Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ayak Şişmesi Nasıl Geçer?

Ayak Şişmesi Nasıl Geçer

Ayak şişmesi nedenleri ve tedavisi

Ayak şişmesi bir çok nedenle olabilir. Ayakların şişmesi, hormonal, metabolik ve dokusal nedenlerden ayaklar şişebilir. Ayak şişmesinin, uzun süre ayakta kalmak, burkulmalar, hamilelik, kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları gibi pek çok nedeni vardır. Bu nedenle ayak şişmeleri tek taraflı ve iki taraflı ayak şişmeleri olarak iki gruba ayrılır.

Her iki ayakta olan ayak şişmeleri genellikle sistemik hastalıklara bağlı, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği ve damarsal sorunlara bağlı damarların genişlemesi (varisler) gibi hastalıklara işaret eder iken, tek ayakta olan ayak şişmeleri daha çok, o uzuvun travmalar sonrası oluşabilecek yaralanmalarını, tendinitlerini yani kiriş iltihaplarını o bölgeye ait bası nedeni ile oluşan yetmezlikleri göstermektedir. Bunları dikkate alarak ayak şişmeleri iki taraflı'mı, tek taraflı'mı doğru teşhis etmek önemlidir.

Ayak şişmesi nedeni nasıl teşhis edilir ?

Ayak şişmesi şikayeti olan hastada özellikle çift taraflı ise kalp yetmezliği veya böbrek yetmezliği düşünülmeli'dir ve bu tür bir belirti olduğunda mutlaka dahiliye uzmanına baş vurmak gereklidir. Fakat, tek taraflı bir şişlik söz kunusu ise o bölgedeki problemleri ortaya çıkartmaya yönelik teşhis yöntemleri uygulanır. Bu yöntemler, ultrasonografi tetkiki, röntgen filmleri, hastanın ayrıntılı bir şekilde ortopedi uzmanı tarafından muayene edilmesi gibi bir takım tetkikler ayak şişmesinin nedeni ortaya koymada yardımcı olur.

Ayaklarda şişlik nasıl tedavi edilir ?

Ayak şişmesi tedavisi, ayaklarda şimenin nedenine bağlı olarak yapılır. Ayaklardaki şişlik herhangi bir travma nedeni ile oluşmuş ise yaralanmanın tedavisi yapılır ve şişliğin inmesi için buz tatbiki uygulanır. İltihabi nedenle ayak şişmesi durumlarında iltihabı gidermek için verilen ilaçlar kullanılır. Sistemik hastalıklara bağlı gelişen ayak şişmelerinde öncelikle hastalığın tedavisi yapılmalıdır ve bu dönem içerisinde akşamları ayakları ılık tuzlu suda yarım saat beklettikten sonra, bacakları bir miktar yukarı kaldırarak dinlenmek faydalı olur. Ayrıca, çok uzun ayakta kalmamayı dikkat etmek, çok uzun yürümemek, çok uzun oturmamak, tuzlu yemekten kaçınmak, ayakkabı seçiminde ayağın rahat edeceği ayakkabıları kullanmak, bacak ve ayak egzersizleri yapmak ayak şişmesini engellemede faydalı olacaktır.

Sarı Nokta Hastalığı Nedenleri Ve Belirtileri

Sarı Nokta Hastalığı Nedenleri Ve Belirtileri

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) tedavisi

Sarı nokta önemli bir göz hastalığıdır. Göze bakacak olursak yan kesitinden ve önden arkaya doğru, öncelikle kornea (gözün önündeki cam tabaka), daha sonra göz içi merceği, merceğin arkasında jel ile dolu destek tabakası (retina tabakası) vardır.

Bu retina tabakasında sinir hücreleri vardır ve dışarıdan gelen ışık retina üzerinde odaklanarak sarı nokta denilen alanda toplanır ve görme sinirinden beyne doğru ilerler. Gözün sarı nokta alanı beynin sinir tabakasının bir devamıdır. Sarı nokta bölümünde meydana gelen bir hasar sonucu burada kalıcı hasar oluşur. Çünkü bu hücreler tekrar kendi ışınını yenileyemezler.

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) neden olur?

