su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AYAKTA SU TOPLANMASI NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?



Ayakta su toplanması, eğer tahrişe bağlıysa birkaç gün içinde kendiliğinden geçebilir. Fakat ayakta toplanan su geçmiyorsa doktora başvurmak gerekir. Ayakta su toplanması, uygun olmayan ayakkabı yada ayağın sürekli ayakkabının içinde olmasından oluşabilir. Ayakta toplanan suyun öncelikle suyu çıkartılarak daha sonra nemlendirici ayak kremiyle nemlendirerek iyileşmesi beklenebilir. Bazı su kabarcıkları sadece ayakkabıdan değil ayaktaki mantardan da oluşabilmektedir. Bunun tedavisi daha uzun sürelidir. Hem mantarı hem su kabarcıklarını tedavi edecek ilaçlar kullanmak gerekir.

Ayakta su toplayan yeri patlatmak eğer su kabarcığı küçükse patlatılmamalıdır. Ama toplanan su kabarcığı büyükse ağrıyı geçirmek için steril bir şekilde suyu dışarı çıkarmak doğrudur. Tahrişe bağlı su kabarcıkları için nemlendirici kremler, bakteriye bağlı su kabarcıkları içinse mutlaka hem ağızdan alınan antibiyotikler hem de deriye doğrudan uygulanan antibiyotikler kullanılmalıdır. Eğer su kabarcığı uzun süreli ayağınızda kalıyorsa ve geçmiyorsa bunlar bakterilere bağlıdır ve ciddi sorun teşkil edebilirler. Bu gibi durumlarda doktora başvurmak gerekir.

 Ayakların Su Toplamaması İçin

 Bedenin bütün yükünü taşıyan organ olan ayakların sağlıklı ve sorunsuz olması demek,

 insanların rahat bir şekilde ayakta durması anlamına gelmektedir. Bundan dolayı da kadın erkek fark etmez, herkesin ayakta su toplamasını önlemek için bazı şeyleri dikkatli bir şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Bunun için öncelikle yapılması gereken şey, doğru ayakkabı seçimi. Özellikle de yaz aylarında hafif, hava alan ve ayakları rahat bir şekilde, sıkmadan kavrayabilen ayakkabıların seçilmesi gerekiyor. Ayakların çok fazla terlememesi için ince ve kısa çoraplar tercih edilmeli. Havaların çok sıcak olduğu ya da kalın çorapların giyildiği dönemlerde ise 4 saat ara ile ayakların yıkanarak çorapların yenileri ile değiştirilmesi gerekiyor. Böylece ayakta bakteri oluşumu önlenecek ve su toplama durumu da ortadan kalkmış olacaktır.
Küçük su kabarcıklarının oluştuğu fark edildiği zaman yapılması gereken şeylerin başında, bu kabarcıklar geçene kadar çok fazla yürümemek geliyor. Çünkü ayakta su toplaması tam anlamıyla geçmeden yürünmeye başladığı zaman bu su toplamaları nasıra dönüşecektir. Yürünmesi gerekiyorsa kısa aralıklar ile ayaklar yıkandıktan sonra, özel olarak hazırlanmış nemlendirici kremlerin sürülmesi gerekir. Böylece su kabarcıkları sertleşmeyecek ve nasır oluşmayacaktır.
 Ayaklarının zarar görmesini engellemek isteyen insanların her banyo esnasında ayaklarını ponza taşı ile ovarak ölü derileri alması ve ayaklarına iyice masaj yapmaları gerekmektedir. Şimdilerde pek çok yerde satılan özel ayak nemlendiricilerinin banyo sonralarında ayaklara masaj yapılarak yedirilmesi sayesinde de ayaklar yalnızca pamuk gibi yumuşacık olmayacak, içerisinde bakterileri barındırmayacak, böylelikle de su toplaması sorunu da ortadan kalkmış olacaktır.



GÖKKUŞAĞININ OLUŞUMU


Gökkuşağı oluşumu tamamen meteorolojik bir olaydır ve eskilerde inanıldığı gibi mitolojik  efsanelere bağlı  değildir. Gökkuşağı oluşumu günümüzde artık bir sır olmaktan çıkmıştır ve atalarımızdan gelen birçok efsanevi bulguları içermediği de bilinmektedir.
Ne Tanrılara ait bir köprü ne de altından geçenlerin cinsiyetini değiştireceğine inanılan bir halkadır. Milattan önce gökkuşağının   yağmur ve güneş ile olan ilişkisi çözümlenebilmiştir.
Gökkuşağının oluşumuna baktığımızda; güneş ışınlarının yağmur damlaları ve sis bulutları tarafından kırılması, yansıtılması ve dağıtılması sonucu meydana geldiğini görmekteyiz.Büyük damlalardan oluşan kuşaklar daha belirgin ve net gökkuşakları oluşturmaktadır. Küçük yağmur damlalarının ise belirginliği daha az ve geniş bir gökkuşağı oluşturduğu görülmektedir. Yağmur damlaları ışığı renkerine ayıran bir prizma görevi görmektedir.

