sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıklı yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lor peyniri bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Kansere karşı koruyuculuğundan, kemiklerin güçlenmesine, mide rahatsızlıklarının giderilmesine kadar sayısız faydası olan lor peynirinden yeterince yararlanılmadığına dikkat çeken uzmanlar, lor peynirinin özellikle bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de belirterek, sofralardan eksik edilmemesi önerisinde bulunuyorlar.

Bağışıklık sistemi zayıf kişilerin, sporcuların, diyet yapanların ve tansiyon hastalarının gözdesi olan Lor peynirinin sağlığa yararları saymakla bitmiyor. Özellikle içerdiği serum protein ile vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine katkı sağlayan lor peyniri, sporcuların da sağlıklı beslenme listesinde ilk sırada yer alıyor.

Beslenme ve Fitoterapi Uzmanı Gizem Keservuran, lor peynirinin sadece börek ve makarnalarda kullanıldığını söyleyerek “Lor peyniri sofralardan eksik edilmemeli. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlamak için lor peyniri yiyebilir, hastalıkları kendinizden uzak tutabilirsiniz. ” dedi.

Lor peynirin sayısız faydası var

Vücut için en önemli besinleri içeren, lor peynirinin protein, kalsiyum, mineral ve vitamin zengini bir peynir olduğuna dikkat çeken Keservuran, lor peynirinin inek peynirinin suyundan yapıldığını belirterek “İnek peynirinden elde edilmesine rağmen inek peynirindeki antijenik proteinleri içermez. Lorun içinde özellikle diğer süt ürünlerinde bulunmayan çok değerli bir protein olan serum protein vardır. Bunun da biyolojik değeri çok yüksek. Hatta yumurtadan daha yüksek biyolojik değeri var. Yumurta alerjisi olan bir kişi, lor yiyerek bu protein ihtiyacını çok rahat karşılayabilir” diye konuştu. Keservuran “Lor peynirinin içinde bulunan serum protein tüm vücut ve kas proteinlerinin daha fazla sentezlenmesini sağlıyor. Aşırı egzersiz sonucu ortaya çıkabilen kas sakatlanmalarında iyileştirici etkisi var. Bu nedenle özellikle sporcular bu peynirin değerini biliyor ve tüketiyor. Ancak, birçok kişi bu değerli peynirin mucizevi etkilerinin farkında değil. Sadece börek ve makarnada lor kullanılıyor.

Günün her saati atıştırmalık olarak da bu faydalı peynirden yararlanmak mümkün. Özellikle Diyet yapanlar, az tuzlu kahvaltılık lor peyniri ile diyetlerini keyiflendirebilirler”

Lor peynirinin besin değeri de zengin

Yenilikçi ürünleri ile peyniri günün her saati tüketilebilen sağlıklı bir atıştırmalığa çeviren Muratbey'in tam yağlı lor peynirinin, Türk Gıda Kodeksine göre 100 gramı günlük kalsiyum ihtiyacınızın % 90'nını karşılıyor. Lor peynirinin 100 gramında 700 mg kalsiyum bulunuyor. Yumuşak taze bir peynir olan Muratbey Lor, 500 gramlık ambalajlarda sunuluyor. Sadece börek, makarna, tatlı yapımında değil, Muratbey Lor Peyniri’ ni kahvaltıda da, üzerine şeker, bal ya da reçel dökerek tüketebilirsiniz.

Lor Peyniri Salatası Tarifi

Malzemeler
300 gr. Muratbey Lor peyniri
1 tatlı kaşığı çörek otu
7-8 dal dereotu
7-8 dal maydanoz
4-5 dal taze nane
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, pul biber (isteğe bağlı)

Hazırlanışı
Dereotu, nane ve maydanozu ince ince kıyalım. Bütün malzemeleri karıştırıp, servis tabağına alalım.

Akıl sağlığı bağırsaklara, bağırsaklar bu diyete emanet

GAPS Diyeti, günümüzde giderek daha çok sayıda çocuk ve yetişkinin maruz kaldığı psikolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde adeta mucizeler yaratıyor. Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'ni ve bu diyetin püf noktaları anlattı.

Bağırsak ve psikoloji, yan yana kullanılması ilk bakışta tuhaf gelen kelimeler gibi görünse de bilim, günümüzde pek çok çocuk ve yetişkinin mustarip olduğu psikolojik-psikiyatrik hastalıklar ile otoimmün sistem kaynaklı fizyolojik sendromların kökeninde, hasarlı ve geçirgen bağırsak yapısı ile anormal bağırsak florasının yer aldığını kanıtladı.