Gözün sarı nokta bölümünün birçok hastalığı olabilir. Örneğin, üzerinde bir delik veya bir zar oluşabilir. Fakat sarı nokta denilen durum, genellikle sarı noktanın dejeneratif yani yaşa bağlı bozulmasından kaynaklanan bir durumdur.

Burada bulunan hücrelerde bazı atık maddeler ve yaşın ilerlemesi sonucu oluşan birikimler sarı nokta bölümünde bulunan sinir hücrelerine zarar verir ve merkez görme (bakılan alanın tam ortasını görme) bozulur ve renkli görme de kaybolmaya başlar. Yaşa bağlı sarı nokta hastalığı genellikle 60-65 yaşları arasında toplumda görülme sıklığı % 6-7 civarı iken, 80-85 yaşları arasında % 20 civarındadır.

Sarı nokta hastalığının diğer nedenleri arasında genetik geçişli olma özelliğinin yanı sıra, diyabet hastalığı, hipertansiyon hastalığı, kalp damar hastalığı, kolesterol yüksekliği olan bireylerde sarı nokta hastalığı daha sık görülür. Ayrıca kontrolsüz beslenme, sağlıksız yaşam şekli, hareketsiz yaşam şekli, göz için gerekli olan vitamin ve minerallerden fakir beslenme gibi etkenlerde sarı nokta hastalığına etken olabilir.

Önlem alınabilecek diğer bir faktör ise sigara kullanımıdır. Sigara kullanımının hem süresi hemde miktarı arttıkça bu hastalığın gelişimine ve ilerlemesine katkısı oldukça fazladır. Bunların dışında ultraviole ışınlarına (güneş ışığına) direkt maruz kalmak ta özellikle açık renkli gözlerde sarı nokta hastalığını tetikleyebilir.

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) tipleri 

Sarı nokta hastalığının genel olarak iki tipi vardır. Birincisi yaş görme, ikincisi ise kuru görme tipidir. Sarı nokta hastalığının % 80-90'ını kuru görme tipi oluşturur.

Kuru görme tipi sarı nokta hastalığı : Kuru tip sarı nokta hastalığında sinir hücrelerinde yavaş yavaş hasarlanma meydana gelir. Kuru tip sarı nokta hastalığı zaman sürecinde yaş tipe dönebilir. Bu nedenle hastalığın takibi çok önemlidir. Kuru tip sarı nokta hastalığı genellikle iki gözü de etkiler. Bazen her iki gözün etkilenme derecesi aynı anda ve aynı derecede olmayabilir.

Yaş görme tipi sarı nokta hastalığı : Yaş görme tipi sarı nokta hastalığında merkez görme ciddi ve ani şeklide azalır. Çünkü bu durumda retinanın ince kat tabakasında meydana gelen yeni damarlar arasında kan sızması ve sıvı sızması olur ve bu hücreler ani bir şekilde zarar görür.

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) belirtileri

Sarı nokta hastalığının erken evrelerde belirtileri hasta tarafından fark edilmeyebilir. Çünkü belirtiler yavaş yavaş başlar ve değişen hızda ilerleyebilir. Bu nedenle 50-55 yaşından sonra mutlaka herkes rutin göz muayenesi yaptırmalıdır.

Ayrıca kişiler de kendi kendine gözlerini test edebilir. Hiç bir zaman iki göz birden test edilmemeli ve gözler tek tek test edilerek kontrol edilmelidir. Bu sayede birtakım erken bulgular elde edilebilir. Bu testlerde merkez görme etkilidir.

Bu yüzden okurken bakılan düz çizgilerde bir eğiklik, kırıklık görülebilir. İki göz arasında renk ve ton farklılıkları olabilir. Bunun dışında özellikle kapı ve cam pervezleri, binanın düz kenarları yamuk ve kırıkmış gibi görünüyor ise sarı nokta belirtileri olabilir. Fakat kesinlikle, her iki göz ayrı ayrı bakılarak değerlendirilmelidir. Yaşın ilerlemesi ile hastanın görmesi bir anda azalabilir. Bu tip belirtiler fark edildiğinde mutlaka bir göz doktoruna baş vurulmalıdır.

