilir, hastalıkları kendinizden uzak tutabilirsiniz. ” dedi.

Lor peynirin sayısız faydası var

Vücut için en önemli besinleri içeren, lor peynirinin protein, kalsiyum, mineral ve vitamin zengini bir peynir olduğuna dikkat çeken Keservuran, lor peynirinin inek peynirinin suyundan yapıldığını belirterek “İnek peynirinden elde edilmesine rağmen inek peynirindeki antijenik proteinleri içermez. Lorun içinde özellikle diğer süt ürünlerinde bulunmayan çok değerli bir protein olan serum protein vardır. Bunun da biyolojik değeri çok yüksek. Hatta yumurtadan daha yüksek biyolojik değeri var. Yumurta alerjisi olan bir kişi, lor yiyerek bu protein ihtiyacını çok rahat karşılayabilir” diye konuştu. Keservuran “Lor peynirinin içinde bulunan serum protein tüm vücut ve kas proteinlerinin daha fazla sentezlenmesini sağlıyor. Aşırı egzersiz sonucu ortaya çıkabilen kas sakatlanmalarında iyileştirici etkisi var. Bu nedenle özellikle sporcular bu peynirin değerini biliyor ve tüketiyor. Ancak, birçok kişi bu değerli peynirin mucizevi etkilerinin farkında değil. Sadece börek ve makarnada lor kullanılıyor.

Günün her saati atıştırmalık olarak da bu faydalı peynirden yararlanmak mümkün. Özellikle Diyet yapanlar, az tuzlu kahvaltılık lor peyniri ile diyetlerini keyiflendirebilirler”

Lor peynirinin besin değeri de zengin

Yenilikçi ürünleri ile peyniri günün her saati tüketilebilen sağlıklı bir atıştırmalığa çeviren Muratbey'in tam yağlı lor peynirinin, Türk Gıda Kodeksine göre 100 gramı günlük kalsiyum ihtiyacınızın % 90'nını karşılıyor. Lor peynirinin 100 gramında 700 mg kalsiyum bulunuyor. Yumuşak taze bir peynir olan Muratbey Lor, 500 gramlık ambalajlarda sunuluyor. Sadece börek, makarna, tatlı yapımında değil, Muratbey Lor Peyniri’ ni kahvaltıda da, üzerine şeker, bal ya da reçel dökerek tüketebilirsiniz.

Lor Peyniri Salatası Tarifi

Malzemeler
300 gr. Muratbey Lor peyniri
1 tatlı kaşığı çörek otu
7-8 dal dereotu
7-8 dal maydanoz
4-5 dal taze nane
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, pul biber (isteğe bağlı)

Hazırlanışı
Dereotu, nane ve maydanozu ince ince kıyalım. Bütün malzemeleri karıştırıp, servis tabağına alalım.

Akıl sağlığı bağırsaklara, bağırsaklar bu diyete emanet

GAPS Diyeti, günümüzde giderek daha çok sayıda çocuk ve yetişkinin maruz kaldığı psikolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde adeta mucizeler yaratıyor. Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'ni ve bu diyetin püf noktaları anlattı.

Bağırsak ve psikoloji, yan yana kullanılması ilk bakışta tuhaf gelen kelimeler gibi görünse de bilim, günümüzde pek çok çocuk ve yetişkinin mustarip olduğu psikolojik-psikiyatrik hastalıklar ile otoimmün sistem kaynaklı fizyolojik sendromların kökeninde, hasarlı ve geçirgen bağırsak yapısı ile anormal bağırsak florasının yer aldığını kanıtladı.

Diyetisyen Emre Uzun, otizm, hiperaktivite-dikkat eksikliği, disleksi, dispraksi, depresyon, şizofren, obsesif kompulsif bozukluklar ve epilepsi gibi psikiyatrik hastalıklar ile öğrenme güçlüğü, yeme içme bozuklukları gibi rahatsızlıkların, hasarlı bağırsak yapısı dolayısıyla beynin ve bedenin toksik etkiye maruz kalmasından kaynaklandığını belirtiyor. Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin işte bu önemli sorunların tedavisinde olumlu sonuçlar yarattığına dikkat çekiyor.

SORUN BAĞIRSAK SIZINTISINDA
GAPS Diyeti adını Gut And Psychology Syndrome kelimelerinin baş harflerinden alıyor; Türkçe karşılığı ise Bağırsak ve Psikoloji Sendromu. Hasarlı bağırsak dokusundan sızan toksinler ile ağır metallerin hayati organların yanı sıra beyne de yaptığı olumsuz etkiler GAPS'a yol açıyor.

Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin bağırsak astarının iyileşmesinin, sağlıklı yaşam sürmenin temelini oluşturduğu ilkesinden yola çıktığını vurguluyor ve şöyle diyor. “Bu diyetle sızıntılı bağırsak duvarı iyileşiyor, böylece de sızıntı kesiliyor. Sızıntının kesilmesiyle beynin yanı sıra vücuttaki tüm doku ve organlar maruz kaldıkları toksik etkiden kurtuluyor, bu sayede de psikolojik ve fizyolojik semptomlar ortadan kalkıyor.”