Diyetisyen Emre Uzun, otizm, hiperaktivite-dikkat eksikliği, disleksi, dispraksi, depresyon, şizofren, obsesif kompulsif bozukluklar ve epilepsi gibi psikiyatrik hastalıklar ile öğrenme güçlüğü, yeme içme bozuklukları gibi rahatsızlıkların, hasarlı bağırsak yapısı dolayısıyla beynin ve bedenin toksik etkiye maruz kalmasından kaynaklandığını belirtiyor. Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin işte bu önemli sorunların tedavisinde olumlu sonuçlar yarattığına dikkat çekiyor.

SORUN BAĞIRSAK SIZINTISINDA
GAPS Diyeti adını Gut And Psychology Syndrome kelimelerinin baş harflerinden alıyor; Türkçe karşılığı ise Bağırsak ve Psikoloji Sendromu. Hasarlı bağırsak dokusundan sızan toksinler ile ağır metallerin hayati organların yanı sıra beyne de yaptığı olumsuz etkiler GAPS'a yol açıyor.

Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin bağırsak astarının iyileşmesinin, sağlıklı yaşam sürmenin temelini oluşturduğu ilkesinden yola çıktığını vurguluyor ve şöyle diyor. “Bu diyetle sızıntılı bağırsak duvarı iyileşiyor, böylece de sızıntı kesiliyor. Sızıntının kesilmesiyle beynin yanı sıra vücuttaki tüm doku ve organlar maruz kaldıkları toksik etkiden kurtuluyor, bu sayede de psikolojik ve fizyolojik semptomlar ortadan kalkıyor.”

GAPS DİYETİ'NİN PÜF NOKTALARI
Oldukça zorlayıcı görünen kural ve yöntemlere sahip olsa da yarattığı olumlu sonuçlar dolayısıyla GAPS Diyeti bu hastalıkların tedavisi için büyük önem taşıyor. Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nin beş püf noktası bulunduğuna dikkat çekiyor:
Et suyu hazırlanırken, düdüklü tencerelerin besini yıkıma uğrattığı dikkate alınarak düşük ısıda, yavaş yavaş pişirme yöntemi tercih edilmelidir.
Karbonhidratların kesilmesiyle meydana gelen enerji açığı yüzünden oluşan halsizliklerin gidermek için, havuç ve soğandan zengin sebze çorbalarının tüketilmesi yararlı olur.
Doğal ve yeterince fermente olmuş peynir yenmelidir.
Taze gıda satın alınmalı ve evde hazırlanmalıdır.
Şeker bağımlısı çocukların şekere ihtiyacını azaltmak için evde yapılan fermente ürünleri tercih etmeleri özendirilmelidir.

GAPS DİYETİ'NİN OLMAZSA OLMAZLARI
Diyetisyen Emre Uzun, GAPS Diyeti'nde içilen suyun bile önemli olduğuna, klor içerdiği için musluk suyu değil filtrelenmiş su kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Yüksek miktarda un, şeker, glüten, renklendirici ve koruyucu içerdikleri için hazır ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmasını da tavsiye ediyor.

Diyetisyen Emre Uzun Giriş Diyeti, Tam Diyet ve Tam Diyetten Çıkış olmak üzere üç bölümden oluşan GAPS Diyeti sırasında kullanılabilecek besin gruplarını ve dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıralıyor.

KIRMIZI VE BEYAZ ETLER: GAPS Diyeti'nde aminoasitlerin, besleyici yağların, vitamin ve minerallerin günlük alımı önemlidir. Bu yüzden diyette et ve balık gibi kaliteli protein kaynakları yer almalıdır. Ayrıca kuzu, dana-sığır, kümes hayvanı etlerinin yağları, bağışıklık sistemini güçlendirici, sinir sistemini koruyucu etkiye sahiptir. Bunları pişirirken sıvı yağlar ve tereyağı kullanılabilir. Soğuk sızma zeytinyağını ise çiğ olarak tüketmekte fayda vardır.

TAHILLAR-BAKLAGİLLER: Kuru fasulye, lima fasulyesi, mercimek ve bezelye haricindeki tüm baklagiller, GAPS hastaları için aşırı nişastalıdır ve uzak durulması gerekir. Keza soya fasulyesi, maş fasulyesi, nohut, fasulye filizi, bakla gibi nişastalı bakliyatın bu diyette yeri yoktur. Kuru fasulye, mercimek ve bezelyeyi 12 saat suda bekletmeli, bekletme suyundan iyice arındırdıktan pişirmelidir; ishal durumunda bu besinler tüketilmemelidir. Glüten içerikli tahıllar ve tahıl ürünleri kullanılmamalıdır.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Süt ve süt ürünleri kullanımına başlamadan önce mutlaka duyarlılık testi yapılmalıdır. GAPS Diyeti uygulayan hastaların yapıları alerjiye açık hale geldiğinden yalnızca fermente edilmiş süt ürünleri kullanılabilir. Bağırsak sendromu söz konusu olduğu için laktozsuz süt tüketilmesi gerekir; yoğurt, ekşi krema ve doğal peynir gibi fermente süt ürünleri laktoz içermez. Öte yandan yoğurt ile kefirin evde yapılması, en az 24 saat fermente edilmesi ve dikkatli bir şekilde, adım adım tüketilmesi gerekir. Doğal ve yeterince fermente olma koşuluyla bütün peynirler GAPS Diyeti'ne uygundur. Peynir altı suyu daha az süt ürünü proteini içerir, genellikle iyi tolere edilir ve bağırsakta iyileşme sürecini başlatır.