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) teşhisi 

Erken evrelerde sarı nokta hastalığını hastanın fark etmesi zordur. Bu nedenle 50-55 yaşını geçen bireylerin mutlaka rutin bir göz muayenesinden geçmesi önemlidir ve bu muayenede retinanın da dikkatli bir şekilde incelenmesi tavsiye edilir. Hasta okurken gördüğü alanda çizgileri, satırları eğri veya yamuk, merkez görme alanında bulanıklık, görme kalitesinde bozukluk görür ise bu şikayetler sonucu doktora gitme ihtiyacı duyar. Fakat hastalar bu durumu genellikle çok geç ve ileri evrelerde fark eder.

Sarı nokta hastalığı teşhisinde FFA yöntemi : Teşhiste yüzeysel göz anjiyosu olarak bilinen FFA yönteminde kol damarından bir ilaç verilerek 5 dakika kadar bir sürede fundus fotoğrafı çekilir ve retina damarları ayrıntılı bir şekilde değerlendirilir.

Sarı nokta hastalığı teşhisinde ICG yöntemi : Derin göz anjiyosu olarak tanımlanan ICG yöntemi daha çok koroid damarlarını göstererek retinanın derin katlarını ve gizli membranlarını incelemede yardımcıdır. Bu yöntemin uygulanışı FFA ile aynı olup bu işlem 30-45 dakika kadar sürer.

Sarı nokta hastalığı teşhisinde OCT yöntemi : Son yıllarda geliştirilen en önemli yöntem olan OCT (göz tomorafisi) sarı nokta hastalığının takip ve tedavisinde çok önemli bir teşhis yöntemidir. Göz tomografisi bazen anjiyografi yapılmadan da sarı nokta hastalığının teşhisini koymada yeterli olabilir.

Sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) tedavisi 

Sarı nokta hastalığının tedavisi tipine göre değişiklik gösterir ve hastaya göre de değişiklik gösterebilir. Kuru tip (atrofik) tip denilen erken evredeki lezyonlarda korunma tedavisi ile hastalığın ilerlemesi durdurulur. Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde ise etkili olan ve görmeyi koruyan önemli bir tedavi yöntemi yoktur.

Tıp dünyasında bu hastalığı tedavi etmek amacı ille çalışmalar yapılmakta ve devam etmektedir. Öncelikle hastalığın teşhisi doğru konmalıdır ve teşhis doğrulandıktan sonra kişiye özel risk faktörleri vardır. Bu risk faktörlerinin tedavisinin yapılması amaçlanır.

Sarı nokta hastalığından korunma tedavisi : Örneğin sarı nokta hastalığı genetik nedenlere bağlı ise günümüzde bu faktörü değiştirmek mümkün değildir. Hastada sigara kullanımı söz konusu ise sigaranın bırakılması sarı nokta hastalığı tedavisinin olmazsa olmazıdır.

Bunun dışında hastalığın ilerlememesi için beslenmenin düzenlenmesi özellikle omega 3 içeren besinlerin (ceviz, yağlı balıklar, yeşil yapraklı sebzeler, havuç, kabak, domates, karalahana, ıspanak, portakal, avakado, kivi gibi) besinlerin bol tüketilmesi, düzenli egzersiz ve yürüyüş yapılması, kilo verilmesi ya da kilo dengesinin korunması önerilir.

Sarı nokta hastalığı lazer tedavisi : Lazer tedavisi sarı nokta hastalığında çok sınırlı öneme sahiptir. Çünkü görmenin merkezi olan sarı noktaya lazer tedavisi uygulanır ise görme daha fazla etkilenebilir. Ancak görme merkezine uzak damarlara lazer tedavisi uygulamak mümkün olabilir. Özel bir madde verilerek yeni gelişen damarların durdurulması bu tedavi yönteminde sağlanabilir. Fakat bu tedavi yöntemi ile görme kaybı azaltılamaz.