GAPS DİYETİ'NİN PÜF NOKTALARI
Oldukça zorlayıcı görünen kural ve yöntemlere sahip olsa da yarattığı olumlu sonuçlar dolayısıyla GAPS Diyeti bu hastalıkların tedavisi için büyük önem taşıyor. Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin beş püf noktası bulunduğuna dikkat çekiyor:
Et suyu hazırlanırken, düdüklü tencerelerin besini yıkıma uğrattığı dikkate alınarak düşük ısıda, yavaş yavaş pişirme yöntemi tercih edilmelidir.
Karbonhidratların kesilmesiyle meydana gelen enerji açığı yüzünden oluşan halsizliklerin gidermek için, havuç ve soğandan zengin sebze çorbalarının tüketilmesi yararlı olur.
Doğal ve yeterince fermente olmuş peynir yenmelidir.
Taze gıda satın alınmalı ve evde hazırlanmalıdır.
Şeker bağımlısı çocukların şekere ihtiyacını azaltmak için evde yapılan fermente ürünleri tercih etmeleri özendirilmelidir.

GAPS DİYETİ'NİN OLMAZSA OLMAZLARI
Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nde içilen suyun bile önemli olduğuna, klor içerdiği için musluk suyu değil filtrelenmiş su kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Yüksek miktarda un, şeker, glüten, renklendirici ve koruyucu içerdikleri için hazır ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmasını da tavsiye ediyor.

Diyetisyen Emre Uzun Giriş Diyeti, Tam Diyet ve Tam Diyetten Çıkış olmak üzere üç bölümden oluşan GAPS Diyeti sırasında kullanılabilecek besin gruplarını ve dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıralıyor.

KIRMIZI VE BEYAZ ETLER: GAPS Diyeti'nde aminoasitlerin, besleyici yağların, vitamin ve minerallerin günlük alımı önemlidir. Bu yüzden diyette et ve balık gibi kaliteli protein kaynakları yer almalıdır. Ayrıca kuzu, dana-sığır, kümes hayvanı etlerinin yağları, bağışıklık sistemini güçlendirici, sinir sistemini koruyucu etkiye sahiptir. Bunları pişirirken sıvı yağlar ve tereyağı kullanılabilir. Soğuk sızma zeytinyağını ise çiğ olarak tüketmekte fayda vardır.

TAHILLAR-BAKLAGİLLER: Kuru fasulye, lima fasulyesi, mercimek ve bezelye haricindeki tüm baklagiller, GAPS hastaları için aşırı nişastalıdır ve uzak durulması gerekir. Keza soya fasulyesi, maş fasulyesi, nohut, fasulye filizi, bakla gibi nişastalı bakliyatın bu diyette yeri yoktur. Kuru fasulye, mercimek ve bezelyeyi 12 saat suda bekletmeli, bekletme suyundan iyice arındırdıktan pişirmelidir; ishal durumunda bu besinler tüketilmemelidir. Glüten içerikli tahıllar ve tahıl ürünleri kullanılmamalıdır.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Süt ve süt ürünleri kullanımına başlamadan önce mutlaka duyarlılık testi yapılmalıdır. GAPS Diyeti uygulayan hastaların yapıları alerjiye açık hale geldiğinden yalnızca fermente edilmiş süt ürünleri kullanılabilir. Bağırsak sendromu söz konusu olduğu için laktozsuz süt tüketilmesi gerekir; yoğurt, ekşi krema ve doğal peynir gibi fermente süt ürünleri laktoz içermez. Öte yandan yoğurt ile kefirin evde yapılması, en az 24 saat fermente edilmesi ve dikkatli bir şekilde, adım adım tüketilmesi gerekir. Doğal ve yeterince fermente olma koşuluyla bütün peynirler GAPS Diyeti'ne uygundur. Peynir altı suyu daha az süt ürünü proteini içerir, genellikle iyi tolere edilir ve bağırsakta iyileşme sürecini başlatır.

YUMURTA: Vitamin, mineral, temel aminoasit ve yağ asidi gibi GAPS hastalarının eksikliğini çektiği çok sayıda besin öğesini yumurta sağlar. Ayrıca iyi bir magnezyum ve çinko kaynağıdır, sinir sistemi için gerekli B12 vitamini bakımından da zengindir.

MEYVE-SEBZELER: Enginar, brokoli, kabak, patlıcan, ıspanak, karnabahar, lahana gibi nişastasız sebzelerin tüketimi uygundur. Dolayısıyla patates, yer elması, yabani havuç gibi nişastalı sebzelerin bu diyette yeri yoktur. Taze hazırlanmış meyve-sebze suları tüketilebilir. Bu arada diyet sırasında ishal meydana gelebileceğinden, ishal geçene kadar sebzeler kabuksuz, çekirdeksiz şekilde ve iyice haşlanarak tüketilmelidir. İshal sırasında meyve tüketimi uygun değildir. İshal hafiflemeye başladıkça meyveler haşlanarak, tamamen geçince de normal olarak tüketilebilir.

KURUYEMİŞLER: Fındık, ceviz, badem, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, kaju gibi yağlı tohumlar, kavrulmamış-tuzlanmamış olarak uygun porsiyonda tüketilebilir.

