çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şaşılık Neden Olur Belirtileri Ve Tedavisi

Şaşılık Neden Olur Belirtileri Ve Tedavisi

Çocuklarda ve erişkinlerde şaşılık neden olur?

Gözler tam karşıya bakarken birbirine paraleldir. Şaşılık, bir insanın iki gözünün ne tarafa bakıyor ise iki gözünde aynı tarafa bakamaması olarak tanımlanabilir. Yani kişi sağa baktığında sol gözü de o tarafa bakar. Fakat gözün biri o yöne yeteri kadar yönlenmiyor ise bu duruma şaşılık denir. Şaşılık doğuştan ya da daha sonradan oluşabilir.

Şaşılık probleminde yanıltıcı göz kaymaları yani yalancı şaşılık diye bilinen şaşılık ta vardır. Örneğin, bir bebeğin göz kapakları henüz yeterince oluşmamış ve burun yapısı olgunlaşmamış ise, bazen bebeklerin gözleri kayık gibi görülebilir. Göz kapağı normal gelişimini tamamlamış insanlarda hafif sağa bakıldığında gözün biri normal görülür iken, diğer gözde beyazlık tamamen kaybolur ve bu durumda da göz kayması varmış gibi görülebilir.

Şaşılık nedenleri

Şaşılığın nedenleri oldukça fazladır.

Doğumsal şaşılık nedenleri : Doğuştan olan şaşılık, doğuştan şaşılığın nedenleri ise çocuğun görme sisteminde oluşan kırma kusurundan veya gözde tümör oluşumundan, beyin tümörü varlığından doğumsal şaşılık oluşabilir.

3-4 yaşlarında oluşan şaşılık nedenleri :  Üç dört yaşlarında ortaya çıkan şaşılık nedenleri arasında en sık kırma kusurları (gözün birinin gözlük ihtiyacı olması nedeni ile şaşılık), psikolojik olarak şaşılık, kas bozukluklarına bağlı şaşılık gibi nedenlerden şaşılık meydana gelebilir.

Şaşılık tipleri veya çeşitleri 

Şaşılığın çeşitleri genellikle iki ana grupta değerlendirilir. Birincisi kırma kusuru nedeni ile oluşan şaşılıklar diğeri ise organik nedenli şaşılıktır.

Tip 1 şaşılık (organik nedenli şaşılık) : Organik nedenli şaşılıklar beyin tümörü, göz tümörü, travmatik etkenler gibi organik bir nedeni olan şaşılıklar dır.

Tip 2 şaşılık (kırma kusuru ile ilişkili şaşılık) : Kırma kusurlarına bağlı şaşılıklar gözlerin miyop, astigmat ya da hipermetrop olmasına bağlı gelişen şaşılıklar dır.

Bazı gözler içe doğru kayar iken bazı gözlerde dışa doğru kayar ve buna içe şaşılık (Ezotropya) denir. Bazı gözlerde dışa doğru kayar buna dışa doğru şaşılık (Egzotropya) denir.

Bazı gözlerde de bir göz aşağı bir göz yukarı bakabilir. Bazı gözlerde göz kendi içerisinde dönme yapabilir. Yani şaşılık bu şekillerde ve farklı tiplerde görülebilir.

Şaşılık belirtileri

Şaşılık problemi olan insanlar başkaları tarafından çift görüyormuş gibi zannedilir ama çift görmezler. Çünkü beyin bir tarafın görüntüsünü algılamak istemez. Örneğin, hastanın sağ gözü daha iyi görüyor ise sol gözden gelen görüntüler uygun olmayan görüntüler ise sol gözden gelen görüntüleri beyin kabullenmez ve sadece sağ gözden gelen görüntüleri kabul eder ve böylece şaşılık otaya çıkar.

Diğer göz sağlam olduğu halde yavaş yavaş tembel olur ve o gözün görme oranı 10'da 1-10'da 2 görüşlere kadar düşebilir. Diğer belirtilerinden biride şaşılık problemi olan kişi biri ile konuşurken bir gözü konuştuğu kişiye diğer gözü ise başka bir yere bakıyormuş gibidir ve bu durum dışa şaşılık olan insanlarda bu şekilde görülür. Estetik olarak iki gözün farklı yerlere bakıyor olması şaşılık bulgusudur. Şaşılığın gözler ile ilgili başka bir belirtisi genellikle olmaz. Fakat gözlerde yorgunluk hissi gizli şaşılıklarda sık görülen bir belirtidir.

Şaşılık teşhisi

Bütün çocukların 4 yaşından önce göz doktoru tarafından kontrol edilmesi gereklidir. Eğer ailede ve akrabalarda şaşılık ya da göz tembelliği bulunan başka biri var ise bu muayenenin çocuklarda 3 yaşından önce yapılması gereklidir. Bebeklerin gözleri içe dönük gibi görünür.

Bunun nedeni burun kökünün daha geniş olması ya da göz kapağının iç tarafında deri kıvrımının bulunmasından dır. Bebek büyüdükçe bu görünüm normale döner. Fakat bu durumun netleşebilmesi için tam bir göz muayenesi yapılmalıdır. Gerçekten şaşılık olan çocuklarda bu tip görünüm düzelmez. Yalancı şaşılık ve gerçek şaşılık arasındaki fark göz doktoru tarafından netliğe kavuşturulmalıdır

Şaşılık nasıl tedavi edilir?

Şaşılık tedavisinde belirli bir sıralama söz konusudur. Şaşılığın nedeni beyin tümörü, göz tümörü ve göz kası hastalıkları değil ise, bu durumda nedenin kırma kusuruna bağlı olduğu düşünülür. Yani, bu hastada miyop, hipermetrop ya da astigmat vardır ve neden olarak, bu nedenler tespit edilir ise gözlük tedavisi uygulanır.

Fakat şaşı olan göz yada gözlerden birinde göz tembelliği başlamış olabilir. Tembelleşen gözün çalışması için bazı egzersizler yaptırılır. Bu tedavilere rağmen hastada göz kayması devam eder ise gözün kaslarını kuvvetlendirme amaçlı çalışmalar (ortoptik egzersizler) yapılır.

Cerrahi tedavide, şaşılıkta gözün bir kası içeriye fazla çeker ve cerrahi tedavide bu kasın içeriye çekme gücünü azaltmaya yönelik bir işlem uygulanır. Operasyon esnasında bu kasın göze yapıştığı yerler değiştirilir. Bu operasyon ile estetik olarak göz düzeltilir. Fakat ameliyattan 3-5 yıl sonra göz tekrar bir miktar kayabilir. Göz kayar ise ameliyat ile tekrar düzeltilebilir.

Gizli şaşılık nedir? 

Gizli şaşılık durumunda hasta çok yorulduğunda gözlerinin kaydığını hisseder ve çevresindeki insanlar bunu fark etmez ya da fark edebilir. Bu kişinin çevresindekiler şaşılık olduğunu fark etseler bile söylemek istemezler. Gizli şaşılıklar genellikle gözler yorulduğunda ortaya çıkar. Gizli şaşılığın nedenleri belki bir küçük astigmat, küçük miyop ya da hipermetrop olabilir. Bu nedenlerin tedavisi yapıldığı zaman gizli şaşılık bazen ortadan kalkabilir ve düzelebilir. Gözlük tedavisi ile gizli şaşılık tedavi edilebilir iken, bazı hastalarda ameliyat gerekebilir.

Şaşılık ameliyatı nasıl yapılır? 

Şaşılık ameliyatı sırasında göz küresi yerinden çıkarılmaz. Üzerinde ufak bir kesi yapılarak şaşılığa neden olan kasa ulaşılır ve şaşılığın tipine göre çeşitli pozisyon değişiklikleri yapılmaktadır. Gereken durumlarda iki göze aynı anda müdahale edilebilir.

Şaşılık ameliyatları erişkinlerde lokal anestezi ile yapılabilir iken, çocuklarda genel anestezi şarttır. Şaşılık ameliyatından sonra erişkinler ve çocuklar günlük yaşantısına 1-2 gün içerisinde geri dönebilir. Fakat hastaların bazılarında tekrar operasyon yapılması gerekebilir. Her ameliyatta olduğu gibi şaşılık ameliyatlarının da riskleri vardır ve bu riskler mikrop kapma, kanama, çok nadir olarak görme kaybı gibi risklerdir.

Gözlerde Kaşıntı Neden Olur

Gözlerde Kaşıntı Neden Olur

Göz kaşıntısına neden olan hastalıklar

Gözde kaşıntının en sık nedeni göz alerjisidir. Bu alerjiye vücut alerjisi eşlik edebilir ya da etmeyebilir. Vücutta hiç bir alerji olmadığı halde bile gözlerde alerjik problemler oluşabilir ve tatlı tatlı kaşınabilir. Fakat gözler kaşınırken gözleri ovmamak gereklidir.

Ayrıca göz kaşınmasının diğer nedenleri arasında göze yabancı cisim kaçması, aşırı ışıklı ortamlar, uykusuzluk, iltihabi göz hastalıkları, arpacık (it dirseği), kornea zedelenmesi, ortamda bulunan kimyasallar, göze kaçan sıvılar, grip, sinüzit, nezle gibi hastalıklar, bazı mantarlar ve göz kapağı bozuklukları gibi bazı sorunlar da gözlerde kaşıntıya yol açabilir.

Gözleri kaşımak gözlere zarar verir mi?

Gözleri bir yumurta gibi düşünür isek, yumurtayı ovalarken belki hiç bir şey olmaz. Ancak bir an vardır ki, bir anda yumurta kırılabilir. Bu tür bir problem gözleri ovarken de oluşabilir. Çünkü gözlerde 12 adet tabaka bulunmaktadır.

Gözlerde kornea, endotel hücreleri, ezis, mercek, pupil, lens, retina gibi birçok tabaka vardır ve bu tabakalar birbirine çok ince bağlar ile bağlıdır. Gözleri sert bir şekilde ovarken retina yırtılabilir ve ciddi ameliyat gerektiren bir tablo ortaya çıkabilir.

Ayrıca gözlerin kaşınması sonucu keratokonus denilen kornea incelmesi gibi bir problem oluşabilir. Eğer gözlerde bir kaşıntı var ise bunun nedeninin araştırılması için mutlaka bir göz hekimine gitmek gerekir. Kaşıntı alerjik ise antialerjik damlalar ile mutlaka tedavi edilmelidir. Alerjik göz kaşıntısı tedavi edilmez ise gözleri kaşıma sonucu viral ya da bakteriyel konjonktivit gelişebilir. Bu nedenle gözlerdeki kaşıntı mutlaka tedavi edilmelidir.

Göz kaşıntısı için doktora gitmek gerekir mi?

Basit bir göz kaşıntısı oluyor ve bu durum gözleri kaşımadan, ovmadan, soğuk su ile yıkandığında geçiyor ise bunun için göz doktoruna gitmek çok fazla gerekli olmayabilir. Fakat gözlerdeki kaşıntı sürekli tekrarlıyor ve rahatsız ediyor ise mutlaka doktora gidilmelidir.

Özellikle bahar aylarında polenlerin gözü rahatsız etmesi nedeni ile göz kaşıntısı oluyor ise alerjik olabileceği için mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Eğer tedavi edilmez ise gözler sürekli kaşınır ve ovulur ise gözlerde daha önemli sorun oluşmasına neden olabilir. Özellikle çocuklar yumrukları ile gözlerini ovuyor ise mutlaka doktora götürülmelidir.

Gözlerde kaşıntının tedavisi nasıl yapılır?

