Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ARAKHNE EFSANESİ (Örümceğe Dönüşen Genç Kız)

İzmir'in 40 kilometre güneyindeki Kolophon (yeni adıyla Değirmendere) Kenti'nde güzeller
güzeli bir kız yaşamaktadır. Dokumacılıkta, örgüde, iplik bükmede üstüne yoktur. Öyle güzel iş işler, kilimler dokur ki, onun yaptıklarını görmek için göllerden, dağlardan, ormanlardan periler akın eder, insanlar, kilim tezgâhındaki kızın başından ayrılmaz. Onu gergefinin başında görenler, gözlerini becerikli parmaklarından, ortaya çıkardığı benzersiz nakıştan ayıramazlar. Ona, “Örmeyi Tanrıça Athena'dan mı öğrendin?” diye sorarlar. Kız, bu türden sorulara kızar ve Athena'yla boy ölçüşebileceğini söylermiş.

Bir ölümlünün bu denli büyüklenmesi, Athena'nın canını sıkar. Yaşlı bir kadın kılığına girip ona tanrılarla boy ölçüşmekten kaçınmasını öğütler. Athena, el işlerinin tanrıçasıdır. Ölümlüler, iş işlemeyi ondan öğrenmiştir. Ama kız, hiç oralı olmaz. Tanrıça'yla yarışmaya hazır olduğunu söyler.

Athena, kimliğini açıklar ve gergef başında yarışmaya başlarlar. Gergef bitince Athena bakar ki kızın nakışı kusursuz, kendininkinden daha güzel… Öfkeyle gergefi parçalar, nakışı yırtar.
Kız, üzüntüsünden kendisini asar. Ama Athena'nın öfkesi geçmemiştir. Kızın ölmesine izin vermez ve yaşadığı sürece tozlu köşelerde ağ örsün diye kızı örümceğe dönüştürür. O (Arakhne), ağ örecek, ama insanlar da her gördükleri yerde ağını bozacak, Arakhne de yeniden işe koyulup yeniden örecektir. Yaşamı böylesine yararsız bir uğraşla tükenip gidecektir.


Gerçekten de Kolophon (Değirmendere), Antik Çağ'da Miletos'la birlikte dokumacılığı ve yünleriyle ünlüdür. Akdeniz ve Karadeniz'de kolonileri vardır. Kadın giyimi, bu kentlerde biçimlenir. Girit'te yapılan kazılarda, Girit Miletosu'nda bu efsaneyi canlandıran mühür ve sikkeler bulunmuştur. Daha sonra bu kentlerin önemini yitirmesi, Athena'nın kıskançlığına bağlanmıştır.

MİTOLOJİDE BİR KUŞ KUZGUN - ÜÇ GÖZLÜ KUZGUN

Bir totem olarak, Kuzgun, sırlar öğretmenidir. Bilinçsiz bir boşluktan ve karanlığın içinden bilince anlayışa, iç karanlıktan kurtulmaya yöneltir. Geçmişte, cadı olarak bilinen kişilerin, peşindekilerden kaçmak için kuzgunlardan yardım aldığı, sonra onlara dönüşebildiği öngörülürdü.
KUZGUN - RAVEN.

Şamanik güçleri sembolize eden totem hayvanlardan biri olan
Kuzgun, şifa, koruma, sihir, oluşturma, bütünleme, içsel yolculuk ve hayvan ruhları dönüşümünün ifadesidir. İngilizce raven, eski İskandinav dilindeki ‘hrafn’dan gelerek, tarih öncesi germanik ‘khraben’ sözcüğü ile eşleşir. Eski Türkçe’de ‘kuz’, karanlık, gölgeli yeri anlatan sözcüktür ve kuzey sözcüğü ile özdeşleşir.

Keltlerde ölüm tanrıça Morrigan’ın başlıca formu, yaşlı bir kadının siyah kuzgun tüylerinden bir pelerine sarılı halidir. Şekil değiştirme, Savaş, Kader , Kehanet ve Ölümün Keltik Tanrıçası, şekil değiştirerek ve Kuzgun haline dönüşerek; şifacıları, nehirleri, gölleri, tatlı suları gözetir. Karanlığa giren kuzgun, bu yolla aydınlığı taşıma işini üstlenir.

Bir şaman, öncelikle farklı boyutların kapısını aralayarak totem hayvanını bulmak için eğitsel işlerine başlar. Eğer erk hayvanı kuzgun ise, bu hayvan, şamana gereksinimi olan cesaret, gözlem ve değişme önceliğini aktarıcı olur.

Keltlerde savaş esnasında, Morrigan ürkütücü bir yıkım için, bir dizi asker çağırmakta öne çıkar, onun, bu amaçla çağırıldığında, bir kuzgun ya da karga şeklinde çığlık çığlığa havada uçtuğuna inanılır. Morrigan’ın kökeni, Megalitik Kült’lere bağlanır.
İskandinav folklorundaki savaşçı tanrıça Valkyrie’ye benzemektedir. Onurunu anımsamak isteyen takipçileri, kapalı bir kase veya kavanozda kana bulanmış kuzgun tüyleri saklarlar. Kuzgunun siyah tüyleri, gizemi ve öte aleme gidecek yolu gösterir.