YUMURTA: Vitamin, mineral, temel aminoasit ve yağ asidi gibi GAPS hastalarının eksikliğini çektiği çok sayıda besin öğesini yumurta sağlar. Ayrıca iyi bir magnezyum ve çinko kaynağıdır, sinir sistemi için gerekli B12 vitamini bakımından da zengindir.

MEYVE-SEBZELER: Enginar, brokoli, kabak, patlıcan, ıspanak, karnabahar, lahana gibi nişastasız sebzelerin tüketimi uygundur. Dolayısıyla patates, yer elması, yabani havuç gibi nişastalı sebzelerin bu diyette yeri yoktur. Taze hazırlanmış meyve-sebze suları tüketilebilir. Bu arada diyet sırasında ishal meydana gelebileceğinden, ishal geçene kadar sebzeler kabuksuz, çekirdeksiz şekilde ve iyice haşlanarak tüketilmelidir. İshal sırasında meyve tüketimi uygun değildir. İshal hafiflemeye başladıkça meyveler haşlanarak, tamamen geçince de normal olarak tüketilebilir.

KURUYEMİŞLER: Fındık, ceviz, badem, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, kaju gibi yağlı tohumlar, kavrulmamış-tuzlanmamış olarak uygun porsiyonda tüketilebilir.

TATLILAR: Şeker, bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği için bu diyette yer alamaz. Doğal ve olabildiğince az işlem görmüş bal tercih edilebilir.

ÖRNEK MENÜ
Diyetisyen Emre Uzun psikolojik ve fizyolojik sorunlar sona erdiği zaman tam geçiş diyetine geçilebildiğini vurgulayarak örnek bir GAPS Diyeti menüsü de veriyor: “Güne, içerisine limon sıkılmış su veya taze sıkılmış havuç suyu ile başlanabilir. Herhangi bir meyvenin veya sebzenin suyu tüketilebilirse de tedavi edici özelliği yüksek olan havuç, pancar, kereviz, lahana gibi sebzeler özellikle önerilir.

Kahvaltı: Tercihe göre pişirilmiş yumurta (omlet tercih edilecekse sızma zeytinyağı ile yapılmalı), söğüş sebze (domates, salatalık, soğan), limonlu zencefil çayı ve kabuklu yemiş unuyla yapılmış ekmek.
Ara öğün: 1 su bardağı kefir.
Öğle yemeği: Kıymalı ıspanak, 1 kase yoğurt
Ara öğün: 1 su bardağı sebze suyu.
Akşam yemeği: Izgara et, haşlanmış brokoli, avokado (sızma zeytinyağı, taze sıkılmış limon suyu), 1 su bardağı kemik suyu.
Ara öğün: 1 su bardağı laktozsuz süt

Saç seyrekliği psikolojiyi etkiliyor

Görsel açıdan estetik görünmeyen saç dökülmesi, seyrek saç ve kellik kişinin psikolojisini de etkiliyor. Uzun süren, acılı ve maliyetli bir tedavi olan saç ekimi yerine, saç efekti görüntüsü veren saç simülasyonu uygulaması ile 1 saat içinde bu sorunlardan kurtulmak mümkün.

Günümüzde beslenmeye ve genetik kodlara bağlı olarak saç dökülmesi, seyrek saç, kellik kadın ve erkeklerin en büyük sorunları arasında yer alıyor. Görsel açıdan estetik görünmeyen bu durum aynı zamanda kişinin psikolojisini de etkiliyor. Saç ekiminin uzun soluklu, maliyetli ve acılı olması sebebiyle, saç efekti görüntüsü veren saç simülasyonu daha çok tercih edilen yöntemler arasında yerini aldı. Saç simülasyonu hakkında ayrıntılı bilgiler veren Kalıcı Makyaj ve Güzellik Uygulamaları Uzmanı Emsal Doğan, yöntemin hali hazırda saç ekimi yaptıran kişiler için de tamamlayıcı bir yöntem olduğunu ve 2-3 sene kalıcı olduğunu vurguluyor.