Gözlerde kaşıntının geçmesi için neden alerjik ise alerjik damlalar verilir. Gözlerde kaşıntı aralı aralı oluyor ise gözleri ovmak yerine soğuk su ile göz kapakları yıkanmalıdır. Fakat lens olan gözler kesinlikle çeşme suyu ile yıkanmamalıdır. Çünkü lens olan gözlerde çeşme suyu çok tehlikeli hastalıklara sebebiyet verebilir. Lens olmayan gözlerde su ile bol bol yıkamak kaşıntı hissini bastırır.

Gözlerdeki kaşıntı sık sık oluyor ise mutlaka göz doktoruna gidilmeli ve neden araştırılmalıdır.Göz kaşıntısı genellikle alerjiktir ve vücudun diğer bölgelerinde de alerji olabilir. Bu gibi durumlarda antialerjik damlalar ve antialerjik ilaçlar verilir. Özellikle bahar ayalarında alerjiler mutlaka tedavi edilmelidir. Alerjik sorunların kesin tedavisi yoktur. Ancak tedaviler ile alerji atakları daha kolay atlatılabilir.

Göz kaşıntısı nasıl önlenir?

Göz kaşıntısını engelleyebilmek için bazı önlemler alınabilir. Örneğin, güneş gözlüğü kullanılmalı, gözler ovmaktan kaçınılmalı, gün içerisinde özellikle bilgisayar başında iş yapanlar gözlerini aralı aralı kırpmayı unutmamalı, göz kaşıntısına alerjik bir besin neden oluyor ise o besini takip edip bulmalı ve o besin ya da besinlerden uzak durmalı, göz yaşı kanallarına masaj yapılmalı ve göz kapağı rahatsızlıkları veya kusurları, alerjik problemler var ise tedavi olmalı, yüz her sabah mutlaka yıkanmalı, eller başka yerleri değdikten sonra gözler kaşınmamalı gibi önlemler alınarak göz kaşıntısını engellemek mümkün olabilir.

Çocuklarda Polikistik Böbrek Hastalığı Nedenleri

Çocuklarda Polikistik Böbrek Hastalığı Nedenleri

Çocuklarda polikistik böbrek hastalığı tedavisi 

Polikistik böbrek hastalığı kalıtsal olan bir hastalık olduğu için çocuklarda da rastlanan bir hastalıktır. Erişkin tipi polikistik böbrek hastalığında, böbrekte çok sayıda kistler meydana gelir ve bu kistler sağlam böbrek dokusunun yerini alıp çocukta böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bu hastalıkta bulgu, ultrasonografi filminde böbrek kistlerinin görülmesi ile tanısı konulabilir. Çocukluk döneminde oluşan kistler hemen belirti vermez iken, 20-25'li yaşlara doğru belirtiler gösterebilir.

Anne veya babasında polikistik böbrek hastalığı olan, çocukta 25 yaşında ultrasonografi filminde böbrek kistleri hala görünmüyor ise polikistik böbrek hastalığı olmadığı anlaşılabilir. Çocuklarda görülen polikistik böbrek hastalığının seyri erişkinlerinkine göre çok farklıdır. Böbrek yetmezliği genelde erken dönem ilk aylarda ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Çocuklarda görülen polikistik böbrek hastalığı ile erişkinlerde görülen polikistik böbrek hastalığı ayrı hastalıklardır. Otozomal genetik geçişli polikistik böbrek hastalığı araştırma sonuçlarına göre 400 ile 1000 canlı doğumdan birinde rastlanan bir hastalıktır.

Erkek çocuklar ve kız çocuklarda genelde eşit oranda görülür. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında her iki böbrek normalden büyüktür ve değişik büyüklükte çok sayıda kistler taşır. Böbrekler büyümelerine rağmen, çoğu kez normal şekillerini korur. Böbrekler tüm batını kaplayacak kadar büyüyebilir. Otozomal dominant geçişin özelliği olarak anne veya baba'dan birinde bu hastalık var ise çocuğa geçiş riski % 50 civarıdır.

Otozomal dominant geçişli hastalıklardan çocuklarıda korumak için akraba evliliklerinden uzak durmak önemlidir. Böbrek kistleri bazen anne karnında da ultrasonografik görüntülemede tanısı konulabilir. Fakat yenidoğan bebekte bile kist tanısı konulsada hemen belirti göstermeyebilir. Otozomal dominant geçişli hastalığı bulunan ailelerin çocukları çocukluk çağından itibaren araştırılması ve böbrek yetmezliği oluşmadan tedavinin başlaması gerekmektedir. Erken tedavi ile böbrek yetmezliği ve hipertansiyon gibi hastalıkların oluşmasını geciktirmek mümkün olabilir.

Çocuklar Neden Altını Islatır (Enuresis)

Çocuklar Neden Altını Islatır (Enuresis)

Çocuklarda altını ıslatma nedenleri ve tedavisi

Çocuklar genellikle 3-4 yaşlarına kadar altlarını ıslatır. Gündüzleri çocukları takip etmek daha kolay olduğu için (2-3 yaş civarlarına kadar) geceleri alt ıslatmayı bırakmaları daha geç olur. Çocuk 4-5 yaşından sonra altını ıslatmaya devam eder ise alt ıslatma (enuresis) sorununun olduğu söz konusu olabilir.

Çocuklarda altını ıslatmanın nedenleri arasında, genetik yatkınlık, sinir kas kontrolünün gecikmesi, idrar yollarında enfeksiyon, idrar kesesinde tonus azlığı, çok derin uykuya dalmasına neden olan aşırı yorgunluk, ayaklarını ve bel bölgesini aşırı üşütme, şeker hastalığına bağlı çok su içme, kum dökme, bağırsak parazitleri, kansızlık, kalsiyum, magnezyum, çinko eksikliği, A-BD-E vitamini eksiklikleri, geniz eti, iri bademcikler gibi nedenlerden dolayı çocuklarda altını ıslatma ya da idrar kaçırma problemleri meydana gelebilir.

Gece uykuda altını ıslatma problemi erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha fazla görülür. Gündüz idrar kaçırma ise kız çocuklarında erkek çocuklarına göre daha fazladır. Hem anne hemde babanın çocukluğunda altını ıslatma sorunu olmuş ise bu anne babanın çocuklarında altını ıslatma %70-80 daha fazla görülür. Sadece anne ya da baba bu problemi yaşamış ise bu oran % 40-45'tir. Yani, çocuklarda alt ıslatma sorununda genetik faktörlerde yer almaktadır.

Çocuklarda altını ıslatma (idrar kaçırma) psikolojik mi?

Çocuklarda idrar kaçırmanın psikolojik nedenlerden kaynaklanabileceği bazı görüşlere göre bildirilmiştir. Fakat uykuda idrar kaçıran çocuklarda psikolojik sorunlar durumun nedeni değil sonucu olarak kabul edilmektedir. Psikolojik nedenler arasında genellikle yeni kardeş, okul değiştirme, okula başlama, sevdiği birini kaybetme, aşırı baskılı tuvalet eğitimi, gün içerisinde korku yaşaması, anne babanın ayrılması, evde huzursuzluk, ailenin aşırı ilgisi veya ilgisizliği gibi benzeri nedenlerin aslında neden değil sadece bu durumu tetikleyen bir faktör olduğu son yıllarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.

Çocukların bazılarında 8-10 yaşlarına kadar altını ıslatma problemi görülür ve bu çocuklar akılları erdikçe utanç, idrar kaçırma korkusu nedeni ile evden çıkmak istememe, ailesi ile herhangi bir yere gitmek istememe, arkadaşlarından uzaklaşma ve cinsel yaşamdan korkma gibi psikolojik sorunlar yaşayabilirler. Bu nedenle altını ıslatma yaşı çok ilerlemeden bu çocukların doktora götürülmeleri ihmal edilmemelidir.

Çocuklarda altını ıslatma tanısı

Çocuklarda alt ıslatma daha ciddi işeme bozukluklarından ayırt edilmesi için çocuk ürolojisi ya da çocuk cerrahisi tarafından değerlendirilmelidir. Fizik muayenede ayrıntılı öykü alınır ve işeme, dışkılama çizelgesinin tutulması istenir. Tanıda tam idrar tahlili genellikle yeterli olabilir. Bu tanı aşamaları geçildikten sonra alt ıslatmanın altta yatan bir nedeni yok ise tedavi planı yapılır. Çocuğun altını ıslatma sebebi ciddi ise daha ileri tetkikler istenebilir.

Çocuklarda altını ıslatma (idrar kaçırma) nasıl tedavi edilir? 

Gece uykuda altını ıslatan çocukların yaklaşık % 15'i kendiliğinden düzelebilir. Fakat tedavi geciktikçe, çocuklarda psikolojik sorunlar yaratabilir. Özellikle gündüz uyanık iken altını ıslatan çocuklarda durum daha ciddi problem haline gelir. Bu sorun kendiliğinden geçmez ve doğru tedavi edilmesi gereklidir. Bu durum tedavi edilmez ise böbreklerde ciddi problemlere yol açabilir. Alt ıslatma tedavisi genellikle sebebe yönelik yapılır. Eğer altını ıslatma sebebi idrar yollarındaki bir enfeksiyon ise antibiyotik tedavisi gerekebilir. Çocukta psikolojik nedenlere bağlı altını ıslatma sorunu var ise buna yönelik tedavi verilebilir.

Çocuklarda alt ıslatma ya da idrar kaçırma tedavisi 6 yaşından itibaren, çocuğu ödüllendirme, alarm cihazı gibi davranış terapileri ve idrar yapımını azaltan veya mesaneyi genişleten ilaçlar ile % 80-90 oranında tedavi edilebilmektedir. Gece idrar üretimi normal olup mesanesi gelişmeyen çocuklarda alarm tedavisi, gece idrar üretimi fazla olduğu için uykusunda işeyen çocuklarda ilaç tedavisi daha etkilidir. Gündüz idrar kaçıran çocuklarda tedavinin amacı, bu kaçırmayı ve böbreklerin zarar görmesini önlemektir. Gece altını ıslatma sorunu çocukların % 1-2'sinde 20'li yaşlara kadar sürebilir. Uykuda ya da uyanıkken altını ıslatan çocuklar uzman çocuk cerrahisi ya da çocuk ürolojisi uzmanları tarafından değerlendirilmelidir.

Altını ıslatan (idrar kaçıran) çocuklara ceza vermek doğru mu? 

Çocuklarda alt ıslatma problemi çocuk tembellik yapıyor diyerek ceza vermek ya da dövmek gibi yollar hiç doğru değildir. Altını ıslatan çocuğa ceza vermek Amerika, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde de yaygındır. Bu ülkelerde gece altını ıslatan çocukların % 20-25'inde, Türkiye'de ise bu oran daha fazladır ve ceza verilerek bu durum düzeltilmeye çalışılmaktadır. Aslında tamamen bir hastalık olarak değerlendirilmesi gereken bu durum nedeni ile çocuklar suçlanmamalı ve ayıplanmamalıdır. Altını ıslatan çocukları suçlamak yerine bir an önce bir uzmana baş vurulması çok önemli bir durumdur.