Bir totem olarak, Raven, sırlar öğretmenidir. Bilinçsiz bir boşluktan ve karanlığın içinden bilince anlayışa, iç karanlıktan kurtulmaya yöneltir. Hava ve su ile ilişkili elemanları, Kuzeybatı ve Kuzeydoğu çemberindedir, duru görü yeteneği olanların koruyucusu rolünü üstlenir.


Geçmişte, cadı olarak bilinen kişilerin, peşindekilerden kaçmak için kuzgunlardan yardım aldığı, sonra onlara dönüşebildiği öngörülürdü. Çünkü onlar, güç ve yeteneklerini yalnızca güvenilir bir tanıdık ile, öte alem rehberi olarak gördükleri kuzgun ile bir arada sınamaya özen göstermişlerdi. Raven ile ilgili öğretileri anlamak için belli bir seviyede bulunmaları gerektiğine inanırlardı. Böylece, sihirli dünyalarına, yeraltından gelen dönüşüm sırrını getiren kuzgun, bazen gerçek, bazen vizyon halinde ancak, önemli bir alametti.

Alaska efsanelerinde, denizleri, nehirleri yaratan kuzgundur . Özellikle Alaska'da bir kuzgunu öldürmek tabudur, öldürene zarar getirdiğine inanılır. Sihirin kuşu, Kış dönencesinde en güçlü haline bürünür.

İlyas peygamberin kendisini takip eden kraldan saklanırken bir Kuzgun tarafından beslenmesi İncil’de yer alır.

Kur'an‘ın, Maide Suresi'nde, kardeşinin ölüsünü gömmeyi bilemeyen Kabil’e, toprağı eşeleyen karga öğretici olarak gönderilir.
Tevrat, Eski Ahit/Tekvin/BAP 8; 6 ve 7’de ise, kuzgun şöyle geçer: ‘’Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu. ‘’ Böylece, ilk olarak gemiden salınan hayvan olduğu düşünülmüştür.

İskandinav efsanelerinde Kuzgun, son derece zeki olduğu bilinen önemli bir hayvandı.
Norveç‘te tanrı Odin'in, adları ‘Düşünce’ ve ‘Hafıza’ olan olan iki kuzgunu ona elçilik yaparlardı. Odin’in de, Kuzgun'la karşılıklı şekil değiştirme özelliği bulunurdu ve kuzgun bu anlamda, ruhani alemlerin elçiliğini üstlenirdi. Biri öldüğü zaman kuzgun, onun ruhunu ölüler diyarına götürür, eğer korkunç bir üzüntü de ruhla beraber buraya giderse o ruh hiç dinlenemez, işte o zaman; tamir olunacak şeyler adına, kuzgun onun ruhun geri taşıyabilirdi. Böylece, o, iki dünya arasında bir semboldü. Hayattakiler için ölümün, ölüler için yaşamın temsili sayılırdı. Kızılderili mitolojisinde de, ruhu huzura kavuşmamış, ya da son dileği gerçekleşmemiş insanın yaşama bakakalan hali olurdu, kuzgun biçimine girerek, isteğini yerine getirecek olan kişilerin evlerinin önünde bekler ve onları uyarırdı.
Müthiş bir zeka , kurnazlık, hilekarlıkla bir araya gelmiş bir tür bilgelik gizleyen kuzgunun, bir papağan gibi konuşabilmesi , insan dillerini tekrar edebilmesi ile bütünleşmiştir. Bunun dışında, her tür sesi taklit edebilirler. Kuzey Amerika yerlileri, bazen erkek bebeği Kuzgunun dilini öğrenmesi için onunla bir arada bulundururlardı.

Uzun ömürlü kuzgun, yavrularına eşine sadık ve tek eşlidir, yaratıcı zekası ile çevredeki objeleri alet gibi kullanabilir. Kuzgunlar, insan yüzlerini tanır ve unutmazlar. Hatta birbirlerine bu konuda haber iletebilirler. Bu nedenle eskimolar, kuzgunların güçlü hafızalarında kötü bir yer edinmenin gereksiz olduğunu düşünür ve onlara saygı beslerlerdi.


Kargagillerden olan bu kuş, dünyasının en zeki türlerinden biri. Beyni vücut ağırlığının % 1.3’ü. Bu oran insanda; % 1.5, tavukta ; % 0.1 olarak belirlenmiş. 16 gr. yaklaşık ağırlıkla kuş türleri içinde en ağır beyine sahip. Ömürleri en fazla 35 yıl kadar uzayabilir. Bhutan’ın milli kuşu olan Himalaya kuzgunu, Jarog olarak anılıyor, Corvus Corax Tibetanus ise,biyolojk adıdır.