1 Günde Yeni Bir Görünüm

Halk arasında saç dövmesi olarak adlandırılan yöntemin uygulanışı hakkında Emsal Doğan, “İşlem tek kullanımlık iğneler ile steril bir ortamda gerçekleştiriliyor. Bunun için zaman içinde renk değiştirmeyen, özel olarak üretilen, hiçbir alerjik reaksiyona neden olmayan boyalar kullanılıyor. Kullanılacak boyanın rengi kişiye özel ve saç pigmentine göre belirleniyor. Aynı kişiye birden fazla renk boya da kullanılabiliyor. Uygulama, alanının büyüklüğüne göre değişkenlik göstermekle birlikte tek bir seans ortalama 5-6 saat sürüyor. Bütün işlem 3 seansta tamamlanıyor. Saç ekiminde 1 yıl beklemek gerekirken, saç simülasyonunda 1 günde yeni bir görünüme kavuşmak mümkün. Üstelik yaklaşık 2-3 yıl kadar da kalıcı.” ifadesini kullandı.

Günlük Hayata Hızlı Dönüş

İşlem sonrası hastanın günlük hayatına hemen dönebileceğini belirten Doğan, “Aynı gün saçın ılık su ile yıkanmasında bir sakınca olmuyor. Uygulama sonrası 4 hafta boyunca direkt güneş altında kalınmasını, solaryuma, denize ve havuza girilmesini önermiyoruz. Güneş altında kalınacaksa mutlaka şapka takılması gerekiyor.” vurgusunu yaptı.

Saç Ekiminin Tamamlayıcısı

Saç simülasyonunun saç ekimine alternatif değil, tersine birbirini tamamlayıcı yöntemler olduğunu belirten Emsal Doğan, “Saç ekimi işlemi sonrasında yeterli sıklıkta ekim yapılamama ya da dönor saç miktarı yetersizliği gibi sorunlarla karşılaşılabiliyor. Bunun sonucunda da saçta ara boşluklar oluşuyor. Seyrek ekim yapılan kişilerde ara boşlukların saç efekti uygulaması ile kapatılmasında muhteşem sonuçlar elde ediyoruz. Ayrıca eski dikişli yöntemle alınan saç ekimlerinde dikiş izinin olduğu alanın kapatılmasında oldukça başarılı bir yöntemdir. Bu nedenle bu uygulama saç ekimi işlemi yapanlar için de verimli çözümler sunuyor.” dedi.

Beslenme alışkanlığınızı yaşa göre değiştirin

Beslenme biçimleri; gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemleri için farklılık gösteriyor Gençlikte kiloya büyük önem verilirken, ileriki yaşlarda ise sağlık ön plana çıkıyor.

Yaşamın tüm güzelliği, aslında insanın ne kadar sağlıklı olduğu ile birebir ilintilidir. Sağlıksız bir insanın; ister zayıf, ister şişman olsun mutlaka sorunları vardır. Sağlığımız üzerinde yeme alışkanlıklarının önemi büyüktür ve bu, yaş grubuna göre farklılıklar gösterir. Genç yaşlarda sadece kiloya önem verilir. Oysa, ileriki yaşlarda çıkacak sorunların temelinde, özellikle gençlik yıllarında fazla tüketilen gıdaların fonksiyonu büyüktür. İşte, gençlik, orta yaş ve yaşlılık dönemlerinde beslenmenizde dikkat etmeniz gereken ayrıntılar…

Dengesiz diyetlere dikkat edin
Sadece tartıda görülen rakamların önemli olduğu gençlik döneminde, güzel bir vücut için güzel yemeklere paydos demenize gerek yok. Akılcı ve yağ dengesi düşük gıdalar yiyerek formda kalmanız mümkün. Kilo alıp vermenin en kolay olduğu gençlik yıllarında vücut daha çok kalori yakabilir. “Kilo vermek kolay” diye düşünerek uzun süreli ve çok kilo vermeye yönelik rejimlere başlamak, son derece yanlış bir uygulamadır. Gençlikte, kişi kendi kapasitesine uygun, doğru hedefler seçmelidir. Aksi takdirde, yarı yolda bırakılan diyetler yüzünden vücudun dengesi bozulur. Yapılan araştırmalar, dengesiz diyet yapanların özellikle 40 yaş sonrası kalp hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Sevdiğiniz yiyeceklerden uzak kalmak yerine, yediklerinizin en az yüzde 80'inin besin değerinin yüksek olmasına dikkat edin.

Ayrıntıları gözden kaçırmayın
Alkol, sigara, kolalı içecekler ve abur-cuburun en çok tüketildiği gençlik döneminde dikkat etmediğiniz ayrıntılar, ileri yaşlarda sağlığınız üzerinde olumsuz rol oynayabilir. Bunun için dengeli beslenmeye genç yaşlarda başlanmalıdır. Yeteri kadar, protein, karbonhidrat, şeker, doymamış yağlar, vitamin ve minerallar alınmalı, sebze ve meyveye ağırlık verilmelidir.