Sarı nokta hastalığı enjeksiyon tedavisi : Son yıllarda gözün arkasına uygulanan enjeksiyon tedavisi geliştirilmiştir. Enjeksiyon ile verilen ilaçlar, gözün içerisinde 4 ile 6 hafta arasında kalarak fayda sağlamaktadır. Enjeksiyon tedavisi sayesinde yaş tip denilen sarı nokta hastalığında yeni gelişen damarların kurutulması sağlanabilir ve bu yöntem oldukça etkili bir yöntemdir. Enjeksiyon ile verilen ilaç tedavisi özellikle yeni gelişmiş olgularda 3 kez üst üste şeklinde uygulanır ve hastanın tedaviye verdiği yanıta göre 4 ile 6 hafta ara ile bu ilaçlar bu alandaki kan sızıntısı durana kadar tekrarlanır.

Sarı nokta hastalığı göz içi teleskopik mercek tedavisi : Diğer tedavi yöntemleri hastalığın ilerlemesini durdurmak amaçlı yapılır. Teleskopik merceklerin tedavideki amacı ise görme kaybı gelişen hastalarda görmeyi arttırmaktır. Teleskopik mercekler LVA adı verilen az gören hastalara yardımcı olması için uygulanan dürbün gözlükler şeklinde olabildiği gibi, göz içerisine yerleştirilen mercekler de vardır. Teleskopik mercek tedavisi hastada görme kaybını bir miktar azaltabilir. Fakat görme alanındaki daralma nedeni ile tedavi her hastada aynı etkiyi göstermeyebilir

Sarı nokta hastalığı körlüğe neden olur mu?

Sarı noktanın yaşa bağlı hastalığı tedavi edilmez ise görmeyi ciddi şekilde azaltabilir iken, ışık hissi tam kaybolmaz. Fakat 1-2 metre görüş kaybı % 5 veya daha fazla olabilir. Eğer her iki gözdede aynı derecede tutulum var ise hastanın merkez görmesi bozulur.

Yani hasta baktığı alanın ortasını siyah görür ya da hiç göremez. Baktığı insanın yüzünü göremeyebilir iken, etrafı görme bir miktar korunabilir. Sarı nokta hastalığı tedavi edilmediği taktirde okumak imkansız hale gelir. Hasta dışarı çıktığında kendi başına işlerini halledemez. Elindeki parayı göremez ve bu durum hastanın bağımsızlığını kısıtlar.

PARMAKLARDA SARARMA NEDENLERİ? PARMAKLARDA SARARMA NASIL GEÇER?

Parmaklarda sararma durumu genel olarak ileri yaşlarda görülen bir durumdur. Parmaklarda sararmanın birçok sebebi olabilmektedir. Bu sararma durumu parmakta bulunan kılcal damarlardan kaynaklanmakla birlikte bunun dışında birçok hastalıktan da kaynaklanabilir. Ayrıca parmaklarla birlikte tırnaklarda da sararma birtakım hastalıklar sonucu oluşabileceği gibi kullanılan bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu görülen sararma parmaklar dışında vücudun başka yerlerinde de görülüyorsa kesinlikle ihmal edilmemeli ve bir doktora gidilmelidir.

Parmaklarda sararmanın başlıca nedenleri,

    Kılcal damar tıkanıklığı: Kılcal damarlarda oluşan tıkanıklık durumu parmaklarda sararmaya neden olabilmektedir.

    Mantar: Bazı mantar türlerinin parmak arasında ve parmaklarda sararmaya neden olduğu araştırmalar sonucu tespit edilmiştir. Mantarın tedavi edilmesi sonucunda bu sararma ortadan kalkacaktır.

    Sigara: Sigara içen insanların büyük bir çoğunluğunun parmaklarında ve tırnaklarda sararma görülmektedir. Sigaradan kaynaklı sararmalar sigaranın bırakılması sonucu bir süre sonra kendiliğinden sona erecektir.

    Sedef hastalığı: Parmaklarda görülen sararma özelliklede turuncuya da dönük ise bu büyük ihtimalle sedef hastalığından kaynaklanmaktadır. Sedef hastalığının henüz tam bir tedavisi olmamakla birlikte doktorunuz bu konuda uygun tedaviyi uygulayacaktır.