Romalılar bu kuşun ötme sesini , ‘ cras, cras’yani Latince “yarın, yarın” biçiminde, ‘umut’ olarak yorumlamışlardı.
Vikingler, kuzgunların ölüm habercisi kahin kuş olduğunu düşünürlerdi, evin önünde sürekli öterse, ölümden şüphelenilirdi. Othello’da Kahraman şöyle der : ‘’ama kuzgunlar nasıl vebalı evin damına üşüşür, bu da gelip aklıma takılıyor.’’

Evet, aslında kuzgunlar öngörülemez biçimlerde davranmaktadırlar.

Charles Dickens, bir romanında, Barnaby adlı saf kişinin, sahip olduğu bir evcil kuzgunun verdiği kehanet dolu anlamlarla yüklü bilgilerden söz etmiştir.

Raven; totem hayvanı olarak, Yenilenme-Karanlıkta ışık bulma yeteneği-Kendini yansıtma cesareti- İçgözlem- Kehanet gücü-Bilinç değişimi ve Kararlılık ifadesi olur.
Cherokee şamanları, kuzgunun, şekil değiştirme gücünü almayı ve bu güçle aynı anda iki yerde olabilmeyi önemsemişlerdir.

Sonuçta kuzgunların, geleneksel Kuzey Amerika, Sibirya, İskandinav ve Kelt mitolojisinin en belirgin, güçlü totem hayvanlarından olduğu görülmektedir.

Mükemmel şiirlerden The Raven /Nevermore Edgar Allan Poe’ya ait. Şiir, sevgilisini kaybetmiş genç aşığın yaslı, hiç bitmeyen arayışının simgesi olan kuzgunla diyaloğudur. Kuzgun, kendisine yöneltilen her soruya “nevermore” (bir daha asla) (hiçbir zaman) cevabını verir.

ZERDÜŞT-(AHURA MAZDA) -PERS MİTOLOJİSİ HAKKINDA BİLGİ

ZERDÜŞT-AHURA MAZDA


“Bana kulak verenler, eşyanın ve karanlıkların sembolü olan Ahriman’a değil, ilk ateşe, Kelam’a, yani Ahura Mazda’ya gönül versinler ve onda yaşasınlar. Bana kulak vermeyenler zamanların sonunda pişman olacaklardır” 

 Bir İran Peygamberi olan Zerdüşt, dokunulmayan, işitilmeyen ve görünmeyen varlığa inancı öğreten bir dini liderdi. Bu varlık ise Ahura Mazda idi; dünyadaki bütün iyilikleri yaratan tek Us Tanrısı. Zerdüşt’ün öğretisine göre alem, iyilik ile kötülüğün mücadele edip durduğu bir sahneydi. Bir tarafta akıllı ruh olan adalet tanrısı Ahura Mazda ile ona yardım eden iyi fikir, doğru kanun, asil hükümet, mukaddes karakter, sıhhat ve ebediyet ve ona karşı Angra Mainyu, yani yalan şeytanı ile yardımcıları bulunmaktaydı. İnsan, bu iki ordunun ortasında duran bir varlıktı ve bu ordulardan birine katılmak zorunda idi. İnsanın sadece iyilik, temizlik ve aydınlık, yahut bir uzlaşma yolunu bulmasına imkan yoktu. İnsan bu iki taraftan birini tutmak zorundaydı ve vazife yalnız insana mahsus değildi. Hayvanlar da, rüzgarlar ve bitkiler de aynı şekilde hareket edeceklerdi.
  Zerdüşt, bir insan iyilik yaptığında bunun sadece kendi hayat kitabında yazılmakla kalmayıp, dünyanın iyiliklerine de iyilik kattığına inanıyordu. Bunun için de insan sadece ödülünü görmek için iyilik yapmamalıydı; aynı zamanda dünyanın iyiliklerine iyilik katmak ve Ahura Mazda’ya, kötü ruh Angra Mainyu ile olan mücadelesinde yardımcı olmak için de iyilikte bulunmalıydı. Kötülük yapan, kötü Ruh ile birlikteydi. Fakat iyilik yapan, Ahura Mazda’nın safına katılıyordu. Ahura Mazda’nın tarafına katılmak için şu yollardan geçmek şarttı:
Düşünce, söz ve davranışta saflık