Bebeklerde Ve Çocuklarda Hirschprung Hastalığı

Bebeklerde Ve Çocuklarda Hirschprung Hastalığı (Doğumsal Bağırsak Kusurları)

Hirschprung hastalığı nedir?Hirschprung hastalığı tedavisi

Hirschprung hastalığı ya da doğumsal (konjenital) agangliyonik megakolon olarak ta tanımlanan bağırsakların gevşemesini sağlayan sinir hücrelerinin (ganglion hücreleri) yokluğu ile meydana gelen ve yeni doğan döneminden itibaren klinik bulgu veren bir hastalıktır. Bu hastalığın bilinen tarifi ilk olarak 1886 yılında, Kopenhag Çocuk Hastanesinden Harald Hirschprung tarafından tarif edilmiştir. Bağırsaklar kasılıp gevşeyerek hareket ederler. Fakat bu hastalık varlığında gevşemeyi sağlayan hücreler olmadığı için bağırsağın etkilenen kısmı kasılı kalır.

Bu durumda meydana gelen fonksiyonel (işlevsel) tıkanıklık dışkının aşağıya doğru geçmesine engel olur. Bu gibi bir durumdan kaynaklanan bağırsak tıkanıklığı (intestinal obstrüksiyon), cerrahi yöntem ile içinde sinir hücresi bulunmayan bağırsağın çıkarılması işlemi ve yerine normal bağırsağın eklenmesi şeklinde tedavi edilir. 1948 yılında Bill ve Sewenson bu hastalığı düzeltmek için yapılan ilk cerrahi yöntemi gerçekleştirmişlerdir. Hirschprung hastalığı olan çocukların ailelerinde bu hastalık varlığı yaklaşık % 6 civarındadır.

Kısa segment hastalıklı çocukların erkek kardeşlerinde hastalığın görülme oranı % 4 iken, kız kardeşlerinde bu oran % 1'dir. Hirschprung hastalığı ortalama olarak 5000 canlı doğumda 1 oranında görülür. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3 kat fazla görülür. Hastalık genellikle bebeklik döneminde tanınır. Hirschprung hastalığı bazı hastalık ve sendromlar ile birlikte görülebilir. Hastaların % 90'ında down sendromu vardır. Bu hastalıkta genetik yatkınlık söz konusudur.

Hirschprung hastalığı belirtileri 

Hirschprung hastalığının en sık görülen belirtisi kabızlıktır. Ganglion hücresi bulunmayan bağırsak kısmı kasılı olur ve buradan aşağıya doğru geçmesi gereken dışkı zorlanır. Ganglion hücresi bulunmayan bağırsak kısmı ne kadar uzun ise kabızlık ta daha fazla olur ve hastalığın belirtileri de o kadar erken ortaya çıkmaya başlar.

Yeni doğan bebeklerin % 70'inde ilk dışkılama (mekonyum çıkarma) ilk 24 saat içerisinde olur. Bebeklerin % 90-95'i ise doğumdan sonra ilk üç gün içinde kaka yaparlar. Bu süre içerisinde kakasını yapmamış bebeklerde genellikle Hirschprung hastalığı düşünülmelidir. Bu süre içerisinde bağırsakların içinde biriken dışkı ve gaz, bebekte göz ile görülebilen karın şişkinliğine ve gerginliğine (abdominal distansiyon) denilen duruma neden olur. Bu şikayetler ile birlikte safralı (sarı yeşil renkte) kusma ve hiç beslenmeme (bebeğin emmemesi) olabilir. Karın şişkinliği ve safralı kusma olan bebeklerde bağırsak tıkanıklığı (intestinal obstrüksiyon) olabileceği araştırılmalıdır.

Daha büyük çocuklarda görülen Hirschprung hastalığı belirtilerinde kronik bir kabızlık durumu söz konusudur. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişim geriliği vardır. Çocuğun dışkısı içeride uzun kaldığı için, dışkının içinde bulunan bakteriler dışkının kötü kokulu olmasına neden olur. Bazı çocuklarda bakteriler bağırsak duvarına yerleşerek kana karışırlar ve çocuğun hayatını tehdit edecek derecede ishal atakları görülür. Enterokolit adı verilen bu durum geliştiğinde çocuk hastane koşullarında tedavi edilmelidir.

Hirschprung hastalığı teşhisi

Hirschprung hastalığı tanısında öncelikle anneden çocuğun öyküsü alınmalıdır. Doğumdan sonra ilk dışkılaması geciken, karın şişkinliği ve kabızlık durumu olan çocuklarda Hirschprung hastalığı akla getirilmelidir. Fakat çocukluk döneminde kabızlık çok sık görülen bir durumdur. Bu nedenle teşhis konulurken kabızlığın diğer nedenleri araştırılmalı sebebi bulunamayan kabızlıkta bu hastalık için ayrıntılı incelemeler yapılmalıdır.

Bunların yanı sıra hastalığın tam teşhisini koymak için bazı tetkikler gerekir. Bu tetkikler düz karın grafileri (röntgen filmi), baryumlu kolon grafisi, anorektal manometrik inceleme ve rektal biyopsi gibi tanı yöntemleri kullanılır.

Hirschprung hastalığı tedavisi

Hirschprung hastalığında uygulanacak tedavi cerrahi tedavidir. Cerrahi tedavide ganglion hücresi bulunmayan bağırsak kısmı çıkarılır ve ganglion hücresi bulunan bağırsak kısımları birbirine eklenerek cerrahi işlem tamamlanır. Bazı olgularda tek bir ameliyat yeterli olur iken, bazı olgularda ilk ameliyat kolostomi (kalın bağırsaktan göbek üstüne çıkış deliği açılması işleminin) yapılması olmak üzere birkaç ameliyat daha yapılması gerekebilir. Hirschprung hastalığının cerrahi tedavisi genellikle iyi sonuç verir. Özellikle tanısı erken konulan ve hastalıklı bağırsak kısmı kısa olan olgularda tedavi sonuçları daha başarılı olur. Günümüzde Hirschprung hastalığının cerrahi tedavisi laparoskopik (kapalı ameliyat) yöntemi ile de yapılmaktadır.

Çocuklarda Ve Bebeklerde Kabızlık Neden Olur

Çocuklarda Ve Bebeklerde Kabızlık Neden Olur

Çocuklarda ve bebeklerde kabızlık belirtileri ve tedavisi 

Çocukluk döneminde kabızlık sorunu olmaması için, bebeklere 6'ıncı aydan itibaren lifli gıdalar verilmesi önerilir. Çünkü beslenme şekli kabızlığın oluşmamasında çok önemli bir yer tutar ve hatalı beslenme şekli ileride kabızlığa neden olur. Bol su ve lifli besinler kabızlığın önlenmesinde en önemli yoldur. Çocuğa devamlı karbonhidratlı gıdalar ile beslemek, lifsiz gıdalar ile beslemek ve yetersiz su vermek çocuklarda kabızlık sorunu oluşturabilir. Bunun yanı sıra çocuğa çok fazla inek sütü vermekte kabızlık yapar.

Altta yatan ciddi bir hastalık olmadan yaşanan kabızlık sorunu fonksiyonel kabızlık olarak adlandırılır. Fonksiyonel kabızlık çocuklarda genellikle 2-3 yaşları arasında görülür. Çünkü çocuğun sfinkter (kaka tutma) kontrolü bu yaşlarda gelişir. Bu yaşlarda çocuklarda tuvalet eğitimi de başlar ve bu nedenle de çocuklar daha sık kabızlık yaşar. Bu tip kabızlık psikolojik olabilir. Psikolojik kabızlık çocuk kakasını tutmaya yeni öğrendiği için, oyun oynamayı bırakmak istemediği ve tuvalete gitmediği için, kakasını yaparken acı duyacağını zannettiği için gibi nedenler psikolojik kabızlığa yol açabilir. Çocuklar karbonhidratlı gıdaları daha fazla severler ve yerler. Bu tür beslenme de çocuklarda kabızlık nedenidir. Bu yüzden aileler bu konuda dikkatli olmalıdır. Ayrıca ailenin beslenme alışkanlıkları çocukların kabız olmalarında etkilidir.

Çocuklarda ve bebeklerde kabızlığa neden olan hastalıklar

Çocuklarda görülen kabızlıkların % 90'ı fonksiyonel (nedeni bulunamayan) kabızlıktır. Diğer nedenler ise anal stenoz, anüsün önde yerleşmesi pelvik kitle ve imperfore anüs gibi sindirim sistemi bozuklukları, hipertiroid, hiperkalsemi, hipokalsemi, kistik fibrozis, şeker hastalığı, renal tübüler asidoz, çöyak hastalığı ve multipl endokrin neoplazi gibi metabolik ve gastrointestinal hastalıklar, spinal kord anomalileri, spinal kord travması, nörofibromatozis, ensefalopati, tethered kord, serebral palsi gibi nörolojik bozukluklar, hirschsprung hastalığı, intestinal nöronal displazi, intestinal pösodoobstrüksiyon, visseral miyopatiler, visseral nöropatiler gibi bağırsak sinir kas bozuklukları, prune belly sendromu, gastroşizis, down sendromu gibi kas anomalileri, skleroderma, sistemik lupus eritematozis, ehlers danlos sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları, opiyatlar, fenobarbital, sükralfat, antiasitler, antihipertansifler, antidepresanlar, sempatomimetikler gurubu ilaçlar, ağır metal zehirlenmesi, D vitamini zehirlenmesi, botulizm ve inek sütü protein intoleransı gibi diğer nedenlerde çocuklarda ve bebeklerde kabızlığa sebep olan faktörlerdir.

Çocuğun veya bebeğin kabız olduğu nasıl anlaşılır? 

Düzenli olarak kakasını yapmayan veya kaka yaparken zorlanan çocuğun kabız olduğu düşünülmelidir. Çocuk kakasını yapamadığı için huzursuz ve hırçın davranışlar sergiler. Bazen bu yüzden çocuk evden çıkmak istemeyebilir. Sık sık karın ağrısı şikayeti olur. Eğer çocuk karın ağrısını ifade edemeyecek kadar küçük ise hırçın ve huzursuz olur. Kabızlık uzun sürer ve mide bulantısı şikayetleri olur ise çocuk iştahsız olur ve yemek, yemek istemez. Kabızlık çektiği için tuvaletini yapmak istemez ve bu durumda kaçırmalar olabilir. Çocuk kaka kaçırmaya başlar ise kabızlık ciddi bir hal almış demektir.

Seyrek ve katı dışkılama olarak tanımlanan kabızlık çocukluk döneminde sık rastlanan ve uğraştıran ama çözümü olan bir rahatsızlıktır. Yeni doğan bir bebeğin ortalama günde 4 kez kaka yapması normal kabul edilir. Bebeklik çağında ise ortalama 5-8 kez kaka yapması normal kabul edilir. Eğer bebek bu normal kabul edilen dışkılama sayısından daha az sayıda kaka yapıyor ise bir süre sonra kabızlık başlayabilir.

Çocuklarda kabızlık psikolojik olur mu?

İki yaş civarında başlayan kabızlıklar genellikle beslenmenin doğru olmaması yani bol lifli beslenmeme ve bol su içilmemesinden dolayı olur. Zamanından önce ya da yanlış şekilde başlatılan tuvalet alışkanlıkları da iki yaş civarı kabızlıklara neden olur. Aynı zamanda hiç bir sebep olmadan çocuk sadece kakasını tutabilmeyi öğrenmeye başladığı için tutar ve kabız olur. Yaşadığı kabızlık nedeni ile zaman içerisinde karnı ağrıyacağı için, canı acıyacağı için, dışarıya gitmek istemediği için, kakasını kaçıracağından korktuğu için çocuğun psikolojisi etkilenir ve psikolojik kabızlık gelişebilir.