TATLILAR: Şeker, bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği için bu diyette yer alamaz. Doğal ve olabildiğince az işlem görmüş bal tercih edilebilir.

ÖRNEK MENÜ
Diyetisyen Emre Uzun psikolojik ve fizyolojik sorunlar sona erdiği zaman tam geçiş diyetine geçilebildiğini vurgulayarak örnek bir GAPS Diyeti menüsü de veriyor: “Güne, içerisine limon sıkılmış su veya taze sıkılmış havuç suyu ile başlanabilir. Herhangi bir meyvenin veya sebzenin suyu tüketilebilirse de tedavi edici özelliği yüksek olan havuç, pancar, kereviz, lahana gibi sebzeler özellikle önerilir.

Kahvaltı: Tercihe göre pişirilmiş yumurta (omlet tercih edilecekse sızma zeytinyağı ile yapılmalı), söğüş sebze (domates, salatalık, soğan), limonlu zencefil çayı ve kabuklu yemiş unuyla yapılmış ekmek.
Ara öğün: 1 su bardağı kefir.
Öğle yemeği: Kıymalı ıspanak, 1 kase yoğurt
Ara öğün: 1 su bardağı sebze suyu.
Akşam yemeği: Izgara et, haşlanmış brokoli, avokado (sızma zeytinyağı, taze sıkılmış limon suyu), 1 su bardağı kemik suyu.
Ara öğün: 1 su bardağı laktozsuz süt

Saç seyrekliği psikolojiyi etkiliyor

Görsel açıdan estetik görünmeyen saç dökülmesi, seyrek saç ve kellik kişinin psikolojisini de etkiliyor. Uzun süren, acılı ve maliyetli bir tedavi olan saç ekimi yerine, saç efekti görüntüsü veren saç simülasyonu uygulaması ile 1 saat içinde bu sorunlardan kurtulmak mümkün.

Günümüzde beslenmeye ve genetik kodlara bağlı olarak saç dökülmesi, seyrek saç, kellik kadın ve erkeklerin en büyük sorunları arasında yer alıyor. Görsel açıdan estetik görünmeyen bu durum aynı zamanda kişinin psikolojisini de etkiliyor. Saç ekiminin uzun soluklu, maliyetli ve acılı olması sebebiyle, saç efekti görüntüsü veren saç simülasyonu daha çok tercih edilen yöntemler arasında yerini aldı. Saç simülasyonu hakkında ayrıntılı bilgiler veren Kalıcı Makyaj ve Güzellik Uygulamaları Uzmanı Emsal Doğan, yöntemin hali hazırda saç ekimi yaptıran kişiler için de tamamlayıcı bir yöntem olduğunu ve 2-3 sene kalıcı olduğunu vurguluyor.

1 Günde Yeni Bir Görünüm

Halk arasında saç dövmesi olarak adlandırılan yöntemin uygulanışı hakkında Emsal Doğan, “İşlem tek kullanımlık iğneler ile steril bir ortamda gerçekleştiriliyor. Bunun için zaman içinde renk değiştirmeyen, özel olarak üretilen, hiçbir alerjik reaksiyona neden olmayan boyalar kullanılıyor. Kullanılacak boyanın rengi kişiye özel ve saç pigmentine göre belirleniyor. Aynı kişiye birden fazla renk boya da kullanılabiliyor. Uygulama, alanının büyüklüğüne göre değişkenlik göstermekle birlikte tek bir seans ortalama 5-6 saat sürüyor. Bütün işlem 3 seansta tamamlanıyor. Saç ekiminde 1 yıl beklemek gerekirken, saç simülasyonunda 1 günde yeni bir görünüme kavuşmak mümkün. Üstelik yaklaşık 2-3 yıl kadar da kalıcı.” ifadesini kullandı.

Günlük Hayata Hızlı Dönüş

İşlem sonrası hastanın günlük hayatına hemen dönebileceğini belirten Doğan, “Aynı gün saçın ılık su ile yıkanmasında bir sakınca olmuyor. Uygulama sonrası 4 hafta boyunca direkt güneş altında kalınmasını, solaryuma, denize ve havuza girilmesini önermiyoruz. Güneş altında kalınacaksa mutlaka şapka takılması gerekiyor.” vurgusunu yaptı.

Saç Ekiminin Tamamlayıcısı

Saç simülasyonunun saç ekimine alternatif değil, tersine birbirini tamamlayıcı yöntemler olduğunu belirten Emsal Doğan, “Saç ekimi işlemi sonrasında yeterli sıklıkta ekim yapılamama ya da dönor saç miktarı yetersizliği gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor. Bunun sonucunda da saçta ara boşluklar oluşuyor. Seyrek ekim yapılan kişilerde ara boşlukların saç efekti uygulaması ile kapatılmasında muhteşem sonuçlar elde ediyoruz. Ayrıca eski dikişli yöntemle alınan saç ekimlerinde dikiş izinin olduğu alanın kapatılmasında oldukça başarılı bir yöntemdir. Bu nedenle bu uygulama saç ekimi işlemi yapanlar için de verimli çözümler sunuyor.” dedi.