  • Temizlik
  • Merhamet
  • Hayvanlara şefkat
  • Yararlı iş görmek
  • İyi yetişmeleri için imkanı olmayanlara yardım etmek.
  Her insan karar verip taraflardan birini tuttuğunda, her sözüyle ve hareketiyle bu mücadelenin kaderine bir etkide bulunmuş olur. Ahura Mazda’nın tarafını tutmuş olan bir insan bütün vaktini ve gücünü “aydınlık” mücadelesi yapmaya veriyordu ve onun en belli başlı vazifesi ister bir yaramaz ot olsun, ister bir canavar veya insan olsun, düşmana aman vermemek, düşmanı korumamak, ya da belki onu imha etmekti. Bu yüzden Ahura Mazda insanlardan ibadet beklemiyor, iş ve başarı bekliyordu. İnsanların en büyük ibadetleri bir çöl parçasını ekilir bir hale getirmek ya da bir uçurum üzerinde bir köprü kurmaktı.
  Zerdüşt’e göre devrim anlayışı, hayatın ve çiftçiyle çobanın yağmacı göçebeye karşı ölüm kalım mücadelesinin her anına kök salmıştır: “Buğday eken iyilik eker”. Tabiatı insanoğluna yararlı kılma mücadelesini engelleyen unsur kötülüktür.
  İnsan nerede yaratılıştan sorumlu biri olarak hareket ediyorsa Zerdüşt orada her türlü yeni hayatın öncüsüdür. Eseri dört temel ana konuyu temel almıştır:
-Tektanrıcı ve büyüklük kaynağı yeni bir Tanrı görüşü;
-İnsanla onun insanlaşmasına karşı koyan her şey arasında bir savaş alanı olarak düşünülen yeni bir dünya görüşü;
-Tanrı’yla ilişkileri yeni bir anlayışla sürdürme tarzı; çünkü insanlar artık tanrılarla birtakım ayinler veya kurban kesmeler yoluyla ilişki kuramamakta, aksine insani hayatlarına ilahi bir boyut kazandırarak Tanrı’yı kendilerinde bulmaktadırlar.
-Tabiatla ilişkileri yeni bir anlayışla sürdürme tarzı. Bundan böyle her türlü hayata, yani hayvanların ve bitkilerin hayatlarına da saygı gösterilecektir. Zerdüşt’ün yeni Tanrı anlayışı sadece kozmik bir tanrıdan ahlakçı bir tanrıya geçiş değil, aynı zamanda her türlü insan biçimindeki Tanrı düşüncesini de reddediştir…
Zerdüşt’e göre yalnız tek bir Tanrı vardır. Hiçbir kötülüğün kaynağı olmayan Ahura Mazda: O özgürlüğü yaratmıştır. İyilikle kötülük arasında bir seçim yapma özgürlüğünü. Her insan kendi seçimlerinden sorumludur.”
 Zerdüşt öğretisinin kilit taşı işte budur. İnsan, Tanrı’nın sevgisini yitirmiş olan Ahriman’ın ardına takılarak kötülüğün ordusuna katılabilir veya iyiliğin ana kaynağı olan Spenta Mainyu’nun (Ormuzd) üstün gelmesi için “sabahtan tezi yok günün artıp büyümesine çalışanlardan” olabilir.

Ahriman
  Zamanda ve mekanda ışığın ve karanlıkların iki ana kaynağı arasında bir savaş cereyan eder ama daha ötesinde özgürlük vardır: Bu özgürlük kötülüğün seçimini mümkün kılmıştır. İnsan her an kurtuluşunu sağlayabilir, yani kötülüğü seçmeden önce, ilk özgürlüğünü yeniden elde edebilir. Dolayısıyla başlangıçta günah değil, seçim vardır. Zerdüşt’e göre hayat bir savaştır. Birbirinden ayrılmaz bir şekilde hem içimizde nefsimize karşı, hem dışımızda karanlıkların taraftarlarına karşı verilen bir savaş. Zerdüşt’e göre insan sorumludur. Onun yüklendiği görev, çalışma ve mücadeleleriyle, tarihin olduğu kadar yaratılışını da devam ettirmektir. Zerdüşt’e göre dünya bir plana uymaktadır; bu tarihsel bir süreçtir; birbirine karşıt güçler arasında yaman bir savaşın geçtiği bir savaş alanıdır. Savaş sonunda bu dünyada ele geçecek olansa, işte bu mükemmel halin çok güç koşullar altında doğmasıdır.
 