Kabızlık sorunu olmayan bir çocukta bile ileri yaşlarda psikolojik kabızlık oluşabilir. Örneğin, ana okulu sınıflarında, aynı sınıfta herhangi bir çocuk kakasını veya çişini kaçırdığında diğer çocuklarda psikolojik bir baskıya neden olur. Çünkü çocuk böyle bir durum yaşadığında öğretmen kızar ya da diğer çocuklar dalga geçer ve bu durumda bazı çocuklar kendini kasmaya başlar. Bu tür bir psikoloji bazı çocuklarda zaman içerisinde kabızlığa neden olur. Bu duruma ana okulu çocuklarında çok sık rastlanır. Daha büyük çocuklarda okul stresi, sınav stresi, başarısızlık stresi ve sınıfta öğretmenin tuvalete gitmeye izin vermemesi gibi yaşam koşulları psikolojik kabızlık nedenidir. Bunların dışında ailevi sorunlarda çocuklarda psikolojik kabızlığa neden olur.

Çocuklarda veya bebeklerde kabızlık nasıl tedavi edilir?

Çocuklarda genellikle fonksiyonel kabızlık denilen altta yatan ciddi bir nedenin olmadığı (tuvalet alışkanlığı, beslenme tipi) gibi kabızlıklar görülür. Altta yatan ciddi bir neden olur ise bunun tedavisi nedene yönelik yapılır. Fonksiyonel kabızlıklar hem aile ve çocuklar hemde doktor için uğraşması zor olan kabızlıklar şeklinde de görülebilmektedir. Fakat fonksiyonel kabızlıklar tedavi edilmez ise giderek artış gösterir. Kabızlık nedeni ile çocuğun makat bölgesinde çatlaklar ve yaralar oluşmaya başlar.

Bu nedenle çocuk kakasını iyice tutmaya çalıştığı için kaçırmalar olur ve bu kaçırmalar öncelikle lekelenme şeklinde olur iken, kabızlık ilerledikçe kaka şeklinde görülür. Kabızlık tedavisi uzun dönem süren bir tedavidir. Kabızlık tedavisi yapılırken çocuğun tuvalet eğitimi, doğru beslenme alışkanlığını, doğru zamanlarda tuvalete çıkma alışkanlığını kazandırmak ta gerekir. Bütün bunlara dikkat edilmez ise tedavi edilen kabızlık tekrarlar.

Kabız olan çocuğun veya bebeğin beslenmesi nasıl olmalı?

Daha önce kabızlık yaşamayan çocuk kabız olmaya başlamış ise ilk olarak beslenmesi gözden geçirilmelidir. Çocuğun beslenmesi makarna, pilav, hazır gıdalar ve çok miktarda inek sütü şeklinde ise bunların değiştirilmesi gerekir. Bol lifli beslenme bütün yaş gruplarında da önemli olduğu gibi çocuklarda da önemlidir. Her yaş grubunda mide ve bağırsak siteminin sağlığı ve ileride kolon kanserinden korunmak için bol lifli beslenme önerilmektedir. Bu alışkanlık çocuklukta başlar ise ileri yaşlarda da devam eder.

Bol lif içeren beslenme şekli derken kasıt, lifli ve sorbitol içeren meyveler (elma, erik, kayısı, üzüm, turunçgiller, kiraz, armut, hurma) gibi meyveler, bol lifli sebzeler (kabak, yeşil fasülye, havuç, brokoli, bezelye, bamya, kereviz, yer elması, pırasa) gibi sebzeler, baklagiller (nohut, kuru fasulye, börülce, mercimek, bakla) gibi ve bol su kabız olmamak için tüketilmesi gereken gıdalardır. Ekmek tam tahıllı ekmekler ile değiştirilmelidir. Makarna, pilav ve hazır besinler gereğinden fazla veriliyor ise azaltılmalıdır. Küçük çocuklarda sıfır karbonhidratlı beslenme olsun denilemez.

Çünkü yetişmekte olan çocuklarda karbonhidrata da ihtiyaç vardır. Mümkün olduğunca kepekli ekmek, kepekli pirinç, kepekli makarna ve bulgur pilavı tercih edilmelidir. Patlamış mısır kabızlık sorununda faydalıdır ve günde bir su bardağı kadar patlamış mısır vermenin bir sakıncası olmaz. Kabızlık çeken çocuklara inek sütü 500 ml'den fazla verilmemelidir. Sebze yemeklerinin zeytin yağı ile pişirilmesi kabızlık probleminde oldukça fayda sağlar. Çocuklarda kabızlık için aktarlarda satılan bitki çayları kullanılmamalıdır. Bol su, ıhlamur çayı, papatya çayı, nane çayı gibi çayların birinden bir yada yarım fincan içirmek faydalı olabilir. Fakat özellikle kabızlık çözücü bitki karışımları veya sinameki bitkisi çocuklarda ve hamilelerde önerilmez.

Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden Olur

Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden Olur

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu belirtileri ve tedavisi 

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları (İYE), çocukluk döneminde sık görülen önemli bir hastalık nedenidir. İdrar yolu enfeksiyonları çocuklarda en sık karşılaşılan ikinci enfeksiyon ve en sık görülen genitoüriner sistem hastalığıdır. İdrar yolu enfeksiyonları kız çocuklarında erkek çocuklarına göre daha sık görülür. Çocukluk çağında geçirilen üst üriner sistem enfeksiyonları böbrek hasarı, ileri yaşlarda hipertansiyon ve böbrek yetmezliği için önemli bir risktir.

Son yıllarda çocukluk dönemi idrar yolu enfeksiyonlarının nedeni ve doğal seyri ile buna bağlı olarak renal parankimal hasara yatkınlığı olan faktörler iyi bilindiği için ani başlangıçlı idrar yolu enfeksiyonları görülme oranı ve uzun dönemli gelişebilecek hastalıkları en aza indirebilmek için hızlı, uygun ve detaylı bir inceleme gerekmektedir. Ayrıca erkek çocuklarının sünnetsiz olması, yeteri kadar anne sütü emmemiş çocuklar, üreteropelvik bileşke darlığı, adinamik üreter segmenti, posterior üretral valv, çift toplayıcı sistem gibi anatomik bozukluklar, kronik karaciğer hastalığı, kabızlık, çok fazla antibiyotik kullanımı, mesanenin disfonksiyonel ya da nörojenik nedenlere bağlı yeterince boşaltılamaması gibi birçok etken idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir.

Özellikle tekrar eden idrar yolu enfeksiyonlarının altında yatan vezikoüretral reflü ve tıkanma gibi üriner sistem anatomisine bağlı bozuklukların olması durumunda ciddi komplikasyonlar açısından oldukça önemlidir. Türkiye'de çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı kronik böbrek yetmezliği halen önemini korumaktadır. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurulduğunda idrar yolu enfeksiyonlarının erken tanısı ve tedavisinin önemi büyüktür.

Çocukluk dönemi idrar yolu enfeksiyonlarının sınıflandırılması 

-İdrar yolu enfeksiyonu bulguları olmadan uygun koşullarda alınan idrar kültüründe üreme olması belirtisiz bakteriüri,

-Antibiyotik tedavisi verilmesine rağmen idrar kültüründe üreme olması geçmeyen bakteriüri,

-Üst üriner sistem üreter kısmının enfeksiyonu üretrit, renal pelvis ve parankimin enfeksiyonu piyelonefrit,

-Alt üriner sitemin üretra bölümünün enfeksiyonu üretrit, mesane enfeksiyonu sistit,

-İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi sonrası idrar kültüründe üreme olmamasına rağmen aynı enfeksiyon etkeni ile tekrar idrar yolu enfeksiyonu gelişmesi durumu relaps, farklı bir etken ile enfeksiyon oluşması reenfeksiyon,

-İdrar yolu enfeksiyonu ile birlikte anatomik bir bozukluk, taş gibi kolaylaştırıcı bir etkenin olması komplike, olmaması durumu ise komplike olmayan idrar yolu enfeksiyonları olarak tanımlanır.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda hastaların ilk ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu şeklinde sınıflandırılması önerilmiş, tekrarlayan enfeksiyonlar düzelmeyen bakteriüri, bakteriyel persistans (relaps) reenfeksiyon olarak alt sınıflara ayrılmıştır.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonuna neden olan bakteriler

İdrar yolu enfeksiyonunun, tüm yaş grubu çocuklarda en sık görülen etkeni gram negatif enterik bakterilerdir. Escherichia coli en sık (% 80-85) etken olup, klebsiella, proteus, enterobacter spp, morganella morganii ve enterobacter ailesinin diğer üyeleri daha az enfeksiyona neden olurlar.

Pseudomonas aeruginosa, staphylococcus saprophyticus (genellikle genç kızlarda), staphylococcus aureus, Grup B streptokoklar (yenidoğan döneminde) idrar yolu enfeksiyonlarında saptanan diğer bakterilerdir. İdrar sondası takılması, suprapubik aspirasyon sonrası nazokomiyal enfeksiyon etkenleri idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabilir.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları belirtileri

İdrar yolu enfeksiyonlarının belirtileri çocuğun yaşı, enfeksiyonun üriner sitemdeki yeri ve şiddetine göre değişkenlik gösterir. Yeni doğan ve süt çocukluğu döneminde idrar yolu enfeksiyonu belirtileri genellikle hastalığa özgü değildir. Belirtiler birçok çocukluk dönemi rahatsızlıklarında görülebilen kusma, kilo alımında yetersizlik, emme güçlüğü, huzursuzluk, uzamış sarılık, ishal, kötü kokulu idrar ve ateş benzeri belirtilerdir.

Bu dönemde hastalar dikkatli bir şekilde değerlendirilmeli ve idrar yolu enfeksiyonu açısından tetkikler yapılmalıdır. İki yaşından sonraki çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonu belirtilerinde karın ağrısı, kasık ağrısı, ateş gibi belirtiler de görülür iken, okul çağı çocuklarda ağrılı çiş yapma, suprapubik hassasiyet, ani ve sık idrara çıkma, karın ağrısı, kasık ağrısı, kabızlık, işeme bozuklukları gibi belirtiler ile hastaneye baş vururlar. Yüksek ateş ve yan ağrısı gibi belirtiler pyelonefrit olabileceğini düşündürmelidir. Şikayetlerini anlatabilen çocuklarda çocuğun şikayetleri ve muayene ile enfeksiyonun yeri tahmin edilebilir.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu teşhisi 

İdrar yolu enfeksiyonu düşünülen çocuklarda dikkatli öykü ve fizik muayene tanıyı koyma ve altta yatan anatomik ve fonksiyonel anomalileri saptamak için önemlidir. İşeme ve kabızlık öyküsü alınmalı, aile bireylerinin ürolojik anomalilerinin olup olmadığı sorgulanmalıdır. Çocuğun fizik muayenesinde boyu, kilosu ve kan basıncı ölçülmelidir. Dış genital ve sakral bölgenin (sakral gamzelenme, fimozis, libial füzyon) dikkatli incelemesi yapılmalıdır. Genital muayenede meatus darlığı, labial adezyon ve vulvovajinit değerlendirilmelidir. Şiddetli kabızlık ve enkoprezis olan çocuklarda rektal muayene yapılmalıdır.