    Vitamin eksikliği: Vücutta oluşan bir takım vitamin eksiklikleri de bu sorunu yaşamamıza neden olmaktadır. Bu nedenle oluşan sararmaları geçirmek için D, B ve C vitaminleri almak sorunu ortadan kaldıracaktır. Ayrıca düzenli beslenme de bu tür sorunları yaşamamak için çok önemlidir. Gerekli besinlerin alınmadığı durumlarda bu tür sararmalar yaşanabilmektedir.

    Korku: Çok korkulduğu durumlarda sadece yüzümüz de değil parmaklarda da sararma yaşanabilmektedir.

    Kan dolaşımının yavaşlaması da parmak aralarında ve parmaklarda sararma görülmesini tetikler. Bu nedenle soğuk havalarda bu durumlar yaşanabilmektedir. Fakat bu sebeple yaşanan sararma kısa sürelidir.

    Çok fazla hamur işiyle uğraşmak da parmaklarda sararmaya sebep olabilmektedir. Bu durum da yine soğuktan kaynaklanan sararma gibi geçici bir durumdur.

Son olarak şunu belirtmek de fayda vardır. Sağlıklı bir vücutta bu tür sararmalar yaşanmamaktadır. Bu nedenle eğer uzun süre geçmeyen sararma durumu yaşıyorsanız mutlaka ihmal etmemeli ve bir doktora gözükmelisiniz. Ve konulan teşhis sonucu uygulanan tedavi kesinlikle ihmal edilmeden uygulanmalıdır.

VÜCUTTA ELEKTRİKLENME NEDENLERİ VE ÇÖZÜMLERİ NELERDİR?

Vücutta elektriklenme zaman zaman herkesin başına gelen bir durumdur. Ama bu yaşanılan elektriklenme olayı bazı kişilerde ciddi anlamda rahatsız edici boyutlarda yaşanabilmektedir. Peki hiç düşündünüz mü vücutta elektriklenme neden yaşanmaktadır. Gelin hep birlikte bu sorunuza cevap bulalım.

Vücutta Elektriklenme Nedir?

Vücudumuzda meydana gelen statik enerji, statik elektriklenmedir. Bu tarz elektriklenmeler kişinin topraktan uzaklaşması sonucu daha fazla görülmeye başlar. Bu durumu engellemenin en kolay yolu ayakkabılarınızı çıkartarak toprağa yalın ayak basmaktır.

Vücutta Elektriklenmenin Nedenleri ve Çözümleri

Elektriklenme yaşama durumu genel olarak bir metala dokunduğunuzda, kapı açma veya kapatma girişimlerinde, biriyle tokalaşırken ya da kolunuzun bir yere teması sırasında meydana gelebilmektedir. İnsan vücudu elektriği iletebilme dahası kendi enerjisini, kendi elektriğini üretebilecek bir yapıdadır.

İnsanlarda sinir sistemi iki gruba ayrılmaktadır. Bunun ilki beyinle omurilik arasındaki görevleri sağlayan “merkezi sinir sistemi” ve vücudun diğer bölgelerindeki sinirleri merkezi sistemle birleştiren “perifik sinir sistemi” olarak tanımlanmaktadır.

Bedenimizde statik elektrik, vücudun biyo-kimyasal işlemlerle beden hareketlilikleri sırasında ortaya çıkan enerji olarak tanımlanır. Bu enerji sırasında özgür kalan elektronlar olmakla bunun negatif özellikte olması, üzerimizdeki aşırı elektriğin yine vücudumuzdaki biyo-elektrik faaliyetlerini olumsuz şekilde etkilemesi durumudur. Bununla birlikte vücudumuzdaki elektriğin az ve düşük seviyelerde olması da kişiler için tehlike durumu yaratabilmektedir. Bu konu hakkında yapılmış olan araştırmalar neticesinde “elektriksel olan tasarım şekliyle bu sinir sistemi oluşmaktadır.”

Sinir sistemindeki, sinirlerin merkezi kaynağı nöronlar olarak bilinmektedir. İnsan beyni ise çoğunlukta bu nöronlardan oluşmaktadır. Elektriklenme sırasında bu nöronlardan herhangi biri diğer nöronu elektriksel olarak çekebilme ve itebilmektedir. Bu durumu ise elektriksel itki olarak taşımayla gerçekleştirilmektedir.