Zerdüşt’e göre, doğanın tüm süresi üçer bin yıllık dört döneme ayrılmıştır:
I-Yalnız Ormuzd hüküm sürer; çünkü yaratma işine o tek başına başlamıştır:
  “Başlangıçta her şeyin üstünde yükselmiş olan Ormuzd’du; en yüce bilgiyle, arılıkla (saflık) alemin nuru içindeydi. Bu nur tacı, Ormuzd’un oturduğu bu yer, ilk nur denilen yerdi. Ormuzd’un eseri olan bu en yüce bilime, bu arılığa Yasa denilir” (Zend Avesta, cilt III, s. 343)
II-Ormuzd ve Ahriman birbirine eşit bir başarıyla, biri aydınlıkta, diğeri karanlıkta hüküm sürerek, biri her şeyi için, diğeri kötü için oluşturmak suretiyle savaşır dururlar.
III-Ahriman muzaffer olur; aleme hükmeden o ve kendi elinden çıkmış olan varlıklardır.
IV-Ormuzd, ebedi olarak üstünlük kazanır. Ölüler günahlarından arınmış olarak yeniden dirilirler, kötü kaybolur; kötüyle birlikte cehennem de kaybolur. Ahriman da yalvararak, dua ederek, kurbanlar sunarak nurun kralına sadakat ve gayretle hizmet ederler.
  Ateşin yalnız başına bir tapınma unsuru oluşuna tradisyonlarda sıkça rastlanır. Ateş 15-16 şekilde mevcuttu ve her halinde ona tapılırdı. Tüm eski geleneksel öğretilerde bilinen yaratılışın, tabiatın dört kuvveti denilen ve yaratıcı güçlerden biri olan ateş, kainatı meydana getiren en büyük güç ve enerjilerden olduğu için bunu bilen ve sezen eskiler ona saygı duymuşlar, onu ruh ve tanrı ile de özdeşleştirmişlerdir. Dolayısıyla ateşe tapanlar gerçekte onun simgelediği büyük güce tapmaktaydılar.
  Ateş, Işık Tanrısı olan yüce varlığı simgeler. Her tapınakta bir ateş odası vardır ve bunun içinde sonsuz bir ateş yanar. Hiç kimse buna dokunamaz, hatta nefesiyle bile kirletemez.
  İyilik Tanrısı Ahura Mazda’nın oğlu olarak kabul edilen Atar’ın (Ateş) kültü, bu duruma göre babasından eskiydi. Ateş tapınakları çok eski çağlardan beri mevcut olup tapınma töreni ateşin önünde yapılırdı. İnsanlara rahatlık, zeka ve erkeklik sağladığı gibi bütün yaratıkları da şeytandan korurdu. Zerdüşt’ün geleneksel dinden aldığı biricik ayin, ateşe saygı göstermek ayiniydi. Zerdüşt’e göre ateş, eski İranlılar tarafından yapıldığı gibi tapılmaya layık bir ilah değildi. Ahura Mazda’nın yalnızca sembolü olmaktan ibaretti.
  Ahura Mazda ile ilgili yaratılış efsanelerini incelediğimizde ise şu bilgileri buluruz: Dünya Ormuzd’un vücudundan yaratılmıştı; gök onun başından, dünya ayaklarından, su gözyaşlarından, bitkiler saçlarından, öküz sağ elinden, ateş zekasından meydana geldiler. Hint Upanişadları’nda da rastlanan bu bilgi yani her şey O’dur bilgisi, sonradan semitik dinlere de geçerek Birlik veya Tevhid bilgisi haline gelmiştir. Bu bilgi, Varlığın Birliği ilkesinden bir yansıma olup bu ilkeye göre tüm varoluş Bir Olan’dan tezahür etmiştir ve her şey Bir’in tezahürüdür.
  Dünyanın devam süresi olan oniki bin yıl, dört kısma ayrılırdı. İlkin Ormuzd, varlıkları düşündü ve Ahriman karanlıktan çıkar çıkmaz barış teklif etti, fakat o kabul etmeyince dokuz yıl süren ve ışığın zaferiyle sonuçlanan bir savaş oldu. Işığı zafere tılsımlı dua Ahura Verya ulaştırmıştı. İkinci bölümde varlıklar Tanrı ve Şeytan tarafından gerçekten yaratıldılar. Üçüncü bölümde insanlığın Zerdüşt’e kadar uğradığı felaketler yer alır. Dördüncü bölümde ise Ormuzd’un öncülüğünde İyiliğin zaferine ulaşılır.
  Zerdüşt aynı zamanda bütün çağların en büyük şairlerinden biridir. Onun eseri olan Avesta ilahilerinin Gataları’ndaki sesine kulak verelim:
Düşüncede, sözde ve eylemde birbirlerine taban tabana zıt iki ana eğilim vardır. Biri hayat verir. Öbürü ölüm getirir. Her iki eğilim her insanda her ulusta birbiriyle çarpışır. Çarpışma ilk insanla başladı, dünyanın sonu gelinceye kadar devam edecektir”.
“İnsanlık iyi kulak versin, iyi anlasınlar, çünkü her iki dünyadaki kaderleri aydınlıkla karanlık arasında yapacakları seçime bağlıdır. Gündüzle gece, hayatla ölüm… birini nasıl tanımalı, öbüründen nasıl kaçınmalı? Kimi cezalandıracaksın? Kime mutluk vereceksin? Tanrı’nın tercih ettiği kimse insanlar dünyasının iyi çiftçisidir”.
“Buna karşılık çift (koşum) öküzüne ve güneşe kötü gözle bakan kimsedir ki benim sözümü öldürür. Köyleri yakıp yıkan ve hak bilir kişiye sövüp sayan, kaba güç kullanarak hayatını yaşamak isteyen, nasıl olursa olsun para kazanmak için güçlü olmaya can atan. İşte bunlar dünyayı mahvedenlerdir… Onlar her iki dünyayı da yıkarlar… Onlar ruhlarını mahvederler ve dünyayı da mahvederler. Ama kötülükle ele geçirilen bir krallık mahvolur… Kim onların canları istediği gibi zulmetmelerine engel olacaktır? Körlerle sağırlar iktidarda birleştiler. Onlar iyi insanların dünyasını mahvedecekler”.
“Ben nereye gideyim? Nereye dua edeyim? Herkes beni terk ediyor. Zorba yöneticiler büyük bir kinle etrafımı sarmışlar bana zulmediyorlar. Senin gücünden başka hangi güçle ben senin sözünü yayıp adaletini muzaffer kılayım ey Ahura Mazda?”
“Ben senden dostun dosta verdiği gücü ve mutluluğu bekliyorum. O beklenen mutlu günleri yaşatacak olanlar ne vakit gelecekler ki?”
“İşte ellerimi sana uzatmış, hoşnut olacağın amelleri işleme hazzını bana lutfetmeni diliyorum. Ey Mazda! Aydınlığın tanrısı! Yeniden diriliş gününde o her şeyi yakıp kavuran ateşi, senin ateşini neşeyle karşılayacağız. Ey Mazda! Senin o hızlı ve güçlü ateşini, mutluk saçan, ama aynı zamanda cezalandıran ve yakan ateşini”.
“Dünyanın son dönüşüne kadar, yeniden dirilişine dek yanlışların hakimi insanları bir daha öldürmeyecek. Dünya sona erdiğinde doğrulara güç vereceksin sen. Ve ben senin ateşine bağış diye duamı sunacağım. Arzumun bütün gücüyle senin ışığına doğru yürüyorum. O’nu dinleyiniz”.