Fizik muayeneden sonra idrar yolu enfeksiyonları teşhisinde idrar analizi, lökosit esteraz testi, nitrit testi, idrar kültürü gibi tahliller yapılır. Ayrıca radyolojik görüntüleme yöntemleri ile idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda radyolojik inceleme üriner sitem malformasyonlarını ortaya çıkarmak, akut pyelonefrit tanısından emin olmak, renal skarın olup olmadığını değerlendirmek, taş ve obstrüktif üropatiyi saptamak amacı ile yapılır. Ultrasonografik görüntüleme idrar yolu enfeksiyonlarının değerlendirilmesinde ilk basamak olarak kullanılır. Ayrıca voiding sistoüretrografi tetkiki, radyonüklid sistografi, intravenöz pyelografi, dimerktaptosüksinik gibi görüntüleme tetkikleri yapılır.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu tedavisi

İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi genellikle ampirik olarak başlanıp, kültür antibiyogram sonucuna göre tedavinin devamı düzenlenir. Ampirik tedavide çocuğun yaşı, toksik bulguları olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle ilk üç yaşlarında idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda renal parankim hasarlanması riski yüksektir. Ateşli, kusması olan, ağızdan beslenmesi olmayan tüm çocuklar ve küçük yaş grubundaki yeni doğan ve süt çocukları hastaneye yatırılarak tedavi edilmelidir.

Küçük çocuk, süt çocuklarında ilk idrar yolu enfeksiyonu komplike olarak kabul edilmelidir. Çünkü renal hasara yol açan idrar yolu anomalileri ile beraber görülmesi sıktır. 90 günlükten küçük çocuklarda ürosepsis riski yüksek olduğu için dikkatli olunmalıdır. Hastane koşullarında tedavi edilecek çocuklarda kan ve idrar kültürü alınır. Bu çocuklarda intravenöz sıvı ve parenteral amprik antibiyotik tedavisine başlanır. 90 günlükten daha büyük çocuklarda tedavi seçimi hastanın belirtilerine göre düzenlenir. Toksik bulguları olan çocuklar yatırılarak, olmayan çocuklar ayakta uygulanacak 7-14 gün arası parenteral veya ağız yolu ile verilen antibiyotikler ile tedavi edilirler.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu nasıl önlenir?

Çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarını önlemek için öncelikle bağırsak parazitlerinin tedavisi yapılmalıdır. Köpük banyoları genital bölge yüzey gerilimini azaltarak ascendan bakteri girişini kolaylaştırdığı için tavsiye edilmemektedir. Pamuklu bezden yapılmış iç çamaşırları önerilmektedir. Naylon ve dar pantolonlar vulva hijyenini olumsuz yönde etkilediği için kullanılmamalıdır.

Deodorant ve benzeri meteryaller vulvada irritasyona yol açabileceğinden bu maddelerin kullanımı doğru değildir. Çocuğun perinesi temiz ve kuru olmalı yıkandıktan sonra dikkatli bir şekilde silinmelidir. Absorban özelliği olan tuvalet kağıtları kullanılmamalıdır. Çocuğun tuvalet eğitimi verilirken silme ve kurulama önden arkaya doğru ve bir kez olacak şekilde uygulanmalıdır. Çocuğun kabızlığı giderilmelidir. Mesanenin tam boşalması tedavinin ve idrar yolu enfeksiyonunu önlemenin en temel yoludur.

Kronik Böbrek Hastaları Oruç Tutabilir mi

Kronik Böbrek Hastaları Oruç Tutabilir mi

Oruç nedir? Oruç ve böbrek yetmezliği 

Oruç, ibadetin temel hedefi insanları doğru yolu iletmektir. Bu durum Kuran'ı Kerim'de “Ey iman edenler Allah'a karşı gelmekten sakınmak için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır.” şeklinde ifade edilmektedir.

Oruç, uzmanlar tarafından midenin dinlenmesi ve vücutta detoks etkisi yapması nedeni ile faydalı bulunduğu gibi, kronik hastalığı (şeker hastalığı, yüksek tansiyon hastalığı, kalp hastalığı, panik atak hastalığı, ilerlemiş derecede Akdeniz ateşi hastalığı olanlar, kronik gastrit ve reflü hastalığı, sara (epilepsi) hastalığı, karaciğer yetmezliği hastalığı olan hastalar ve benzeri ağır kronik hastalığı) olanlarda hastalığın daha fazla şiddetlenmesine neden olabileceği için kronik hastalığı olan kişilere önerilmemektedir. Birinci derece böbrek hastalığı olan kişiler bol su içmeye özen göstererek ve doktorlarına danışarak oruç tutabileceği gibi, riskli de olabilir.

Kronik böbrek yetmezliği ve oruç 

Böbrek yetmezliği tedavisinde en temel yöntem bol su tüketilmesidir ve bu nedenle kronik böbrek hastalarının oruç tutması önerilmez. Böbrek yetmezliği genellikle tedaviye rağmen ilerleyici bir hastalıktır. Düzenli beslenmemek ve düzenli sıvı tüketmemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Ramazan ayında böbrek hastaları, iftar ile sahur arasındaki sürede su içme ihtiyaçlarını gideremez.

Ramazan ayı sonrası hastalığını bilmeyen birçok kronik böbrek hastası ramazandan sonra bazı şikayetler ile hastaneye baş vurduklarında kronik böbrek hastalığı varlığı saptanır. Ayrıca böbrek ve idrar yollarında taş şikayeti olan hastalarında susuz kalması sonucu böbrek yetmezliği gelişebilir. Özellikle ramazan ayı yazın sıcak ve uzun dönemlerine denk geldiği zaman susuzluk ve zamanın uzun olması bu sıkıntıyı daha da arttırır. Kronik böbrek hastalarının ilaçları düzenli kullanmaları gereklidir.

Bu nedenle zaten oruç tutmaları imkansız hale gelir. Bu hastaların her şeye rağmen oruç tutmaları kendilerine ve ekonomiye zarar vermeleri anlamına gelir. “Allah” zaten insanların bilerek kendi bedenlerini ve sağlıklarını zarar vermelerini istemez. Böbrekleri normal çalışmayan kişilerin oruç tutması durumunda diyaliz tedavisine kadar gidebilen bir sonuç ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle böbrek fonksiyonlarını etkileyen hastalık varlığında ve böbrek taşı şikayeti olanlarda oruç tutmak önerilmemektedir. Bu hastalar iyileşme şansı var ise iyileştikten sonra doktor izin verir ise oruçlarını kaza edebilirler ya da maddi imkanları olanlar oruç fidyesi verebilirler.

Çocuklarda Şeker Hastalığı (Diyabet) Neden Olur

Çocuklarda Şeker Hastalığı (Diyabet) Neden Olur

Çocuklarda diyabet (şeker hastalığı) tedavisi

Diyabet, çocuklarda da görülen bir hastalıktır. Özellikle tip 1 denilen diyabet zaten çocuk ve gençlerde ortaya çıkan, mutlaka pankreas ve insülin yetersizliğine giden bir durumdur. Çocuklarda özellikle aşılama sonrası, viral enfeksiyonlar sonrası, bazı ilaçların kullanımı sonrası, psikolojik stres sonrası tip 1 diyabet oluşumu ortaya çıkabilir. Tip 1 diyabet gençlik çağı diyabeti olarak ta adlandırılır. Genellikle 35 yaşından sonra tanısı konulur. Tip 1 diyabetlilerin hastalık başlamasından itibaren insülin kullanmaları önerilir.

Tip 1 diyabet sorununda, pankreas çok az insülin üretir veya hiç insülin üretmez. Kanda insülin reseptörlerini uyarmaya yetecek kadar insülin olmadığı zaman, hücre yüzeyindeki reseptörler (kapılar) kapalı durumda kalır ve hücrenin içine giremeyen şeker kanda biriktiği için kan şekeri seviyesi yükselir. İnsülinin tek görevi kan şekerini düzenlemek değildir. Özellikle gelişme dönemindeki çocuklarda boyun uzaması, dokuların canlılığının korunması ve hücre gelişimi insülinin kontrolü altındadır. Ailede tip 1 diyabeti olan akraba var ise çocukta tip 1 diyabet gelişimi ailesinde diyabet olmayan çocuklara göre daha fazladır. Çocuklarda veya gençlerde sadece genetik yatkınlık değil, çevresel faktörlerin de bu hastalığın ortaya çıkmasında etken olduğu konusunda veriler vardır.

Çocuklarda diyabet (şeker hastalığı) belirtileri

Diyabet belirtileri çocuklarda da erişkinlerinkine benzer belirtiler görülür. Tip 1 diyabeti genç popülasyonda ilk öne çıkan belirti büyüme ve gelişimin duraklaması dır. Çocuk yaşta tip 1 diyabeti olanlarda akranlarına göre daha kısa kalmaları ve daha küçük yapılı olmaları bundan kaynaklanır. Kısa süre sonrası ise kan şekeri yüksekliğine ait belirtiler meydana çıkmaya başlar.

Bu belirtiler, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, çok fazla yemek yeme, ani kilo kaybı ve bu belirtiler genellikle bir anda ortaya çıkmaya başlar. Daha önce gece altını ıslatma sorunu olmayan çocuklarda geceleri altını ıslatma sorunu, özellikle ergenlik dönemine yaklaşan kızlarda vajinal mantar enfeksiyonu, kusma, karın ağrıları, çocuğun kendini halsiz ve yorgun hissetmesi, okul başarısında azalma, tekrarlayan deri enfeksiyonları gibi belirtiler de görülebilir.

Çocuklarda diyabet (şeker hastalığı) teşhisi

Çocuklarda diyabet tanısı damarlardan veya parmak ucundan alınan kan glukozunun ölçülmesi ile alınır. Kan şekeri değerleri, açlık kan şekerinin 126 mg/dl üzeri diyabet, 100 altı normaldir. Tokluk kan şekerinin 200 mg/dl üzeri olması diyabet, 140 altı normaldir.

Çocuklarda diyabet (şeker hastalığı) tedavisi

Çocuklarda gelişen tip 1 diyabeti, vücuttan tamamen uzaklaştıracak ve vücudun kendi insülini ni üretmesini sağlayarak bir tedavi, insülin enjeksiyonları dışında yoktur. Tedavi insilün tedavisi, beslenme desteği ve egzersiz tedavisi olarak planlanır. İnsülin kullanımı, insülin şişeleri buz dolabının kapağında saklanır. İnsülinler enjektörler, insülin kalemleri ve insülin pompaları şeklinde uygulanır. İnsülin enjeksiyonu iğnesi, günde iki veya dört kere yemek öncesi yapılır. Her çocuk için kullanılması gereken insülin şeması çocuğun kendi doktoru tarafından, her çocuğa göre farklı düzenlenir. İnsülin kullanan çocuklarda da günün belli zamanlarında, günde dört veya altı defa olmak üzere kan şekeri ölçümü yapılır. Şeker hastalığı olan çocuğa ve ailesine diyabet ekibi tarafından eğitim verilir.

Şeker hastalığı (diyabet) olan çocuklarda beslenme 

Şeker hastalığı olan çocuğun beslenmesinde üç ana, üç ara öğün olması gereklidir. Beslenme planına uymayan çocuklarda az beslendiği zaman kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi), fazla beslendiği zaman kan şekeri yükselmesi meydana gelir. Bu nedenle çocukların okulda ve sınıfta öğün almasının desteklenmesi ve takip edilmesi oldukça önemlidir.