Vücutta elektriklenmenin nedeni tam olarak bilinmemesi yüzünden aşırı elektriğin yüklenmesi olarak ifade edilmektedir. Zira insan vücudunda zaten oldukça enerji bulunmaktadır.

Vücutta Elektriklenme Nasıl Geçer?

•    Çıplak ayak ile toprakta gezinme daha öncede değindiğim gibi vücutta elektriği atmanın en kolay yoludur. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta ayak basılan toprağın temiz olmasıdır. Temiz olmayan toprak yeterli elektriğin atılmasını sağlamayacaktır.

•    Stres de vücutta elektriği arttıran nedenlerden biridir. Bu yüzden stresten ne kadar uzak durursak o kadar iyi olacaktır.

•    Elektriği atmanın bir diğer yolu da duş almaktır. Alınan duşlar vücutta birikmiş olan elektriği azaltmaktadır.

•    Uzak doğu sporları ve Tai-chi sporlarının uygulanması da elektriğin atılmasını sağlamaktadır.

FANTEZİ EDEBİYATI HAKKINDA

Fantezi edebiyatı, gerçeğe dayalı olmayan yazılı anlatım tarzıdır. Genelde hikâye, roman, oyun ve drama gibi yazım biçimlerini içerir. Klasik fantezi edebiyatının en tanınmış örnekleri arasında AlisHarikalar Diyarında yer alır.



Modern fantezi edebiyatının tanınmış örnekleri arasında J.K. Rowling’in Harry Potter J.R.R. Tolkien‘in Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, ve Stephen King'in KaraKule, Mahşer gibi eserleri sayılabilir.
Bilim kurgu da fantezi edebiyatı tarzının en yakın yan türüdür. Bu tür, genelde gelecek bir zaman diliminde geçen olayları veya bugün olmayan bilim ve teknoloji unsurlarını temel alır.
Fantezi edebiyatının popülerleşmesinin öncüsü olarak genel kabul görmüş isim John Ronald Reuel Tolkien'dir. Bu edebiyat tarzının içeriğini oluşturan kimi ırk isimleri (orklar, elfler,cüceler, vb.) dahil, harita kullanarak kitap yazma akımı onun öncülüğünde popülerleşmiştir. Günümüzde dünya çapında milyonlarca kişiye ulaşmış olan birçok bilgisayar oyununun da temelinde fantezi edebiyatının zenginliklerinden istifade ettiğini görüyoruz.
Fantezi edebiyatının özelliklerinden birisi de eserlerde sözü edilen mekan, canlı türleri ve diğer öğelerin her eserde kendilerine özgü özellikleri olmasıdır. Neredeyse tüm fantezi edebiyatı eserlerinde doğaüstü olaylara rastlanabilir. Fantezi edebiyatı edebiyat dünyasında sevildiği kadar birçok eleştirinin de odağı olmuştur. Halk arasında bile fantezi edebiyatı eserlerinin insanları tamamen gerçeklerden uzaklaştırmak üzere yazılmış olduğunu düşünen insanlara sık sık rastlayabilirsiniz. Fantezi edebiyatının kişileri yeni dünyalarla tanıştırıp bir süre oraya misafir ettikleri doğrudur ancak, bir şeyin doğruluğunu veya gerçekliğini tam olarak anlatamadığınız zaman nasıl benzetmelere başvurursanız, fantezi edebiyatı da gerçek dünya öğeleri kullanılarak anlatılamayacak durum, düşünce ve diğer içerikleri anlatmak için alternatif bir yöntem kullanır. Tüm eserler bu amacı taşımasa da neredeyse tamamının gerçek dünyaya ilişkin eleştirileri, yorumları, mesajları vardır. Fantastik Edebiyat gerçek manada “Formal” yani biçimsel bir hayal dünyası kurmaktadır. Yoksa anlatılan bütün olgular görünenlerden elenip kavram bazında düşünüldüklerinde gerçek hayatta yaşadığımız duygulardır. Her ne kadar dışarıda gördüğümüz dünyadan yola çoğunlukla çıkılmıyor ve ne kahramanları, ne mekanları ne de gözlemlenen diğer birçok şeyler her gün gördüğümüz tarzda olmasa da karakterler bizler gibi sevmekte,düşünmekte,kötü eylemlerde bulunmaktadırlar. İşte bu noktada Fantastik Edebiyat “Gerçeklik” dahilinde “Gerçekçi” olmayandır.
Fantezi edebiyatı günümüzde J.K. Rowling başta olmak üzere Terry Pratchett ve Stephen King gibi isimlerle zenginlik kazanmaktadır.