OKÇU TANRI APOLLON

                                                                  APOLLON
Apollon adının Yunanca olmadığı açıktır. Bazı dil bilimciler Yunanca apello (kötüğü defetmek) fiilinden geldiğini iddia etselerde tartışmalıdır. Yunanlılar bile tanrıya bir ek ad koyarak açıklama gereği duymuşlardır. Phoibos parlak, ışık saçan demektir. Bu adın ayrıca tanrının büyük annesi olarak gösterilen dişi Titian Phoibe ile de ilişkilidir. Ancak her ne kadar ışık ve güneş anlamında bir isim ile nitelendirilse de Apollon hiç bir zaman güneş tanrısı Helios ile ilişkilendirilmemiştir.

Apollon'ın Lykia bölgesi ile özdeşleştirilmiştir. İlyada'da Lykegenes lakabı Lykia'lı olarak çevrilmiştir. Homeros destanlarında Lykia sıkı sıkıya bağlı bir tanrıdır ve Anadolulu bir tanrıdır.

DOĞUMU: İlyada’‘nın ilk dizelerinde şöyle anlatılır “Leto ile Zeus'un oğlu” “ Güzel saçlı Leto'nun doğurduğu”. Apollon Titan kızı Leto ile Zeus'un birleşmesinden kız kardeşi Artemis ile doğmuştur. Doğumu ile ilgili bilinen en önemli efsane Lykia'da geçen efsanedir. Leto hamile kalınca Hera'nın gazabından korunmak için doğum yapacağı yer arar. Ancak kimse ona yardım etmez çünkü onlar da Hera'nın hışmından korkarlar. Yürüye yürüye  Lykia kıyılarına gelir ve Patara yakınlarında (Letoon tapınak kenti bu efsaneden yola çıkarak kurulmuştur kentte Leto, Artemis ve Apollon için yapılmış tapınaklar vardır) doğum yapar.

NİTELİKLERİ VE EFSANELERİ: Apollon İlyada'da okçu tanrı olarak geçer, okçu olması onun doğa ile olan ilişkisini pekiştirir. Kız kardeşi Artemis ile paylaştığı bir yetenek vardır. Onların oku ile ölenler ansızın tatlı bir ölüme kavuşurlar. Apollon'un sanat ve müzik yeteneği üzerine de pek çok efsanesi vardır. Musa'ların yöneticisidir. Ölümsüzlerle ve tanrılarla giriştiği yarışmalar pek çok efsaneye konu olmuştur (Hermes, Pan, Marsyas).

Işık tanrının aşkları da önemli bir yol oynar efsanelerde. (Darphne, Kassandra, Marpessa, Hyakinthos)


                                                              Apollon Tapınağı

Apollon ayrıca ön görü yeteneğine sahiptir bu nedenle Anadolu'da Yunanistan'da pek çok bilicilik merkezi vardır. En ünlüleri Delphoi kentidir.