Egzersiz konusunda çocuğun desteklenmesi, diyabet tedavisinde fayda sağlar. Aynı zamanda çocuğun sağlıklı akranlarından uzaklaştırılmaması sağlanır ve çocuk kendini daha iyi hisseder. Çocuğun egzersiz yapacağı esnada kan şekeri çok yüksek ya da düşük olmaması önemlidir. Çok yoğun egzersizlerden önce insülin dozu azaltılmalı ve ara öğün alınmalıdır. Şeker hastası çocuklar her türlü egzersiz yapabilir. Gerekli eğitim verilerek yarışmalı sporlara katılabilir. Diyabet çocuklarda da erişkinler de egzersiz ve spor için engel teşkil etmediği gibi egzersiz ve yürüyüş şekeri dengelemede çok faydalıdır.

Çocuklarda Ve Bebeklerde Kalp Deliği Neden Olur

Çocuklarda Ve Bebeklerde Kalp Deliği Neden Olur ?

Bebeklerde ve çocuklarda kalp deliği belirtileri ve tedavisi

Kalp deliği, bebeklerde genelde doğumsal olarak meydana gelir iken, erişkinlik döneminde de kalp krizi sonrası ortaya çıkabilir. Kalbin dört adet bölmesi bulunur ve bu bölmelerin ikisi kulakçık, ikiside karıncık olarak adlandırılır. Kalp deliği kulakçıklar arasında veya karıncıklar arasında delik olmasına verilen addır. Kulakçıklar arasında bulunan deliğin tıp dilindeki adına atriyal septal defekt, karıncıklar arasında bulunan deliğin adına da ventriküler septal defekt denilir. Kalp deliği genellikle bu şekilde iki tip kendi başlarına olabildiği gibi, diğer kalp anomalileri ile birliktede görülebilir.

Bebeklerde ve çocuklarda kalp deliği belirtileri 

Bebeklerde oluşan kalp deliği doğuştan olduğu zaman, genelde bu şekilde en sık görülen bir durum olarak karşımıza çıkar ve belirtileri doğumdan hemen sonra görülebilir veya bebeklik döneminde çocuğun büyümesi aşamasında kendini belli edebilir. Bebeklerde görülen kalp deliğinin en sık görülen şikayetleri, hızlı nefes alıp verme, çabuk yorulma, emmeyi kısa sürede bırakma, nefes alıp verirken morarma, sık öksürme, sık akciğer enfeksiyonu gibi belirtiler görülebilir iken, bebeklik dönemini geçmiş yürümeye başlamış çocuklarda efor sarf etme sırasında çabuk yorulma ve sık sık oturup dinlenme gibi annelerin dikkatine çekebilecek belirtilerdir.

Bebeklerde kalp deliğinin anlaşılması ve tanısı

Doğuştan kalp deliği olan çocuklarda veya bebeklerde belirtiler genelde iki farklı şekilde meydana çıktığı gibi, birincisi sessiz ve hiç bir bulgu vermeyen, ikincisi ise üstte yazılan belirtiler ile meydana çıkar. Bu bebeklerde tanı doğumdan sonra iyi bir muayene yapıldığında duyulan ciddi derecedeki üfürüm ile tespit edilir ve bundan sonra, teşhisin tam konulabilmesi için bazı tetkikler istenebilir. Fakat çocukta hiç bir belirti yok ise muayene esnasında herhangi bir bulguya bazen rastlanmaz. Bu çocuklarda ileri ki yaşlarda sıkıntılar ortaya çıktığında kalp deliği teşhisi konulur. Bebeklerde veya çocuklarda kalp rahatsızlıkları tanısı genelde duyulan üfürümler sonucu konulabilir iken, üfürümün nedenini saptayabilmek için ilk yapılacak test ekokardiyografi testi (kalp ultrasonudur). Çocukların hiç bir sıkıntısı olmasa bile, iki yaşına kadar bir çocuk kardiyolojisi kontrolünden geçmesi erken tanı için oldukça önemlidir.

Anne karnındaki bebekte kalp deliği nasıl anlaşılır?

Bebeğin kalp anomalisi ile doğup doğmayacağını tespit edebilmek amacı ile son yıllardaki teknolojinin geliştirdiği bazı ekokardiyografik yöntemler bulunmaktadır. Fetal ekokardiyografi denilen yöntem ile gebeliğin 16'ıncı haftasından sonra, anne karnındaki bebek muayeneleri esnasında fetal ekokardiyografi görüntüleme sistemi ile bebeğin kalbindeki gelişimin incelemesi yapılır ve herhangi bir anomali var ise bu fetal ekokardiyografi tetkikinde meydana çıkabilir ve bu durum anneye anlatılır. Fakat bu yöntemin başarısı yüzde yüz olmayabilir veya bazen anlaşılmayabilir. Bebeklerdeki bazı kalp anomalileri hamileliğin son dönemlerinde meydana çıkabilir. Bu nedenle fetal ekokardiyografinin hamilelik döneminde bir iki kere yapılması gerekebilir.

Bebeklerde ve çocuklarda kalp deliği tedavisi

Doğuştan kalp deliği olan bebeklerde, iyi bir muayene ve tetkikler ile hastalığın ciddiyeti anlaşalabilir ve bulunan delik bazen hemen kapatılır iken bazende beklemek gerekebilir. Hemen kapatılması gereken deliklerde cerrahi müdahalenin hemen yapılması gerekmektedir. Son yıllarda yeni doğan ve bir yıllık bebeklerde görülen kalp anomalileri oldukça başarılı ve rahat bir şekilde ameliyat edilebilmektedir. Bebeklerdeki kalp deliği zamanında tedavi edilmez ise daha büyük sorunlara neden olabileceğinden bir an önce tedavisinin yapılması oldukça önemlidir.

Bebeklerde ve çocuklarda kalp deliği ameliyatı nasıl yapılır ?

Doğuştan kalp deliği olan bebeklerin bazı durumlarda hemen tedavi edilmesi gerekir. Bazı çocuklarda bazı kalp deliği iki yaşına kadar kendiliğinden kapanabilir. Bu çocuklarda kalp deliği çok fazla sıkıntı yapmaz ve iki yaşına kadar kapanabilmesi söz konusu olan deliklerde ilaç tedavisine ve hemen ameliyat yapılmasına gerek olmayabilir. Fakat bu çocuklarda düzenli aralıklar ile ekokardiyorafi takibi yapılması uygun görülür. Doğuştan kalp deliği olduğu teşhisi konulup illede açık kalp ameliyatı gerektiğinde, çocuk ameliyata hazırlanır ve çocuğun dolaşımı ve solunumu durdurulup tüm bunlar kalp akciğer makinesine bağlanır. Çocuğun göğüs kafesi açılarak kalbe ulaşılır ve kalp içindeki deliği sentetik yamalar ile kapatma işlemi yapılarak hastalığın tedavisi tamamlanmış olur.

Çocuklarda Kalp Damar Hastalığı Belirtileri

Çocuklarda Kalp Damar Hastalığı Belirtileri

Çocuklarda koroner arter hastalığı nedenleri  

Çocukluk çağında yetişkinlerden farklı olarak, koroner arter hastalığı ile ilgili nedenler doğumsal ve nadir olarak görülür. Sol koroner arterin, pulmoner arterden miyokart perfüzyonunun ağır düzeyde bozulmasına sebep olmaktadır. Sol koroner arterin sağ koroner kasptan çıkması, iki büyük damar arasında seyretmesine ve akım hacminin arttığı durumlarda kalbin sıkışmasına sebep olur ve bu sorunun olduğu hastalarda egzersiz halinde ani ölüm vakalarına rastlanmaktadır.

Kanda bazı yağların yükselmesine bağlı koroner arterlerin erken damar sertleşmesi bulunan aile öyküsü (genetik) olup fiziksel muayenede, obez ve ksantomları görülen hastaların araştırılması gerekmektedir. Ayrıca, kavasaki hastalığının akut seyri sırasında, koroner arter damar duvarlarında zayıflama kabarcık veya balonlaşma oluşması sebebi ile koroner dolaşım bozulabilir. Bu hastalardan, koroner arter damar zayıflığı veya damar genişlemesi olmayan hastalarda koroner vazospazma yani damar kasılmasına eğilim saptanmıştır.

Çocuklarda kalp damar hastalığı belirtileri

Sol ventrikülün çıkım yolunu daraltan aort darlığı, hipertrofik kardiyomiyopati benzeri yapısal kalp kası hastalıkları iskemik ağrılara ve ritim bozukluklarına neden olabilir. Özellikle egzersizle gelen göğüs ağrısı lezyonun ağırlığı hakkında güvenilir bir ölçüt olup tedavi endikasyonlarından biridir. Mitral kapak prolapsusu toplumda sık rastlanan ve genelde iyi seyirli bir anomali olarak bilinmektedir. Mitral valv (kapak) prolapsusunda ağrının papiller kas veya sol ventrikül endokart iskemisinden meydana geldiği düşünülmektedir. Ritim bozukluklarının da mitral kapak (valv) prolapsusuna eşlik ettiği görülmüştür.

Çocuklarda kalp damar hastalığı tedavisi

Göğüs ağrısının kardiyak kökenli olduğunun düşünülmesi hasta çocuk ve ailesinde strese neden olabilir. Bu sebepten dolayı tedavide öncelikle hasta ve ailesi ile konuşulması, neden olan durumların açıklanması ve gerekir ise hastalığın belirtileri hakkında günlük tutulması uygun görülür. Göğüs ağrılarında nedene yönelik tedavi uygulanması, koroner arter hastalığına bağlı olup olmadığını netleştirmek amacı ile çocuk hastanın pediatrik kardiyoloji bölümünde kardiyoloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çocuklarda Kalp Çarpıntısı Nedenleri Ve Tedavisi

Çocuklarda Kalp Çarpıntısı Nedenleri Ve Tedavisi

Çocuklarda kalp çarpıntısı neden olur?  

Çocuklarda ve bebeklerde kalp çarpıntısı çok fazla görülmeyen bir durum olsa da, son yıllarda oldukça sık rastlanmaktadır. Kalp hastalıkları bebek doğmadan, anne karnında da başlayabildiği gibi, bebek doğduktan sonra da ortaya çıkabilir. Genellikle çocukluk döneminde karşılaşılan kalp hastalıkları, doğumsal kalp hastalıklarıdır. Kalp hastalığı türüne göre,bazı bebeklerde doğar doğmaz şikayetlere neden olabildiği gibi, bazı bebeklerde ise herhangi bir şikayete neden olmayabilir. Doğumsal kalp hastalıklarının nedeni tam olarak bilinmediği gibi, bazı hastalıkların varlığı ve yanlış yaşam biçimi gibi etkenlerin neden olduğu düşünülmektedir.

Hamilelik döneminde kullanılan zararlı maddeler sigara, alkol, veya diğer zararlı maddeler, hamilelik döneminde geçirilen enfeksiyonel hastalıklar, hamilelikte çekilen, radyasyon içeren tanısal görüntüleme yöntemleri, annede şeker hastalığı, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi hastalıkların varlığı gibi nedenler bebeğin doğuştan kalp hastalığı ile doğmasına sebebiyet verebilir. İlk bebek kalp hastalığı ile doğmuş ise, ikinci bebeğinde kalp hastası olma ihtimali yüksektir. Özellikle akraba evlilikleri daha bir çok hastalığa neden olduğu gibi, kalp rahatsızlıklarında da oldukça yüksek risk taşımaktadır.