Beslenme alışkanlığınızı yaşa göre değiştirin

Beslenme biçimleri; gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemleri için farklılık gösteriyor Gençlikte kiloya büyük önem verilirken, ileriki yaşlarda ise sağlık ön plana çıkıyor.

Yaşamın tüm güzelliği, aslında insanın ne kadar sağlıklı olduğu ile birebir ilintilidir. Sağlıksız bir insanın; ister zayıf, ister şişman olsun mutlaka sorunları vardır. Sağlığımız üzerinde yeme alışkanlıklarının önemi büyüktür ve bu, yaş grubuna göre farklılıklar gösterir. Genç yaşlarda sadece kiloya önem verilir. Oysa, ileriki yaşlarda çıkacak sorunların temelinde, özellikle gençlik yıllarında fazla tüketilen gıdaların fonksiyonu büyüktür. İşte, gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinde beslenmenizde dikkat etmeniz gereken ayrıntılar…

Dengesiz diyetlere dikkat edin
Sadece tartıda görülen rakamların önemli olduğu gençlik döneminde, güzel bir vücut için güzel yemeklere paydos demenize gerek yok. Akılcı ve yağ dengesi düşük gıdalar yiyerek formda kalmanız mümkün. Kilo alıp vermenin en kolay olduğu gençlik yıllarında vücut daha çok kalori yakabilir. “Kilo vermek kolay” diye düşünerek uzun süreli ve çok kilo vermeye yönelik rejimlere başlamak, son derece yanlış bir uygulamadır. Gençlikte, kişi kendi kapasitesine uygun, doğru hedefler seçmelidir. Aksi takdirde, yarı yolda bırakılan diyetler yüzünden vücudun dengesi bozulur. Yapılan araştırmalar, dengesiz diyet yapanların özellikle 40 yaş sonrası kalp hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Sevdiğiniz yiyeceklerden uzak kalmak yerine, yediklerinizin en az yüzde 80'inin besin değerinin yüksek olmasına dikkat edin.

Ayrıntıları gözden kaçırmayın
Alkol, sigara, kolalı içecekler ve abur-cuburun en çok tüketildiği gençlik döneminde dikkat etmediğiniz ayrıntılar, ileri yaşlarda sağlığınız üzerinde olumsuz rol oynayabilir. Bunun için dengeli beslenmeye genç yaşlarda başlanmalıdır. Yeteri kadar, protein, karbonhidrat, şeker, doymamış yağlar, vitamin ve minerallar alınmalı, sebze ve meyveye ağırlık verilmelidir.

20'li yaşlar
Gelişim çağı olan bu dönemde, vücut tüm vitamin ve mineralleri almalı ve egzersizlerle vücut şekillendirilmeli.

30'lu yaşlar
Üretme çağı olan bu yaşlarda, vitamin ve mineral alınmalı ve stres atmak için egzersiz yapılmalı.

40'lı yaşlar
Menopoz yaklaşıyor, metabolizma değişiyor. Kemik sağlığına dikkat edilmeli kalsiyum alımı artırılmalı.

Sağlıklı yaşamın altın kuralları neler?

Sağlıklı yaşamın altın kuralları listesi yapılmak istense kuşkusuz en başta temizlik, düzenli uyku, uyku ve stressiz bir yaşam gelecektir.

Temizliğe dikkat etmek, düzenli uyku uyumak, stresten uzak durmak ve sağlıklı bir cinsel yaşam sağlıklı bir yaşam için altın kurallar olsa da sadece bu kurallar yeterli değil.

Kalbi korumak, alkol ve sigaradan uzak durmak, beslenmeye özen göstermek ve spor yapmak gibi daha birçok madde daha sağlıklı yaşamın altın kuralları listesine eklenebilir.

Temizlikten uyku düzenine, stresten uzak durmadan cinsel yaşama sağlıklı yaşamın birçok kuralı olduğunu belirten TOBB ETÜ Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Rahşan Turan, haftada 1 gün de olsa şehirden uzaklaşmayı ve doğayla baş başa olmayı öneriyor.

Sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlar
Vücudun hasta düşmemesi, esenlik ve sıhhat durumu iyiliğinin sağlıklı olmayı anlattığını ifade eden Dr. Rahşan Turan, “Sağlıklı yaşam ise kişinin temizliğine ve beslenmesine dikkat etmesi, spor yapması ile birlikte yaz-kış aylarında hastalıklara yakalanmadan yaşamını idame ettirebilmesidir. Sağlıklı yaşam kişinin olmazsa olmazlarındandır.” diye konuştu.

Sağlığınızı korumak için bunlara dikkat edin
Egzersiz, kalp sağlığı ve beslenme ilişkisinin önemine dikkat çeken Dr. Turan, sağlıklı bir yaşam için uyulması gerekenler ve kuralları şöyle sıraladı;

- Spor yapmaya özen gösterilmeli.
- Sağlıklı beslenmeli; yağlı yemekler ve aşırı yemek yenmemeli, Sabah kahvaltısı mutlaka yapılmalı, meyve-sebze tüketimine özen gösterilmeli.
- Alkol ve sigara tüketilmemeli.
- Gün içerisinde sürekli oturulmamalı, aktif olunmalı.
- Kişisel temizliğe ve çevre temizliğine önem verilmeli.
- Stresten uzak durulmalı.
- Cinsel yaşama dikkat edilmeli.
- Uyku düzenine dikkat edilmeli.
- Haftada bir bile olsa şehrin stresli yaşamından uzaklaşmanız, doğa ile baş başa kalmanız size ve sağlığınıza iyi gelecektir.