AMAZON KADINLARI EFSANESİ

Aralarında asla erkek barındırmaya amazonlar, Anadolu’nun en önemli efsaneleri arasında yer almaktadır. Bir çok mitolojide adı geçen amazon kadınları savaşçıydı ve ata binmekte oldukça başarılı oldukları için, günümüzde dillere destan olarak anılmaktadırlar. Amazonların Anadolu’nun kuzeyinde, Ordu yakınlarında yaşadıkları iddia edilmektedir. En önemli özellikleri arasında, erkeklerden daha iyi savaşıyor olmaları yatan amazonlar, oldukça ilginç bir topluluktu. Amazon kadınları oldukça yiğitti ve disiplinleri sayesinde, kısa bir süre içerisine tüm Anadolu’da isimlerinden söz ettirmişlerdir. At üzerinde girmiş oldukları savaşları kazanan amazon kadınları, oldukça hızlı ve çeviktiler. Amazon kadınları esir alınmayı ve köleliğe karşı olduklarından dolayı kendilerine sadece kadınlardan oluşan bir devlet kurdular. Kendilerine iki tane kraliçe seçtiler. Bu kraliçelerden biri devleti yönetirken diğeri ise orduyu yönetecekti. Güçlü bir ordu oluşturduktan sonra, devlet sınırlarını geliştirmek için ve daha çok kadına ulaşabilmek adına savunmayı bıraktılar ve saldırıya geçtiler. Hiç erkek olmadığı için nüfusları da artmıyordu. Savaşlarda ise kayıp veriyorlardı. Kazandıkları özgürlük sayesinde, evliliğin kölelik olduğuna inanırlardı. Fakat soylarının tükenmesine karşın yakın topluluklarla anlaştılar. Anlatılanlara göre Amazon kadınları, yaşamın her alanında hâkimdiler. Aralarında erkek olmadığı için, soylarını devam ettirmek adına komşu kavimlerdeki erkeklerle birlikte olduktan sonra, kendi topraklarına çekilip burada doğum yaparlardı. Kız çocuklarını, en iyi şekilde birer savaşçı olarak yetiştirirken, erkek çocuklarını ya babalarına gönderir ya da Amazon kadınlarına ayak bağı olmayacak işlerde kullanırlardı. Amazon kadınları, ok atmada oldukça üstünlerdi. Bunun yanı sıra, iki tarafı da keskin olan Labris adındaki bir baltayı, savaş esnasında kullanırlarmış. Savaş esnasında kendilerini korumak için kullanmış oldukları yarım ay şeklindeki kalkanları ise bir çok heykele konu olmuştur. Diğer Kavimler Amazon kadınlarına Göğüssüz derlerdi. Bunun nedeni amazon kadınları, küçükken göğüslerini keserlermiş. Ok atarken rahat edebilmeleri ve yayı daha fazla gerebilmek adına göğüslerini kestikleri söylenir. Bu sayede oku daha uzağa ve tam hedefe attıkları için, ok atmakta oldukça başarılı oldular. Geleneklerini hiç değiştirmeden uzun süre bu şekilde yaşamışlar. Bir çok mitolojik hikaye de adı geçen Amazon Kadınları, bir çok yapıtta heykellere ve esere konu olmuştur. Anadolu’da yapılan bir çok savaşa katılmış olan Amazon Kadınlar, erkeklerle birlikte savaşıp, Anadolu’yu savunmuştur. Truva savaşına katılmışlardır ve o kadar usta bir şekilde savaş vermişlerdir ki, kimse zırhın altında bir kadın olduğu kanısına varmamıştır. Amazonların kadınlarının Truva savaşında yer alıp Anadolu’yu savunduğunu öğrenen bir çok ordu, ülkelerini ve kavimlerini korumak adına savaşa girmiştir. Amazon kraliçesi olan Penthesileia ve halkı, Truva savaşı sırasında çok iyi bir şekilde savaşmıştır. Truva’lıların en iyi savaşçısı olan Akhilleus ile birebir mücadeleye giren Penthesileia çift başlı baltası ile savaşmıştır. Akhilleus mızrağı vardı ve Akhilleus asla bir kadınla savaştığını anlamamıştır. Akhilleus yorulduğu için, takımında bulunan bir asker tarafından Penthesileia bi anda dikkatinin dağılması sonucunda Akhilleus mızrağını Penthesileia saplayıp onu öldürmüştür. Akhilleus düşmanını yendiği için oldukça rahatlamıştır. Fakat kendisini bu kadar uğraştıran düşmanın kim olduğunu merak ettiği için, Penthesileia’nın yanına giderek zırhını çıkartır. Ve karşısında göğüs göğse mücadele edenin bir erkek değilde bir kadın olduğunu görünce çok şaşırır. Akhilleus ve Penthesileia’nın mücadelesi bir çok yapıta ve esere konu olmuştur.

Önde gelen Amazonlar:  
  1.    Ainiaan, Aşil’in düşmanı, Truva Savaşında kraliçe Penthesilea’nın yanında katılan 12 komutandan biri. Adı, çabukluk anlamına gelir.  
  2.    Penthesilea’dan sonraki amazon kraliçesi.
  3.  Emrindeki erkek köleleri sakatlayıp, kısırlaştırmasıyla ünlüdür, bu durumdaki erkeklerin cinsel olarak çok daha başarılı olduğunu iddia etmektedir. 
  4.     Antibrote, Penthesilea’nın 12 komutanından birisi.  
  5.    Antiope 
  6.     Asteria, Herakles tarafından öldürülen altıncı Amazon.   
  7.   Cleite, Penthesilea’nın 12 komutanından birisi, sefer sırasında gemisi fırtınada yolunu kaybetmiş, İtalya sahillerinde karaya çıktığı yere Clete ismi verilmiştir. 
  8.     Helene, Tityrus’un kızı. Aşil ile savaşmış ve ağır yaralanmış, daha sonra da ölmüştür.   
  9.   Hippolyte, babası savaş tanrısı Ares tarafından verilmiş olan büyülü kemer sahibi Amazon kraliçesi.     Melanippe, Hippolyte’in kız kardeşi. Herakles tarafından kaçırılmış ve Hippolyte’in elindeki kemer için rehin tutulmuştur. İsteği yerine getrilince rehineyi serbest bırakmıştır. 
  10.     Otrera, Ares’in metresi ve Hippolyta ile Penthesilea’nın annesi.    
  11.  Penthesilea  
  12.    Thalestris, İskender zamanındaki Amazon kraliçesi.