Çocuklarda kalp çarpıntısı belirtileri

Kalp hastalığı ile doğan bebeklerin dudaklarında, tırnaklarında ve ayaklarında morarma şeklinde renk değişiklikleri görülebilir iken, çok önemli değil gibi görülse de ağlama esnasında morarma belirgin hale gelir. Ayrıca kalp çarpıntısı olan bebeklerde solunum güçlüğü, emerken çabuk yorulma, kendi yaşıtlarına oranla daha zayıf kalma ve ayak bileklerinde şişlik gibi belirtiler ile kendini gösterir. Son yıllarda bebeklerdeki kalp hastalığı doğmadan teşhis edilebildiği gibi, sonradan ortaya çıkan kalp rahatsızlıkları da gribal enfeksiyon veya diğer belirtiler ile kendini belli edebilir. Bebeklerde ve çocuklarda kalp çarpıntısının nedenini teşhis etmek için öncelikle muayene edilir ve gerekir ise elektrokardiyografi (EKG) testi istenir.

Çocuklarda kalp çarpıntısı tedavisi

Bebeklerdeki ve çocuklardaki kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın türü teşhis edildikten sonra tedavi planı altta yatan hastalığa göre yapılır. Eğer çarpıntıya ritim bozukluğu neden oluyor ise ritim bozukluğunun tedavisi küçük çocuklarda ve bebeklerde ilaç tedavisi şeklinde uygulanır iken, 5-6 yaşından sonra, radyofrekans ablasyon tedavisi ile ritim bozukluğunu ortadan kaldırmak mümkün olabilir.

Çarpıntının nedeni, kalp deliği ise açık kalp ameliyatı ile deliği kapatma yöntemi uygulanır ve 5-6 yaşından sonra, son yıllarda açık kalp ameliyatı yapılmadan anjiyografik yöntem ile damardan girilerek özel bir cihaz yardımı ile deliğin kapatılması işlemi gerçekleştirilir. Bu yöntemin risk oranının açık kalp ameliyatlarına göre daha az olduğu bilinmektedir. Tedavisi yapıldıktan sonra bu çocuklar yaşantılarına normal bir şekilde devam ettirebilirler.

Çocukların Kalbinde Üfürüm Neden Olur

Çocukların Kalbinde Üfürüm Neden Olur

Çocuklarda kalpte üfürüm belirtileri ve tedavisi

Kalpte üfürüm, dolaşan kanın kalbin içindeki ters akımı (türbülansı) demektir. Bu ters akım kan dolaşımının önündeki herhangi bir engelden kaynaklanabilir. Bu durum kanın dar damardan ya da bozulmuş kapakçıklardan geçmek zorunda kalması şeklidir. Fakat bazen çocukluk çağında masum üfürümler görülebilir.

Genelde çocuklarda duyulan üfürümler masum üfürümlerdir. Masum üfürümler, genellikle ateşli hastalıklar sırasında veya hiç bir neden olmadan meydana çıkabilen şiddeti düşük müzikal karakterlerdeki seslerdir. İki ile sekiz yaş arasındaki çocukların en az yüzde ellisinde masum üfürüm duyulabilir.

Çocukların kalbinde üfürüm belirtileri

Kalpte üfürüm genelde bir hastalık olarak algılandığı gibi, aslında üfürüm bir muayene bulgusudur. Kalpte üfürüm doktorun muayene sırasında duyduğu kalbin normal seslerinden farklı bir sestir. Üfürümün bir kalp hastalığına işaret etmesi veya masum olması söz konusu olduğu gibi, kalp hastalığına ait üfürümlerde hastalığın diğer belirtileri, doktorun üfürümün hastalıktan kaynaklandığını anlamasına yardımcı olabilir. Üfürümün belirtileri süt çocuklarında kilo alma sorunları, beslenme zorluğu, solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte muayene sırasında üfürüm duyulur ise tanıyı koymak daha kolay olabilir. Büyük çocuklarda üfürüm belirtileri, yorgunluk, sık hastalanma, kalp hastalıklarına bağlı renk değişimleri (morarma) gibi belirtiler daha ciddi kalp hastalıklarına işaret edebilir.

Çocuklarda kalpte üfürüm zararlı mıdır?

Çocuklardaki üfürümlerin geneli masum üfürümlerdir. Fakat üfürüm herhangi bir kalp hastalığına bağlı oluşuyor ise hastalığın ciddiyetine göre tehlike yaratabilir. Çocuklarda yaş guruplarına göre, üfürümün bir kalp hastalığı olabileceğini düşündürmesi söz konusu olabilir. Örneğin, yeni doğan bir bebekte bazen kalp hastalığı ciddi bile olsa üfürüm duyulmayabilir. Kalpte üfürüm daha çok süt çocuklarında veya daha büyük çocuklarda muayene bulgusu olabilir. Çocuklarda kalpte üfürüm sorununda, hastalığın ciddiyetine göre zamana bırakılabileceği gibi acil tedavi edilmesi de gerekebilir.

Çocukların kalbindeki masum üfürümler

Masum üfürümler, herhangi bir hastalık olmadan da duyulan üfürümlerdir. İki ile sekiz yaş arasındaki çocuklarda % 50-70 arasında duyulabilen üfürümlerdir. Masum üfürümlerin genelde kalbe zararları olmadığı gibi herhangi bir tedavi veya takip gerektirmez. Masum üfürüm olan çocuklar zorlanmadan spor yapabilir ve sporcu, yarışmacı olabilirler. Fakat önemli olan nokta, üfürümün masum mu, yoksa bir kalp hastalığına bağlı mı olup olmadığının teşhisinin konulmasıdır. Masum üfürüm çocuklarda belli bir nedene bağlı olmadan da her çocukta duyulabilir. Örneğin, ateşli hastalıklar sırasında, enfeksiyonel hastalıklarda, Akdeniz ateşi (FMF) hastalığının atakları sırasında, geçirilen herhangi bir ağır travmatolojik durumlarda, heyecanlanma anında, çocuk koştuktan sonra gibi benzeri durumlarda şiddeti hafif olan ve çocuğun gelişiminde anormallik olmayan üfürümler genelde masum üfürümlerdir.

Çocuklarda kalpte üfürüm tanısı

Çocuklarda kalpte üfürüm, doktor muayenesinde kalbin dinlenmesi esnasında duyulan sesler ile teşhis edilir. Çocuğun standart muayeneleri yapılır iken, çocuğun gelişiminde bir anormallik yok ve üfürümün masum üfürüm olduğu ve sonradan çıkan bir üfürüm olduğu söz konusu ise emin olunması için, akciğer filmi, elektrokardiyografi (EKG) tetkiki gibi tetkikler yapılabilir. Bu durumu çocuğu takip eden doktor izleyebilir. Fakat çocuktaki üfürümün kesin nedenini öğrenmek için, çocuk kardiyoloji uzmanına gitmek ve daha derin tetkikler yaptırmak gerekebilir. Gereken tetkikler yapıldıktan sonra cidi bir kalp hastalığı var ise tedavi ve takip hastalığa göre planlanır.

Çocuklarda kalpte üfürüm tedavisi

Çocuklarda üfürümler, masum üfürüm ise hiç bir tedavi ve takibe gerek duyulmaz iken, bu üfürümler genellikle sekiz yaş civarında kendiliğinden düzelirler. Masum üfürümlerde çocuğun yaşantısında herhangi bir kısıtlama yapmaya gerek yoktur. Fakat hastalığa ait üfürümler devam eder ise hastalık acil tedavi gerektirebilir ya da gerektirmeyebilir.

Çocuklardaki üfürümlerin tedavisinde üfürümün tedavisi değil, sebep olan hastalığın tedavisi gerekir. Örneğin, kalp deliği nedeni ile üfürüm duyuluyor ise deliğin ameliyat ile kapatılmasından sonra üfürüm sorunu da ortadan kalkar. Eğer üfürüm damar darlığından kaynaklanıyor ise balon tedavisi ile damar açıldıktan sonra, üfürüm tam olarak geçmese bile azalır. Çocukların kalbindeki üfürüm sorununda önemli olan hastalığın takibinin yapılmasıdır.

Çocuğun kalbinde üfürüm var ise ne yapılabilir?

Çocuklarda kalpte üfürüm bir muayene bulgusudur ve üfürüm duyulduğunda ailenin haberi olması önemlidir. Üfürümün, masum ya da bir hastalığa bağlı olup olmadığını anlamak amacı ile çocuk kardiyoloğuna baş vurmak ve üfürümün önemli bir üfürüm mü yoksa masum üfürüm mü olup olmadığını anlamak gereklidir. Üfürümün teşhisi konulduktan sonra, eğer masum üfürüm ise çocuğun hayatında herhangi bir kısıtlama gerekmez ve her türlü spor ve yarışma gibi aktivitelere katılabilir ve normal sağlıklı çocuklar gibi günlük yaşantısına devam edebilir.

Kalp Hastası Çocuklar Nasıl Beslenmeli

Kalp Hastası Çocuklar Nasıl Beslenmeli

Kalp hastası çocuklarda beslemenin önemi 

Beslenmenin çocukluk döneminde ve devamında kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir yeri bulunmaktadır. Çocukluk çağında başlayan beslenme bozukluğu ileri ki yaşlarda kalp hastalıkları riskini tetikleyebilir. Bu kalp hastalıkları arasında en önemlisi olan koroner kalp hastalıkları diye bilinen, hipertansiyon, kalp krizleri ve diyabet (şeker hastalığı) olma riskinin son yıllarda artması gibi kalp sorunlardır. Ateroskleroz denilen damardaki yağlanma ve lipitlerin yüksek olması da genelde çocukluk döneminde başlayan yanlış beslenmenin sonucudur. Bu rahatsızlıkların bir kısmı özellikle kötü beslenme nedeni ile meydana gelir iken, bir kısmında kötü beslenmenin neden olduğu obezite sorunundan dolayı oluşur.

Hatta bazen anne karnında bile çok yağlı beslenen bebeklerin ve anne adayının kolesterolünün yükselmesi durumunda anne karnındaki bebeğin damarlarında da ‘aterom’ plaklarının (damarlarda yağ plakları) oluşabildiği bildirilmiştir. Düşük kiloda ya da erken doğan bebeklerde kalp hastalığı ve obezite olma riskinin daha yüksek olduğu konusunda bazı veriler bulunmaktadır. Bu nedenle bu bebekleri doğduktan sonra kilo aldırmaya çalışmak çocuğun beslenmesinde yanlış sonuçlar verebileceğinden dikkatli olmak gereklidir.

Bebeklerin anne sütü ile beslenmesi kalp hastalığı riskini azaltır mı?

Anne sütü, yıllardır herkesin bildiği en yararlı bebek besini olduğu gibi, bebeğin anne sütü ile beslenmesi halinde alabileceği en değerli gıdayı aldığı önemli bir gerçektir. Anne sütü emen bebeğin organlarının ve damarlarının korunma altında olduğu söylenmektedir. Önceleri doktorlar, dört ile altı ay sadece anne sütü ve bir yaşına kadar anne sütü ve diğer besinler şeklinde beslenme önerir iken, son yıllarda altı ay sadece anne sütü devamında ek besinler ile beslenme tavsiye etmektedirler.

Bir yaşından sonra anne sütünün besleyici özelliği olmamasına rağmen, bebeğin iki yaşına kadarda anne sütü emmesinin bazı faydalarının olduğu bilinmektedir. Örneğin, organların sağlığını ve hayati değerini koruduğu gibi, nörolojik hastalıklardan, kalp hastalıklarından, çölyak hastalığından, diyabet hastalığından ve alerjik hastalıklardan da koruduğu hakkında bilgiler vardır. Ayrıca, anne sütü ile beslenen çocuklarda obezite sorunu daha az rastlanır ve anne sütünün enfeksiyonel hastalıklara karşı da koruma özelliği bulunmaktadır.