20'li yaşlar
Gelişim çağı olan bu dönemde, vücut tüm vitamin ve mineralleri almalı ve egzersizlerle vücut şekillendirilmeli.

30'lu yaşlar
Üretme çağı olan bu yaşlarda, vitamin ve mineral alınmalı ve stres atmak için egzersiz yapılmalı.

40'lı yaşlar
Menopoz yaklaşıyor, metabolizma değişiyor. Kemik sağlığına dikkat edilmeli kalsiyum alımı artırılmalı.

Sağlıklı yaşamın altın kuralları neler?

Sağlıklı yaşamın altın kuralları listesi yapılmak istense kuşkusuz en başta temizlik, düzenli uyku, uyku ve stressiz bir yaşam gelecektir.

Temizliğe dikkat etmek, düzenli uyku uyumak, stresten uzak durmak ve sağlıklı bir cinsel yaşam sağlıklı bir yaşam için altın kurallar olsa da sadece bu kurallar yeterli değil.

Kalbi korumak, alkol ve sigaradan uzak durmak, beslenmeye özen göstermek ve spor yapmak gibi daha birçok madde daha sağlıklı yaşamın altın kuralları listesine eklenebilir.

Temizlikten uyku düzenine, stresten uzak durmadan cinsel yaşama sağlıklı yaşamın birçok kuralı olduğunu belirten TOBB ETÜ Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Rahşan Turan, haftada 1 gün de olsa şehirden uzaklaşmayı ve doğayla baş başa olmayı öneriyor.

Sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlar
Vücudun hasta düşmemesi, esenlik ve sıhhat durumu iyiliğinin sağlıklı olmayı anlattığını ifade eden Dr. Rahşan Turan, “Sağlıklı yaşam ise kişinin temizliğine ve beslenmesine dikkat etmesi, spor yapması ile birlikte yaz-kış aylarında hastalıklara yakalanmadan yaşamını idame ettirebilmesidir. Sağlıklı yaşam kişinin olmazsa olmazlarındandır.” diye konuştu.

Sağlığınızı korumak için bunlara dikkat edin
Egzersiz, kalp sağlığı ve beslenme ilişkisinin önemine dikkat çeken Dr. Turan, sağlıklı bir yaşam için uyulması gerekenler ve kuralları şöyle sıraladı;

- Spor yapmaya özen gösterilmeli.
- Sağlıklı beslenmeli; yağlı yemekler ve aşırı yemek yenmemeli, Sabah kahvaltısı mutlaka yapılmalı, meyve-sebze tüketimine özen gösterilmeli.
- Alkol ve sigara tüketilmemeli.
- Gün içerisinde sürekli oturulmamalı, aktif olunmalı.
- Kişisel temizliğe ve çevre temizliğine önem verilmeli.
- Stresten uzak durulmalı.
- Cinsel yaşama dikkat edilmeli.
- Uyku düzenine dikkat edilmeli.
- Haftada bir bile olsa şehrin stresli yaşamından uzaklaşmanız, doğa ile baş başa kalmanız size ve sağlığınıza iyi gelecektir.

Hastalıklara karşı önceden tedbir alın
Kalp ve damar hastalıkları, batı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de en yaygın ölüm nedenlerinden biridir. Kalp sağlığını korumanın yolu önceden tedbir almaktan geçmektedir.

Beslenme sağlık için çok önemli
Tansiyonu ve kolesterolü kontrol altına almanın ilk şartı sağlıklı ve dengeli bir Diyet uygulamaktır. Bunun için doymuş yağlardan ve tuzdan olabildiğince kaçınmak, meyve, sebze ve lif yönünden zengin besinlere yönelmek gereklidir. Doğru rejimin normal miktarda protein içermesi, bu proteinin ise balık, kümes hayvanları ve az yağlı kırmızı etten (dana eti) alınması önerilmektedir.

Kilonuzu koruyun
Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında fazla kilolar gelmektedir. Fazla kilolu olmak aynı zamanda koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği ve inme için de risk oluşturmaktadır.

Alkol ve sigaradan uzak durun
Günümüzde sigara, önlenebilir ölüm sebepleri içinde ilk sırayı almaktadır. Sigara kullanımı, kansere, kalp damarlarının tıkanmasına dolayısıyla kalp krizine sebep olmaktadır.