Hastalıklara karşı önceden tedbir alın
Kalp ve damar hastalıkları, batı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de en yaygın ölüm nedenlerinden biridir. Kalp sağlığını korumanın yolu önceden tedbir almaktan geçmektedir.

Beslenme sağlık için çok önemli
Tansiyonu ve kolesterolü kontrol altına almanın ilk şartı sağlıklı ve dengeli bir Diyet uygulamaktır. Bunun için doymuş yağlardan ve tuzdan olabildiğince kaçınmak, meyve, sebze ve lif yönünden zengin besinlere yönelmek gereklidir. Doğru rejimin normal miktarda protein içermesi, bu proteinin ise balık, kümes hayvanları ve az yağlı kırmızı etten (dana eti) alınması önerilmektedir.

Kilonuzu koruyun
Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında fazla kilolar gelmektedir. Fazla kilolu olmak aynı zamanda koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği ve inme için de risk oluşturmaktadır.

Alkol ve sigaradan uzak durun
Günümüzde sigara, önlenebilir ölüm sebepleri içinde ilk sırayı almaktadır. Sigara kullanımı, kansere, kalp damarlarının tıkanmasına dolayısıyla kalp krizine sebep olmaktadır.

Fiziksel egzersizlere alışın
Düzenli sporun bizi kalp krizi ve inmenin yanı sıra kemik erimesi, şeker hastalığı, kalın bağırsak ve meme kanseri, depresyon ve bunama gibi ciddi birçok kronik hastalıktan koruduğunu gösteren güçlü kanıtlar var. Egzersizin hemen her hücremize olumlu etkisi var desek yanlış olmaz.

Kalp sağlığı için spor yapın
Spor yapmanın kalp ve damar sağlığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Turan, her kas gibi kalp kasının da antrenman yaptıkça daha güçlü ve verimli çalıştığını ifade etti. Dr. Turan, sporun vücutta yarattığı olumlu etkilerini de anlattı.

Spor, kalbin çok hızlı çarpmasını önler
Antrenmanlı kalp, sıkıntılı bir durumla karşılaştığı zaman sakin bir tepki verir. Hareketsizliğe alışmış olan kalp ise kolay telaşa kapılır. Örneğin; otobüse yetişmek için koşarken veya çok heyecan uyandırıcı bir durumla karşılaşan kalbin hızı kolayca yükselir, dakikada 180-200'e kadar çıkabilir. Halbuki bir sporcunun kalbi aynı koşullarda daha yavaş atarak tepki verir ve en kısa zamanda normale döner.

Spor, tansiyonu düşürür
Düzenli spor yapanlarda, örneğin günde yarım saat tempolu olarak yürüyenlerde kan basıncının düştüğü biliniyor. Özellikle tansiyon tehlikesi altında olanların her gün yapacakları yürüyüşle bu tehdidi bertaraf etmeleri mümkün. Araştırmalara göre fiziksel egzersiz, yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu kontrol altına almada yardımcı olmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır.

Spor, zayıflatır
Düzenli egzersiz sadece spor yapıldığında değil, dinlenme halinde tükettiğimiz enerjiyi de artırdığı için kilo vermeyi kolaylaştırır. Kilo verdikten sonra düzenli spor yapmadan ideal kiloyu korumak çok zordur.

Spor, iyi kolesterolü yükseltir
Damar sertliğine karşı koruyucu rol oynayan HDL kolesterolü yükseltmenin yollarından biri egzersiz yapmaktır. Haftada 3 gün 3 kilometre yürüyenlerde bile iyi kolesterolün yükseldiği biliniyor. Egzersizin süresi ve sıklığı arttıkça olumlu etki de artar.

Spor, kanın aşırı pıhtılaşmasını önler
Düzenli egzersiz kanda pıhtılaşmayı başlatan ve güçlendiren maddelerin dengede kalmasına yardımcı olur.

Spor, şeker hastalığını önler
Diyabet olma riski yüksek olanların ellerinde sağlıklı beslenmenin yanı sıra çok güçlü bir silah daha var: düzenli egzersiz. İlaçlardan çok daha etkin, yan etkisi yok, hem de bedava.

Spor, stresi azaltır
Düzenli spor yapanların hareketsiz bir yaşam sürenlere göre daha az endişeli olduklarını, uykularının daha düzenli olduğunu gösteren çalışmalar var.