Çocuklarda mama ile beslenme kalp hastalığı riskini arttırır mı?

Bebeklerin mama ile beslenmesi durumunda, anne sütü verilmez ise çocukta hızlı kilo alma sorunu başlayabilir. Anne sütü emen bebeklerin yağ hücrelerinde gereğinden fazla hacim artışı meydana gelmez. Fakat sadece mama ile beslenen bebeklerin yağ hücrelerinin hacminde ve sayısında artma meydana gelir ve ileri ki yaşlarda obezite sorunu başlayabilir. Ayrıca, mamada ne kadar besin olursa olsun anne sütünde bulunan büyüme faktörlerinin yerini tutamaz. Bunların dışında anne sütü ile beslenen çocuklar daha çevik ve daha aktiftir ve dünya genelinde viral enfeksiyonlara karşı kullanılan maliyeti oldukça yüksek olan ilaçta bulunan maddeler anne sütünde doğal olarak vardır ve bu maddelerin kansere karşı koruyucu etkisi de bulunmaktadır.

Çocuklarda beslenme kaç yaşından sonra kalp hastalığı riskini oluşturur?

Annesinde, babasında veya ailesinde kalp hastalığı ve yüksek kolesterol sorunu olan çocuklarda iki yaşından sonra kolesterol tetkiklerinin yapılması gerekebilir. Bu durumda ailedeki kalp hastası olan bireyde ya da bireylerdeki kalp hastalığının başlama yaşı önemlidir.

Çocukların beslenmesinde, hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları ya da süt, ayran gibi içeceklerin tercih edilmesi gereklidir. Bir yaşından sonra, çocukların günlük yarım kilo süt içmeleri veya 250 gr süt ürünü yemeleri oldukça önemlidir. Günlük alacağı süt ürünleri arasında, peynir, yoğurt veya sütlü tatlı gibi, sütün ılık olarak içilmesinin çocuğun doğru beslenmesinde önemli yeri vardır. Çocuğa iki yaşına kadar fındık büyüklüğünde tere yağı verilmesi önerilir iken, altıncı aydan sonra fındık ve ceviz gibi besinlerden de yararlanılması gerekmektedir. Çocuğun 5-6 yaşından sonra klasik türk kahvaltısı, peynir, zeytin, yumurta, domates, 5-6 kadar badem, ceviz gibi kuru yemişler ile kahvaltı yapması oldukça faydalıdır.

Bebeğin beslenmesinde, buharda pimiş sebzeler ile sebze çorbasının ek besin olarak yedirilmesi önemlidir. Yedinci aydan sonra bu çorbaların içine bir diş sarımsak ve yeşil soğan katılması önerilir. Bebek doğduktan sonra, bebeklik döneminden yaşlılık dönemine kadar sağlıklı beslenme alışkanlığını edindirme görevi genelde anelerin elindedir. Çocukları küçük yaşta yararlı gıdalar ile beslemek, çocukların ileri ki yaşlarda da sağlıklı besinler ile beslenmesinde etkisi olur. Örneğin, brokoli, ıspanak, pırasa, kereviz, karnıbahar ve benzeri sebzeleri yedirmeye küçük yaşlarda alıştırmak gereklidir.

Ayrıca et, tavuk ve balık gibi et ürünlerininde sebzeler ile pişirilmesi ve bebeklere yedirilmesi gereklidir. Çocukların ve bebeklerin balık tüketiminin omega üç dengesini sağlamak açısından önemli yeri vardır. Bunların dışında baklagiller, tahıllar ve meyvelerden de yeterli miktarlarda çocukların tüketmesi oldukça önemlidir. Çocukların daha bebeklik döneminden itibaren sağlıklı besinler ile beslenmesi hem kalp hastalıklarından hemde diğer hastalıklardan korunması için oldukça önemli bir yeri vardır. Ayrıca her çocuk ailenin beslenme alışkanlığını örnek alabileceği için, ailenin beslenme alışkanlığı yetişmekte olan çocuk için önemli olduğundan ailenin çocuklarına beslenmede örnek olması gerekmektedir.

Çocuklarda Kalp Ameliyatı Neden Ve Nasıl Yapılır

Çocuklarda Kalp Ameliyatı Neden Ve Nasıl Yapılır?

Çocuklarda kalp ameliyatı yapılır mı?

Çocuklarda kalp ameliyatları, çocuğun gereken bütün tetkikleri yapılıp, kalbindeki problem tespit edildikten sonra kalp hastalıkları uzmanları ve kalp damar cerrahlarından oluşan konsey toplantısında çocuğun durumu değerlendirilir. Çocuğun olacağı ameliyatın faydalı olup olmayacağı ve hangi ameliyatın daha yararlı olacağı konusundaki karar bu konsey toplantısında alınır.

Çocuğun hastaneye yatırılması

Çocuğun ameliyat kararı alındıktan sonra, genelde ameliyattan bir iki gün önce hastaneye yatırılması gerekir. Çocuğun hastanede ne kadar kalacağı yapılacak olunan ameliyatın ve hastanın durumuna göre değişiklik gösterir. Çocuğun psikolojisi için, çocuk hastaneye yattıktan sonra ameliyattan önce aile ve çocuk pisikologlar tarafından destek alabilir. Çocuğun ameliyatında herhangi bir sorun çıkmaması için yatma sürecinde çocuk doktoru tarafından takip edilir ve ateş, öksürük, ishal, soğuk algınlığı ya da başka bir sorunla karşılaşıldığında ameliyat ertelenebilir.

Çocuk kalp ameliyatı kan nakli işlemleri

Çocuğun kalp ameliyatı için kan nakline gerek duyulur ve yapılacak ameliyata göre gerek duyulan kan ihtiyacı miktarı değişebilir. Gerekli kan miktarı kan grubu testinden sonra belli olur. Kan bankası, kan ve kan ürünlerinin hazır edilmesi konusunda programlı ve randevulu şekilde aileye bilgi verir. Kan verecek olan bireylerin, uygunluk testi için randevu verilen zamanda gelmeleri gereklidir. Kan nakli konusunda kan bankası görevlileri, aileye yardımcı olur.

Çocuğun kalp ameliyatına hazırlanması

Çocuğun ameliyata hazırlanmasından sonra, hemşireler aileye bildirirler. Çocuk, servisteki odadan alınıp anestezi ve reanimasyon ekibi ile beraber ameliyathaneye götürülür. Ameliyathaneye alındıktan sonra, hazırlık için kalan işlemler anestezi doktoru ve ekibi tarafından tamamlanır. Cerrahi ekip, anestezi ve reanimasyon ekibi, ameliyat hemşireleri ve kalp-akciğer perfüyonistlerinden oluşan bir takım ile ameliyata başlanır.

Çocuğun kalp ameliyatı, kalbindeki soruna göre tam düzeltme ameliyatları, ara ameliyatlar, veya geçici çözüm ameliyatları olarak farklı ameliyatlar uygulanabilir. Bu ameliyatların bazılarında kalp-akciğer makinası kullanılır iken, bazılarında kullanılmayabilir. Açık kalp ameliyatlarında kullanılan kalp akciğer makinası, akciğerler ve kalbin devre dışı kalmasını sağlayarak kanın oksijenlenmesi ve vücuda kan pompalanması görevini yerine getirir. Kalp-akciğer makinası sayesinde kalp güvenli bir şekilde açılarak hasarlı bölge tamir edilebilir.

Bu yöntem ile cerrah kalbin içini ve kalpteki hasarı kolaylıkla görüp tamirini yapabilir. Ameliyat bittikten sonra, kalp-akciğer makinasının işlevi sonlandırılır ve kalbin ve akciğerlerin kendi görevlerine geri dönmesi sağlanır. Ameliyat bittikten ve anestezi ve reanimasyon ekibi hazırlıklarını tamamladıktan sonra, çocuk ameliyathaneden çıkarılır ve yoğun bakım ünitesine alınır.

Çocuk kalp ameliyatları yoğun bakımı

Çocuk kalp ameliyatları yoğun bakım servisinde, özel eğitim almış doktor, hemşire ve teknisyenler 24 saat süresince hizmet verirler ve çocuğun yoğun bakımda hayati fonksiyonları bilgisayarlı elektronik cihazlar yardımı ile takip altındadır. Çocuğun vücuduna bağlı bütün cihazlar, araç ve gereçler gerekli ve her hastada kullanılan ekipmanlardır.

Çocuğun bu ekipmanlara ihtiyacı bittikten sonra, sırası ile yavaş yavaş ayrılırlar. Çocuğun yoğun bakımdaki sağlık durumu ile ilgili olarak aileye düzenli olarak bilgi verilir ve gereken durumlarda ailede, çocuğun doktorundan ve yoğun bakım sorumlularından bilgi alabilir. Yoğun bakım şartları ve sağlık açısından zararlı olabileceği için yoğun bakım servisine ziyaretçi alınmaz. Fakat bebek hastaların ve bazı çocukların durumuna göre doktor uygun görür ise aileden bir kişi özel giysiler, maske ve bone ile yoğun bakım servisine alınabilir.

Çocuk kalp ameliyatları servis odası bakımı

Çocuk yoğun bakımdan çıktıktan sonra pediatri servisindeki odasına alınır. Servis odasında çocuğun bakımını ilgilendiren bazı bilgiler aileye verilir ve bazı görevler burada aileye düşer. Serviste genelde öksürme ve solunum egzersizlerini kapsayan solunum terapileri uygulanır. Bu egzersizler sayesinde akciğer ve solunum sorunlarının düzeltilmesi sağlanır. Bu işlem için aile bireylerininde yardımcı olması gerekir. Çocuk ayağa kalkabilecek hale geldikten sonra, doktorun tavsiyesi ile çocuğun servis içerisinde dolaştırılması çocuğun hareket etmesi için önemlidir.

Servis odasında hijyen kurallarına dikkat etmek ve elleri sık sık sabunlama dan çocuğa dokunmamak oldukça önemlidir. Çocuğun göğüs yarasına ve takılı olan herhangi bir cihaz var ise bunlara dikkat ederek çocuğa sarılmak veya kucağa almayı dikkat etmek gerekir. Ziyaretçilerin çocuğa öpmemesini ve odada uzun kalmamasına dikkat etmek gerekir. Servis odasında açıkta yiyecek, içecek, çocukta kullanılan herhangi bir malzeme ve giyecek bırakmamak oldukça önemlidir. Çocuk, anlayacak yaşta ise ona destek olmak ve hemşirelere yardımcı olmak çocuğun tedavi sürecini hızlandırabilir. Bu nedenle aile bireylerinin ve refakatçinin bilinçli olması gereklidir.

Kalp ameliyatından sonra çocuğun evde bakımı

Çocuk kendini toparlayıp taburcu edildikten sonra, evde kullanılması için verilen ilaç tedavilerinin dikkatlice uygulanması çok önemlidir. Doktorun kontrol için verdiği randevu gününe kadar aileye söylenen bilgiler atlanmadan uygulanmalıdır. Çocuğun fiziksel aktiviterini doktorun önerdiği şekilde yaptırmak gereklidir. Çocuğun beslenmesinde çorba ve bebekler için mama gibi yumuşak ve hazmedilmesi kolay besinleri tercih etmek lazımdır. Çocukta kalp ameliyatından sonra evde bakımda ateş, solunum zorluğu ve vücutta şişme gibi belirtiler meydana çıkar ise mutlaka hastaneye baş vurmak gereklidir.