Fiziksel egzersizlere alışın
Düzenli sporun bizi kalp krizi ve inmenin yanı sıra kemik erimesi, şeker hastalığı, kalın bağırsak ve meme kanseri, depresyon ve bunama gibi ciddi birçok kronik hastalıktan koruduğunu gösteren güçlü kanıtlar var. Egzersizin hemen her hücremize olumlu etkisi var desek yanlış olmaz.

Kalp sağlığı için spor yapın
Spor yapmanın kalp ve damar sağlığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Dr. Turan, her kas gibi kalp kasının da antrenman yaptıkça daha güçlü ve verimli çalıştığını ifade etti. Dr. Turan, sporun vücutta yarattığı olumlu etkilerini de anlattı.

Spor, kalbin çok hızlı çarpmasını önler
Antrenmanlı kalp, sıkıntılı bir durumla karşılaştığı zaman sakin bir tepki verir. Hareketsizliğe alışmış olan kalp ise kolay telaşa kapılır. Örneğin; otobüse yetişmek için koşarken veya çok heyecan uyandırıcı bir durumla karşılaşan kalbin hızı kolayca yükselir, dakikada 180-200'e kadar çıkabilir. Halbuki bir sporcunun kalbi aynı koşullarda daha yavaş atarak tepki verir ve en kısa zamanda normale döner.

Spor, tansiyonu düşürür
Düzenli spor yapanlarda, örneğin günde yarım saat tempolu olarak yürüyenlerde kan basıncının düştüğü biliniyor. Özellikle tansiyon tehlikesi altında olanların her gün yapacakları yürüyüşle bu tehdidi bertaraf etmeleri mümkün. Araştırmalara göre fiziksel egzersiz, yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu kontrol altına almada yardımcı olmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır.

Spor, zayıflatır
Düzenli egzersiz sadece spor yapıldığında değil, dinlenme halinde tükettiğimiz enerjiyi de artırdığı için kilo vermeyi kolaylaştırır. Kilo verdikten sonra düzenli spor yapmadan ideal kiloyu korumak çok zordur.

Spor, iyi kolesterolü yükseltir
Damar sertliğine karşı koruyucu rol oynayan HDL kolesterolü yükseltmenin yollarından biri egzersiz yapmaktır. Haftada 3 gün 3 kilometre yürüyenlerde bile iyi kolesterolün yükseldiği biliniyor. Egzersizin süresi ve sıklığı arttıkça olumlu etki de artar.

Spor, kanın aşırı pıhtılaşmasını önler
Düzenli egzersiz kanda pıhtılaşmayı başlatan ve güçlendiren maddelerin dengede kalmasına yardımcı olur.

Spor, şeker hastalığını önler
Diyabet olma riski yüksek olanların ellerinde sağlıklı beslenmenin yanı sıra çok güçlü bir silah daha var: düzenli egzersiz. İlaçlardan çok daha etkin, yan etkisi yok, hem de bedava.

Spor, stresi azaltır
Düzenli spor yapanların hareketsiz bir yaşam sürenlere göre daha az endişeli olduklarını, uykularının daha düzenli olduğunu gösteren çalışmalar var.

Gezinti yerine hızlı yürüyüş tercih edin
Günde 30 dakika hızlı (saatte 5-6 kilometre hızla) yürümenin ve bunu en az haftada 5 gün yapmanın kalp ve damarlara yararlı olduğu biliniyor. Yarım saat sürekli yürüyemezseniz, günde 3 kere 10 dakika yürüseniz bile yeterli. Yaptığınız egzersiz ağırlaştıkça sağlığa olumlu etkisi artıyor. Buna karşılık gezinti yapar gibi yavaş yürümek aynı yararı sağlamıyor. Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da 30 dakikalık yürüyüşün normal günlük faaliyetlere ek olarak yapılması gerektiği.

Ölüme davetiye çıkarmayın
Isınmadan yapılan spor ve ani efor sarf edilmesi, kalbe ani yük getirerek kalp krizi ve ani ölümlere davetiye çıkarır. Gerekli ısınma hareketleri yapılmadan spor yapılması ve böylece kalbe ani yük getirilmesi, kalp duvarlarının kalınlaşmasına, kalbi besleyen damarların sıkışmasına, ritim bozukluğuna ve hatta kalbin durmasına neden olabilir. Doğuştan kalp rahatsızlığı olanlar, ritim bozukluğu sorunu yaşayanlar ve ailesinde kalp rahatsızlığı bulunanlar, bu konuda daha fazla risk altındadır. Bu nedenle bu kişilerin düzenli spor yapmaya başlamadan önce mutlaka bir hekim kontrolünden geçmeleri gerekir.

Çocuğunuzun kıyafetleri küçülmüyorsa dikkat!

Çocukluk çağında büyümenin izlenmesinin son derece önemli olduğunu belirten uzmanlar, büyüme duraklaması veya boy kısalığının altta yatan bir hastalığın ilk belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor. 