ROMAN NEDİR? ROMAN TÜRLERİ NELERDİR?

Genel olarak kişilerin iç dünyalarını, başlarından geçen maceraları, toplumsal bir olay veya olguyu, insanlar arasındaki ilişkileri ve farklı yaşamları okuyucuya aktarmayı amaçlayan düzyazı şeklinde yazılmış kitaplara roman denilmektedir.

Roman terimi ilk olarak Roma İmparatorluğu döneminde yaşayan halkın konuştuğu düzgün olmayan Latinceye verilmiş olan addır. Daha sonraları halkın konuştuğu roman diliyle yazılmış olan halk öykülerine ve destanlara roman denilmeye başlanmıştır. Devam eden yıllarda ise roman bugün kullandığımız anlamda kullanılmaya başlamış ve edebiyatın içinde yer bulmuştur.
Detaylı anlatıma dayalı olan, olayları zaman, yer ve kişiler bütünlüğü içerisinde uyum içerisinde anlatan edebiyat türlerinden biridir. Okuyucu meraklandırıp okumasını sağlayacak öğeler barındıran roman içerisinde sosyal yaşamın içerisindeki kişilerin başlarından geçen olayları zaman ve yer kavramı içerinde birbirleriyle bağlantılı ana bir düşünce etrafında ilerleyerek devam eden olaylar zincirinin yansımasıdır.

Roman kimi zaman gerçek bir olaydan yola çıkarak ilerlerken kimi zaman da hayal dünyasının bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Yazar romanda kişilere can verirken çok farklı noktalar gidip gerçek hayatla hiç örtüşmeyen karakterler yaratabilir. Bu durum yazarın tamamen hayal gücüne ve anlatmak istediği hikâyeye göre değişmektedir. Bazen de öyle içimizden birini hatta kendimizi öyle bir anlatır ki adeta o romanın sayfalar arasında yaşamaya orada can bulmaya başlarız. Burada yazarın içinde bulunduğu toplum, hayata her anlamda bakışı romanı belirleyen en büyük unsurdur.

Romanlar kişilerin birbirlerine yazmış olduğu mektuplar, üçüncü kişinin anlatımı ve romanda konusu geçen biri ya da birilerinin anlatmasıyla olmak üzere üç değişik şekilde yazılmaktadır.

Gelelim roman türlerine,

Romanlar konularına ve bağlı oldukları edebî akımlara göre sınıflandırılmaktadır.

    Konularına Göre Romanlar: Yazılmış olduğu konuya göre adlandırılan roman türüdür. Tahlil romanı, sosyal roman, tarihî roman, serüven romanı, egzotik roman, belgesel roman, didaktik roman, duygusal roman, aşk romanı, oluşum romanı, köy romanı, lirik roman, pastoral roman, otobiyografik roman, bilimkurgu romanı, olarak adlandırılmaktadır.

    Sosyal roman: Toplumsal meselelerin ifade edilip anlatıldığı romanlardır. Bu tipte romanlarda sınıflar arası çatışmalar, ekonomik sorunlar, siyasi değişiklikler, esaret, göç gibi toplumsal hayatla direk ilişkili konuları anlatan roman türüdür.

    Serüven romanı: Günlük hayatımızda görülmesi oldukça zor hatta bazen imkânsız olayların gizemli bir anlatımla ele alan roman türüdür. Bu tür romanlarda olay oldukça büyük bir önem taşır. Sürekli bir hareketlilik söz konusudur. Ve yazarın tüm amacı romanı okuyan kişi ve kişilerin güzel vakit geçirmeleri amaçlanmaktadır.