JANUS (Kapıların Tanrısı) Hakkında Bilgi ?

Janus ile ilgili efsane Roma’nın kuruluşuna bağlanır, janus, birçok maceradan sonra, Latium’a hâkim oldu. Oğlu Jüpiter’in Yunanistan’dan kovduğu Saturnus’u o karşıladı. O sıralarda Janiculum’a yerleşti. 






Eski Roma tanrılarından. Biri öne, öteki arkaya bakan iki yüzü vardı:
Janus ile ilgili efsane Roma’nın kuruluşuna bağlanır, janus, birçok maceradan sonra, Latium’a hâkim oldu. Oğlu Jüpiter’in Yunanistan’dan kovduğu Saturnus’u o karşıladı. O sıralarda Janiculum’a yerleşti. Hükümdarlığı «Altın çağ»a rastlar. Gemiyi ve parayı icat etti, yerli halka toprağı işleme sanatını öğretti, ölünce tanrılaştı ve hakkında birçok efsane uyduruldu. Sabin’lerin işgal ettiği Capitolium’u kurtarmak için, kaynar su fışkırtan bir kaynak yarattığı yolundaki efsane bunların başında gelir. Bu mucizeyi anmak için, savaş sırasında Forum’daki janus tapınağının kapılarının hep açık bırakılmasına karar verildi. Böylece tanrı sürekli olarak Romalılara yardım edebilecekti. Tapınağın kapısı yalnız barış zamanında kapatılırdı. Janus’un iki yüzlü tasviri, en eski roma paralarında bulunur, bu tasvir Bir kapının iki yüzünü (lat. Janua) hatırlatır. janus kapılar tanrısı, karısı Car de a ise kapı menteşeleri tanrıçası idi. Forumdaki tapınaktan başka, genellikle dörtyol ağızlarında yer alan birçok janus tapınağı daha vardı. Yılın ilk ayı ve ayın ilk günü ona adandı, onuruna bazı kemerler yapıldı. Bunlardan biri olan  kemeri bugün de ayaktadır.
                                               Jatus quadrifrons        


DEMETER- MEVSİM VE BEREKET TANRIÇASI HAKKINDA BİLGİ

Kronos ve Rheia’nın kızı, Zeus’un kız kardeşi Demeter, mevsim ve bereket tanrıçasıdır.
Tanrı Zeus 4. evliliğini Demeter’le yapmış ve bu evlilikten Persephone adlı bir kızları olmuştur.
Demeter, sarı uzun saçlı oldukça güzel bir tanrıçadır. Simgesi bir elinde buğday başağı diğer elinde ise meşale tutan bir kadındır.
Yunan mitolojisine göre Demeter mevsimlerin de simgesidir.



  MEVSİM VE BEREKET TANRIÇASI

Kronos ve Rheia’nın kızı, Zeus’un kız kardeşi Demeter, mevsim ve bereket tanrıçasıdır.

Tanrı Zeus 4. evliliğini Demeter’le yapmış ve bu evlilikten Persephone adlı bir kızları olmuştur.

Demeter, sarı uzun saçlı oldukça güzel bir tanrıçadır. Simgesi bir elinde buğday başağı diğer elinde ise meşale tutan bir kadındır.

Yunan mitolojisine göre Demeter mevsimlerin de simgesidir.
Mevsim tanrıçası

Kızı Persephone’ye oldukça bağlı olan Demeter, yeraltı tanrısı Hades kızını kaçırıp yeraltı ülkesinin tanrıçası yapınca çok üzülür.

Olimpos’u terk eder ve yeryüzüne buğday ekmeyi, toprağı verimli kılmayı bırakır. Zamanla insanlar büyük bir kıtlığın içine savrulur.

Zeus kardeşi Hades’e haber gönderip durumu anlatır ve kızlarını geri ister. Hades, Persephone’yi tekrar geri dönmesi şartı ile geri gönderir.

Anne kız kavuştuklarında çiçekler açar, ağaçlar yeşillenir ve toprak bereketlenir. Demeter eskisi gibi toprağı verimli kılmıştır.

Zeus, Demeter ve Hades’i Persephone’nin yılın bir bölümünü annesiyle bir bölümünü ise yeraltında geçirmesine ikna eder.

Demeter kızına kavuşunca bahar ve yaz, Persephone yeraltına indiğindeyse sonbahar ve kış gelir. Bu nedenle Demeter mevsim tanrıçası olarak da anılmaktadır.