Gezinti yerine hızlı yürüyüş tercih edin
Günde 30 dakika hızlı (saatte 5-6 kilometre hızla) yürümenin ve bunu en az haftada 5 gün yapmanın kalp ve damarlara yararlı olduğu biliniyor. Yarım saat sürekli yürüyemezseniz, günde 3 kere 10 dakika yürüseniz bile yeterli. Yaptığınız egzersiz ağırlaştıkça sağlığa olumlu etkisi artıyor. Buna karşılık gezinti yapar gibi yavaş yürümek aynı yararı sağlamıyor. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da 30 dakikalık yürüyüşün normal günlük faaliyetlere ek olarak yapılması gerektiği.

Ölüme davetiye çıkarmayın
Isınmadan yapılan spor ve ani efor sarf edilmesi, kalbe ani yük getirerek kalp krizi ve ani ölümlere davetiye çıkarır. Gerekli ısınma hareketleri yapılmadan spor yapılması ve böylece kalbe ani yük getirilmesi, kalp duvarlarının kalınlaşmasına, kalbi besleyen damarların sıkışmasına, ritim bozukluğuna ve hatta kalbin durmasına neden olabilir. Doğuştan kalp rahatsızlığı olanlar, ritim bozukluğu sorunu yaşayanlar ve ailesinde kalp rahatsızlığı bulunanlar, bu konuda daha fazla risk altındadır. Bu nedenle bu kişilerin düzenli spor yapmaya başlamadan önce mutlaka bir hekim kontrolünden geçmeleri gerekir.

Çocuğunuzun kıyafetleri küçülmüyorsa dikkat!

Çocukluk çağında büyümenin izlenmesinin son derece önemli olduğunu belirten uzmanlar, büyüme duraklaması veya boy kısalığının altta yatan bir hastalığın ilk belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor. 

Çocuğun yaşıtlarına göre kısa olması, çocuğun pantolon/etek boyunun üst üste 2 yıl aynı kalmasının büyüme geriliğine ilişkin önemli ipuçları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Büyümenin izlenmesi altta yatan herhangi bir hastalığın erken yakalanması için son derece önemlidir” uyarısında bulundu.

Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Feyza Darendeliler, çocukluk döneminin en büyük özelliğinin sürekli bir büyüme süreci göstermesi olduğunu belirterek büyümenin duraklaması ya da boy kısalığının bazı hastalıkların belirtisi olabileceğine dikkat çekti.

Büyümede duraklama hastalık habercisi olabilir
Doğum öncesi dönemden başlayarak doğumdan sonra 18 yaşlarına kadar temposu zaman zaman hızlanan ve yavaşlayan ancak sürekli devam eden büyüme süreci sonunda çocuğun erişkin boyuna ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Darendeliler, sağlıklı büyüme sürecinin çeşitli etkenlerin kontrolü altında olduğunu kaydederek şunları söyledi:

“Sağlıklı bir büyüme için sağlıklı bir beslenme şarttır. Büyüme hormonu gibi bir çok hormon ve büyüme faktörleri boy uzaması üzerine etkili olur. Ayrıca çocuğun büyüyebilmesi için psikososyal ortamının olumlu olması ve esas büyümeyi sağlayan uzun kemiklerin uyaranlara yanıt verebilmesi gerekir. Büyüme üzerine etki eden çeşitli faktörler göz önüne alındığında, büyümenin karmaşık ve birbiriyle ilintili birçok olayın bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Araya giren herhangi bir hastalık/durum büyüme sürecini olumsuz etkileyebilir. Dolaysıyla büyümede duraklama ve/veya boy kısalığı altta yatan hastalığın ilk belirtisi olabilir.”

Çocuğun büyümesi mutlaka izlenmeli
Çocuğun boyunun normal olup olmadığının, sağlıklı çocukların boy değerlerinden hazırlanmış persantil eğrileri kullanılarak değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Sağlıklı bir çocuğun boyu eğri üzerinde 3 ve 97. persantil çizgileri arasında yer alır ve çocukluk dönemi boyunca aynı eğri üzerinde devam eder. Çocuğun boyunun persantil eğrilerinde 3. persantil altında olması veya normal persantil eğrileri içinde olsa bile zaman içinde eğri içinde düşme göstermesi ya da anne-babasına göre çocuğun boyunun kısa olması patolojiktir ve tetkik gerektirir. Boy kısalığını veya büyümede duraklamayı yakalayabilmek için tüm çocukların, sağlıklı da olsa belirli aralarla izlemi şarttır” diye konuştu.

Patalojik boy kısalığı oranı %15-20
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, normal kısa boylu çocukların oranının %80-85 olduğunu belirterek bunun nedenlerinin ailevi boy kısalığı, yapısal boy kısalığı ve ergenlik gecikmesi olduğunu söyledi. Patolojik boy kısalıkları oranının %15-20 olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Bu da iki kategoride değerlendirilebilir. İlki vücut oranı bozuk olanlardır, bu durum iskelet sistemi hastalıklarından kaynaklanır. İkinci grup ise vücut oranı normal olanlardır. Bunun nedenleri arasında doğum tartısı düşük olan ve kısa boylu çocuklar, Turner sendromu, diğer bazı sendromlar, beslenme bozukluğu ve bodurluk, uzun süreli hastalıklar (kalp, böbrek, kan vb.) veya uzun süreli ilaç kullanımı (kortikosteroid gibi) olarak sıralanabilir. Patalojik boy kısalıklarına hormonal bozuklar da sebep olabilir. Büyüme hormonu eksikliği, büyüme hormonuna direnç ve hipotiroidi sayılabilir” diye konuştu.