    Akımlarına Göre Romanlar: Adından da anlayacağınız gibi edebiyat akımlarına göre belirlenen romanlardır. Örnek verecek olursak realist, toplumcu, natüralist, estetik olarak adlandırılabilir.

    Çözümleme (psikolojik) romanı: İnsanların psikolojik ve ruhsal durumlarını, yaşadıkları olaylar karşısındaki tepkilerini ve davranış şekillerini işleyen roman türüdür.

    Tarihî roman: Konularını geçmişte yaşanmış önemli olaylardan ve kişilerden alan ve tarihi bir gerçekliği hayal gücüne dayandırarak anlatan roman türüdür.

MEKTUP NEDİR? ÖZELLİKLERİ VE ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Günümüzde teknolojinin gelişmesi nedeniyle kaybedilen alışkanlıklardan biride mektup yazma alışkanlığıdır. Mektup artık birçoğumuz için eski şairlerin ve yazarların sevgililerine yazdığı mektuplardan duyduğumuz bir kavram hailine gelmiştir.

Mektup bir haberi, isteği veya duyguyu yakınımızda olmayan birine veya birilerine iletmek için kaleme alınan yazı olarak tanımlanabilir. Mektup, insanların anlaşmalarını sağlayan yazılı bir konuşmadır. İstediğiniz her alanda mektup yazılabilmektedir.
Bilinen en eski mektuplar Hitit kralları Hattuşaşların arşivlerinde ve Mısır Firavunlarının yazdığı diplomatik mektuplar olarak bilinmektedir. Mektubun sanat değeri taşıyan olarak yazılan türü edebi mektup olarak değerlendirilmektedir. Edebi mektuplar ilk olarak Romalılarda gelişmiştir. Bu dönemde yazılan mektuplardan dönem hakkında çok önemli bilgilere ulaşılmıştır. Yine Rönesans döneminde baya önem kazanan mektup özellikle İtalya, Fransa, İngiltere ve Almanya’da zamanla baya yayılmış ve mektup türüne önem verilmiştir.

Avrupa’da Çiçero, Madam de Sevigne ve Voltaire mektup türünde en iyi eserler veren üç isimdir. Özellikle Voltaire on sekiz bin adet mektup yazarak bu türde bir rekora da imza atmıştır. Ülkemizde Fuzuli ile başlayan mektup kavramı Namık Kemal’le devam etmiştir. Ardından Şinasi, Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Halit ziya Uşaklıgil, Halikarnas balıkçısı, Orhan Veli Kanık, Nazım Hikmet ve Aziz Nesin’ in mektup alanında ciddi yazıları vardır.

Bazı yazarlarda romanlarını yazarken mektuplardan faydalanmışlardır. Buna örnek verecek olursak Goethe’nin yazdığı Genç Werther’in anıları, Halide Edip Adıvar’ın Adı Handan romanı, Leyla Erbil’in mektup aşkları romanı bu türde verilebilecek örneklerdendir.
Gelelim mektup özellikleri ve çeşitlerine

Mektupları, kullanıldıkları alanlara ve yazılma amaçlarına göre şu çeşitlere ayırabiliriz:

I.    Özel mektuplar: Yakın olduğumuz ve tanıdığımız kişilerle yaptığımız haberleşme amaçlı yazılan mektuplardır. Bu mektuplara aşk mektuplarını, teşekkür, baş sağlığı, özür dileme, davet, bayram ve yılbaşı tebriki için yazdığımız mektupları örnek olarak verebiliriz.

II.    İş Mektupları: Resmi dairelere ve özel kuruluşlara yazılan mektuplardır. Dilekçeler, telgraf ve ilanlar bu tarz mektuplara örnek olarak verilmektedir.

III.   Edebi ve Felsefi Mektuplar: Bir görüş, düşünce veya bir tezi savunma amaçlı yazılan mektuplar bu tarz mektuplar arasındadır.

Mektuplarda her türlü konu işlenebilir. Fakat mektubu yazarken nezaket çerçevesinde başlayıp o şekilde bitirilmesine özen gösterilmelidir. Ayrıca yazılan yazı okunaklı, anlatım sade ve anlaşılır olmalıdır. Samimiyetten uzak ve abartılı anlatımdan kesinlikle kaçınılmalıdır.