Çocuğun yaşıtlarına göre kısa olması, çocuğun pantolon/etek boyunun üst üste 2 yıl aynı kalmasının büyüme geriliğine ilişkin önemli ipuçları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Büyümenin izlenmesi altta yatan herhangi bir hastalığın erken yakalanması için son derece önemlidir” uyarısında bulundu.

Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Feyza Darendeliler, çocukluk döneminin en büyük özelliğinin sürekli bir büyüme süreci göstermesi olduğunu belirterek büyümenin duraklaması ya da boy kısalığının bazı hastalıkların belirtisi olabileceğine dikkat çekti.

Büyümede duraklama hastalık habercisi olabilir
Doğum öncesi dönemden başlayarak doğumdan sonra 18 yaşlarına kadar temposu zaman zaman hızlanan ve yavaşlayan ancak sürekli devam eden büyüme süreci sonunda çocuğun erişkin boyuna ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Darendeliler, sağlıklı büyüme sürecinin çeşitli etkenlerin kontrolü altında olduğunu kaydederek şunları söyledi:

“Sağlıklı bir büyüme için sağlıklı bir beslenme şarttır. Büyüme hormonu gibi bir çok hormon ve büyüme faktörleri boy uzaması üzerine etkili olur. Ayrıca çocuğun büyüyebilmesi için psikososyal ortamının olumlu olması ve esas büyümeyi sağlayan uzun kemiklerin uyaranlara yanıt verebilmesi gerekir. Büyüme üzerine etki eden çeşitli faktörler göz önüne alındığında, büyümenin karmaşık ve birbiriyle ilintili birçok olayın bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Araya giren herhangi bir hastalık/durum büyüme sürecini olumsuz etkileyebilir. Dolaysıyla büyümede duraklama ve/veya boy kısalığı altta yatan hastalığın ilk belirtisi olabilir.”

Çocuğun büyümesi mutlaka izlenmeli
Çocuğun boyunun normal olup olmadığının, sağlıklı çocukların boy değerlerinden hazırlanmış persantil eğrileri kullanılarak değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Sağlıklı bir çocuğun boyu eğri üzerinde 3 ve 97. persantil çizgileri arasında yer alır ve çocukluk dönemi boyunca aynı eğri üzerinde devam eder. Çocuğun boyunun persantil eğrilerinde 3. persantil altında olması veya normal persantil eğrileri içinde olsa bile zaman içinde eğri içinde düşme göstermesi ya da anne-babasına göre çocuğun boyunun kısa olması patolojiktir ve tetkik gerektirir. Boy kısalığını veya büyümede duraklamayı yakalayabilmek için tüm çocukların, sağlıklı da olsa belirli aralarla izlemi şarttır” diye konuştu.

Patalojik boy kısalığı oranı %15-20
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, normal kısa boylu çocukların oranının %80-85 olduğunu belirterek bunun nedenlerinin ailevi boy kısalığı, yapısal boy kısalığı ve ergenlik gecikmesi olduğunu söyledi. Patolojik boy kısalıkları oranının %15-20 olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Bu da iki kategoride değerlendirilebilir. İlki vücut oranı bozuk olanlardır, bu durum iskelet sistemi hastalıklarından kaynaklanır. İkinci grup ise vücut oranı normal olanlardır. Bunun nedenleri arasında doğum tartısı düşük olan ve kısa boylu çocuklar, Turner sendromu, diğer bazı sendromlar, beslenme bozukluğu ve bodurluk, uzun süreli hastalıklar (kalp, böbrek, kan vb.) veya uzun süreli ilaç kullanımı (kortikosteroid gibi) olarak sıralanabilir. Patalojik boy kısalıklarına hormonal bozuklar da sebep olabilir. Büyüme hormonu eksikliği, büyüme hormonuna direnç ve hipotiroidi sayılabilir” diye konuştu.

Patolojik kısalıkta büyüme hızı düşük
Normal kısa boyluluğun toplumda en sık görülen boy kısalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Darendeliler, “Bu çocukların boyları kısa ancak büyüme hızları normaldir. Bir kısmının anne ve babası da kısa boylu olup, kalıtsal faktörler ön plandadır. Patolojik boy kısalıklarında boy kısa ve büyüme hızı düşüktür. Patolojik boy kısalıkları içinde iskelet bozukları nadir olup genellikle orantısız bir boy kısalığı vardır (kol ve bacaklar kısa). Orantılı boy kısalıkları içinde Türkiye'de uzun süreli beslenme bozukluğu sonucu gelişen ve bodurluk diye adlandırılan boy kısalığı %10 oranında görülür. Özellikle hayatın ilk yıllarında geçirilen beslenme bozukluğu daha sonraki yaşlarda boy kısalığına neden olmaktadır” dedi.