Patolojik kısalıkta büyüme hızı düşük
Normal kısa boyluluğun toplumda en sık görülen boy kısalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Darendeliler, “Bu çocukların boyları kısa ancak büyüme hızları normaldir. Bir kısmının anne ve babası da kısa boylu olup, kalıtsal faktörler ön plandadır. Patolojik boy kısalıklarında boy kısa ve büyüme hızı düşüktür. Patolojik boy kısalıkları içinde iskelet bozukları nadir olup genellikle orantısız bir boy kısalığı vardır (kol ve bacaklar kısa). Orantılı boy kısalıkları içinde Türkiye'de uzun süreli beslenme bozukluğu sonucu gelişen ve bodurluk diye adlandırılan boy kısalığı %10 oranında görülür. Özellikle hayatın ilk yıllarında geçirilen beslenme bozukluğu daha sonraki yaşlarda boy kısalığına neden olmaktadır” dedi.

Turner Sendromu sadece kız çocuklarında görülüyor
Turner Sendromu'nun 1/2500 sıklığında sadece kızlarda görülen ve en önemli bulguları boy kısalığı ve ergenlik yokluğu olan bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Büyüme hormonu eksikliği 1/3500 oranında görülür ve sıklıkla tek bulgusu boy kısalığı ve/veya büyümede duraklamadır. Hipotiroidi 1/3500 oranında görülür ve doğumsal formlarında boy kısalığı dışında zeka geriliği de görülür. Doğum tartısı düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede yakalama yapamayan çocukların da nihai boyları kısa olur. Bunların dışında uzun süreli sistemik hastalıklarda boy kısalığı sıklıkla beklenen bir bulgudur. Patolojik boy kısalıklarında nihai boy hastalıklar arasında değişiklik gösterse de genelde kızlarda 130-140cm,erkeklerde 140-150 cm arasında değişir. İskelet sistemi hastalıklarında nihai boy ağır kısadır (120cm civarı). Boy kısalıklarının bazıları anne karnında başlar, örneğin iskelet sistemi hastalıkları gibi. Bu hastalıklarda anne karnında büyümenin yavaşlaması saptanabilir” diye konuştu.

Kıyafetleri küçülmüyorsa dikkat!
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, büyüme geriliğine ait ipuçlarını da şöyle sıraladı: “Çocuğun yaşıtlarına göre daha kısa olması, çocuğun anne ve baba boyuna uymayacak düzeyde kısa olması, çocuğun pantolon /etek boyunun üstüste 2 yıl aynı kalması, kollarda, bacaklarda kısalık, gebelik haftasına göre zamanında ama düşük doğum ağırlıklı doğmuş olma, çocuğun büyüme eğrisinde aşağı düşmesi, yüzde veya vücutta farklı (dismorfik) bulgular ve kilo alımına rağmen boyun uzamaması”

Bu önerilere kulak verin
Boy kısalığına neden olan hastalığın erken tanısı erken tedavi açısından, tedavi olanağı yoksa bile aileyi bilgilendirme açısından çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, tedavisi mümkün boy kısalıklarında tedavi ile normal boya ulaşmak mümkün olduğunu söyledi.
“Büyümenin izlenmesi altta yatan herhangi bir hastalığın erken yakalanması için son derece önemlidir” diyen Prof.Dr. Darendeliler, şu önerilerde bulundu

“Başarılı bir tedavi ancak erken tedavi ile, erken tedavi ise ancak erken tanı ile mümkündür.
Eğer boy kısalığı veya büyümede duraklama varsa ve endokrin dışı nedenler dışlanmışsa (beslenme bozukluğu, kronik hastalıklar gibi) pediatrik endokrin uzmanına sevk etmek gerekir.

Kuşkusuz sağlıklı büyüme için optimum beslenme, yeterli kalori ve protein alınması, demir, çinko, iyot gibi mikrobesi öğelerinin dengeli bir beslenme ile alınması son derece önemli ve gereklidir. Sadece büyüme için değil, kemik sağlığı, kalp ve damar sağlığı gibi diğer sistemler için de gereklidir.
Mucize yaratan bir besin yoktur. Sadece dengeli, sağlıklı ve yeterli beslenme söz konusu olmalıdır.”
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, devletin belirli kurallara göre büyüme hormonu eksikliği saptanmış tüm vakalarda tedaviyi karşıladığını da sözlerine ekledi.

Tatilde Sistit Riskine Dikkat

İdrar yolları enfeksiyonları olarak adlandırılan sistit, özellikle kadınlarda yaz aylarında sıklıkla ortaya çıkabiliyor. Temizliğinden emin olunmayan deniz ve kalabalık havuzların yol açtığı enfeksiyonlar, sistite yol açabiliyor. Sistitten korunmak için alınması gereken bazı önlemlerin yanında, hastalığa yakalanılması durumunda ise vakit kaybetmeden bir uzman yardımı alınması ve bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması büyük önem taşıyor. 