Işık tayfı renkleri bir yay şeklinde görülmektedir. Güneşin yaydığı ışığı beyaz ışık olarak tanımlamaktayız ve sarı gibi görünmesine rağmen aslında içinde bütün renkleri barındırmaktadır. Bir bant şeklinde görülen gökkuşağının görülebilmesi içinde belli bir açı ile dizilmesi ve bakılması gerekmektedir.
Gökkuşağında mevcut yedi renk bulunmktadır.Bunlar: kırmızı,turuncu,sarı,yeşil,mavi,lacivert ve mordur. Morun çemberin içinde, kırmızının ise en dışında olduğu görülmektedir. Bilinen bir diğer gerçek ise bakan herkesin aynı gökkuşağını görememesidir.
Yağmur damlalarının sürekli yer değiştirmasi gökkuşağı görünüşünde de değişikler oluşturacaktır. Gökkuşağına doğru gidilse dahi aradaki mesafe hep aynı kalmaktadır.Bazen yarım bir çember, bir yay veya koni şeklinde görülebileceği gibi ışık bantı şeklinde de görülebilmektedir.Yarım daire şeklinde olan yağmur damlaları gözümüzde odaklaşmaktadır.
Güneşin bulunduğu konuma ve açısına göre gökkuşağı dairesinin konumu da değişmektedir. Güneş yükseldikçe gökkuşağı aşağıya inmektedir. Sabah ve akşam vakitlerinde yağan yağmur ardından gökkuşağını görmek çok daha mümkün olmaktadır.
Damlacık içerisine giren ışınları damlacık içerisinde kalabileceği gibi damlacık dışına da çıkabilmektedir. Işığın tam yansıması ve tamamen içeride kalması durumu görülmemektedir. Güneş ışınları sıfır ile doksan derece arasındaki bir açıyla düşer.
Gökkuşağı Çeşitleri Nelerdir?

•    Birinci Gökkuşağı
En çok bilinen ve raslanılan gökkuşağı çişididir. İlkel gökkuşağı da denilen bu gökkuşağında kırmızı renk dış tarafta, mor renk ise iç taraftadır.Renklerin dizilişine baktığımızda sırasının  dıştan içe doğru kırmızı,turuncu,sarı,yeşil, turkuaz, mavi ve mordur.
•    İkinci Gökkuşağı
Bu gökkuşağına baktığımızda ise kırmızının en içte, morun ise en dışta olduğunu görmekteyiz. Işığı daha zayıf olan bu gökkuşağındaki renk sırası ise ; mor, mavi,turkuaz,yeşil,sarı,turuncu,kırmızıdır.
•    Küçük Kuşaklar
Bu kuşaklar sadece dar kırmızı veya kırmızı-yeşil renk bantlarından oluşur.Birinci kuşakların iç tarafında, ikinci kuşakların ise dış tarafında bulunurlar.

GREBE KUŞU (SU KUŞU) HAKKINDA BİLGİ

Grebe kuşu, ismini bir çoğumuzun ilk defa duyduğu hatta adını okumakta bile zorlandığımız bir kuş türüdür.  Tabiattaki kuşlar genellikle güzellikleriyle sevimli ve cana yakın oluşlarıyla biz insanların dikkatini çekerler. Bazı kuşlarda vardır ki, bu kuşlar kendine has özellikleriyle diğer canlılardan ayrılırlar. Bu özellik kimi zaman avcılıklarıyla, kimi zamanda vücut yapılarındaki farklılıklarla dikkatleri üzerlerine çekerler.

Bazı canlılarda vardır ki, onları diğer canlılardan ayıran en önemli özellik; onlardaki şefkat duygusudur. Grebeler ( su kuşları ) onlara bahşedilmiş olan annelik şefkatiyle bilinirler. Çoğu insanın çocuğunu sokağa attığı, bakmadığı çocuğuna ilgi göstermediği çağımızda biz insanlara örnek olacak ibretlik bir kuştur. Bir su kuşu türü olan Grebeler, yavrularını sırtında taşır. Yavrularını yanından ayırmaz. Anne kuş, yavruları üstünden düşmesin diye kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve başını yana doğru uzatarak gagasında tuttuğu besin parçalarıyla yavrularını besler. Yavrularına karşı aşırı düşkünlükleri vardır. Sadece onları mutlu edebilmek için yaşarlar.
Grebeler, yavrularına ilk olarak besin vermezler. Yavrularına ilk olarak verdikleri şey, su yüzeyinden toplayabildikleri ya da göğsünden kopardıkları tüylerdir. Canları ne kadar çok acısa da yavrularının aç kalmaması için bunu göze almışlardır. Grebelerin yavrularına ilk olarak besin vermemelerinin nedeni, yavrularına verebilecekleri böcek ve benzeri
besinlerin yavrularının midesinden geçerken bağırsaklarına zarar verebileceği düşüncesidir.
Yavrularını kendilerinden bile sakınan bir kuş türüdür. Bu tüy yemeleri yavruların her zaman karşılaşabileceği çok gerekli bir tecrübedir.Grebeler, daha çok ördekleri andırırlar. Yüzmeye bayılırlar. Kendi besinlerini suda yakaladıkları balıklarla ve böceklerle sağlarlar. Yavrularına ilk dönemlerde bu besinlerin zarar verebileceği düşüncesiyle yedirmezler sadece kendileri tüketirler. Çok değişik renklerde olabilirler. Boyunları ve gagaları uzuncadır.