Memorial Etiler Tıp Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selcen Bahadır, özellikle yaz aylarında kadınları etkileyen sistit ve sistitten korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Sistit her iki kadından birini etkiliyor
İdrar yollarının iltihaplanması anlamına gelen sistit, idrar yolları ve üreme sisteminde sıklıkla ortaya çıkan hastalıklardan biridir. Görülme oranı kadınlarda çok daha yüksek olan sistit ile her iki kadından biri, yaşamı boyunca bir kez de olsa tanışır. En çok 20-40 yaş arası kadınlarda, bazen de çocukluk dönemi ve menopoz sonrasında da rastlanan bir durumdur. Kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla görülmesinin nedeni, idrar yollarının erkeklere göre daha kısa olmasıdır. Tedavisi uygun ve zamanında yapılmadığında, ender de olsa mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir.

Bu belirtilere dikkat!
• İdrar yaparken yanma, sızı, ağrı, bazen bıçak keser tarzda ağrı olması
• Sık sık idrara çıkma ve az az idrar yapma
• Acil idrar yapma ve tam boşalamama hissi
• Kasıklarda ve göbek altında ağrı olması
• Cinsel ilişkide ağrı duyulması
• Kötü kokulu ve bulanık idrar
• İdrarda kan olması
• İlerleyen vakalarda ateş, terleme, bulantı-kusma

Risk faktörlerini tanımak önlem almanızı kolaylaştırır
Sistit için bazı risk faktörleri vardır. Gebelik, diyabet, menopoz dönemi ve yaşlılık, mesanenin tam boşalmasına engel nörolojik bir hastalık olması, ilk cinsel ilişki veya düzensiz cinsel ilişki bunlar arasında sayılabilir. Çevresel faktörler de hastalığın oluşumunda etkilidir. Bunlardan en önemlileri, genital hijyenin gerektiği şekilde sağlanamaması, kirli ve kalabalık havuzlara girilmesi gibi durumlardır.

Uzmana danışmadan antibiyotik kullanmayın
Sistit belirtileri görülmeye başlandığında kişi bazı kulaktan dolma bilgiler ve çevrenin tavsiye ettiği önlemler yerine mutlaka doktora başvurmalıdır. Hastaya ilk yapılacak tetkik, tam idrar tahlilidir. Hangi bakterinin olduğunu tanımlayabilmek için ise idrar kültürü gerekebilir. Hastada altta yatan taş veya tümör gibi başka bir hastalık düşünülüyorsa ek tetkiklere başvurulur.

Tedavi edilmediği takdirde böbrekler zarar görebilir
Genellikle E.Coli adlı bakterinin neden olduğu bir hastalık olduğundan tedavide antibiyotikler ve idrar yolu temizleyicileri kullanılmalıdır. İdrar kültürü alındıysa, sonucuna göre tedavi şekillenmektedir. Uygun tedavi planı sonucunda şikayetler 24 saat içinde ortadan kalkar. Tedavide geç kalınması ya da bilinçsiz uygulamalar sonucunda hastalık ilerleyebilir ve böbreklere de yayılarak kronikleşebilir.

Sistitten korunmak için neler yapılmalıdır?
• Kişi tuvaleti geldiğinde mutlaka gitmelidir, idrar tutmak herkes için sakıncalıdır.
• Tuvaletten sonraki temizlik önden arkaya doğru olmalıdır. Tam tersi durumda makat bölgesi bakterileri idrar ve genital bölgelere taşınmış olur.
• Enfeksiyon riskini arttıracağından, çok sık banyo yapmamaya ve uygun olmayan genital temizleme ürünleri kullanmamaya özen gösterilmelidir.
• Banyonun oturarak değil ayakta yapılması da genital ve idrar yolu enfeksiyonunu azaltabilecek bir önlemdir.
• Gün içinde su tüketimi en az 8 bardak olmalıdır. Su içilince bol idrara çıkılır ve bu durum bakterilerin idrar kesesinde kalmasına engel olup, dışarı atılmasını sağlar.
• Kahve, çay, alkol gibi içeceklerin tüketimi en aza indirilmelidir. Bunlar idrar kesesini uyarıcı içeceklerdir.
• Yaz aylarında kalabalık havuzlar tercih edilmemeli, havuz sonrası ıslak mayo ile zaman geçirilmemelidir.
• Pamuklu çamaşırlar tercih edilmeli ve her gün değiştirilmelidir. Sentetik iç çamaşırlar normal florayı olumsuz etkiler.
• Özellikle yaz döneminde çok sıkı kıyafetler genital bölgenin hava almasına engel olup, nemli kalmasına sebebiyet vererek, enfeksiyona yatkınlığa neden olacağı için tercih edilmemelidir.
• İlk cinsel ilişki veya sık cinsel ilişki bakteri girişini dolayısıyla enfeksiyonu arttırır. Cinsel ilişkide korunma yöntemlerine mutlaka dikkat edilmelidir.
• Menopoz döneminde de enfeksiyona yatkınlık artar. Doktor önerisiyle uygun ilaçlar veya kremler kullanılmalıdır.