Turner Sendromu sadece kız çocuklarında görülüyor
Turner Sendromu'nun 1/2500 sıklığında sadece kızlarda görülen ve en önemli bulguları boy kısalığı ve ergenlik yokluğu olan bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, “Büyüme hormonu eksikliği 1/3500 oranında görülür ve sıklıkla tek bulgusu boy kısalığı ve/veya büyümede duraklamadır. Hipotiroidi 1/3500 oranında görülür ve doğumsal formlarında boy kısalığı dışında zeka geriliği de görülür. Doğum tartısı düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede yakalama yapamayan çocukların da nihai boyları kısa olur. Bunların dışında uzun süreli sistemik hastalıklarda boy kısalığı sıklıkla beklenen bir bulgudur. Patolojik boy kısalıklarında nihai boy hastalıklar arasında değişiklik gösterse de genelde kızlarda 130-140cm,erkeklerde 140-150 cm arasında değişir. İskelet sistemi hastalıklarında nihai boy ağır kısadır (120cm civarı). Boy kısalıklarının bazıları anne karnında başlar, örneğin iskelet sistemi hastalıkları gibi. Bu hastalıklarda anne karnında büyümenin yavaşlaması saptanabilir” diye konuştu.

Kıyafetleri küçülmüyorsa dikkat!
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, büyüme geriliğine ait ipuçlarını da şöyle sıraladı: “Çocuğun yaşıtlarına göre daha kısa olması, çocuğun anne ve baba boyuna uymayacak düzeyde kısa olması, çocuğun pantolon /etek boyunun üstüste 2 yıl aynı kalması, kollarda, bacaklarda kısalık, gebelik haftasına göre zamanında ama düşük doğum ağırlıklı doğmuş olma, çocuğun büyüme eğrisinde aşağı düşmesi, yüzde veya vücutta farklı (dismorfik) bulgular ve kilo alımına rağmen boyun uzamaması”

Bu önerilere kulak verin
Boy kısalığına neden olan hastalığın erken tanısı erken tedavi açısından, tedavi olanağı yoksa bile aileyi bilgilendirme açısından çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Feyza Darendeliler, tedavisi mümkün boy kısalıklarında tedavi ile normal boya ulaşmak mümkün olduğunu söyledi.
“Büyümenin izlenmesi altta yatan herhangi bir hastalığın erken yakalanması için son derece önemlidir” diyen Prof.Dr. Darendeliler, şu önerilerde bulundu

“Başarılı bir tedavi ancak erken tedavi ile, erken tedavi ise ancak erken tanı ile mümkündür.
Eğer boy kısalığı veya büyümede duraklama varsa ve endokrin dışı nedenler dışlanmışsa (beslenme bozukluğu, kronik hastalıklar gibi) pediatrik endokrin uzmanına sevk etmek gerekir.

Kuşkusuz sağlıklı büyüme için optimum beslenme, yeterli kalori ve protein alınması, demir, çinko, iyot gibi mikrobesi öğelerinin dengeli bir beslenme ile alınması son derece önemli ve gereklidir. Sadece büyüme için değil, kemik sağlığı, kalp ve damar sağlığı gibi diğer sistemler için de gereklidir.
Mucize yaratan bir besin yoktur. Sadece dengeli, sağlıklı ve yeterli beslenme söz konusu olmalıdır.”
Prof. Dr. Feyza Darendeliler, devletin belirli kurallara göre büyüme hormonu eksikliği saptanmış tüm vakalarda tedaviyi karşıladığını da sözlerine ekledi.

Tatilde Sistit Riskine Dikkat

İdrar yolları enfeksiyonları olarak adlandırılan sistit, özellikle kadınlarda yaz aylarında sıklıkla ortaya çıkabiliyor. Temizliğinden emin olunmayan deniz ve kalabalık havuzların yol açtığı enfeksiyonlar, sistite yol açabiliyor. Sistitten korunmak için alınması gereken bazı önlemlerin yanında, hastalığa yakalanılması durumunda ise vakit kaybetmeden bir uzman yardımı alınması ve bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması büyük önem taşıyor. 

Memorial Etiler Tıp Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selcen Bahadır, özellikle yaz aylarında kadınları etkileyen sistit ve sistitten korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Sistit her iki kadından birini etkiliyor
İdrar yollarının iltihaplanması anlamına gelen sistit, idrar yolları ve üreme sisteminde sıklıkla ortaya çıkan hastalıklardan biridir. Görülme oranı kadınlarda çok daha yüksek olan sistit ile her iki kadından biri, yaşamı boyunca bir kez de olsa tanışır. En çok 20-40 yaş arası kadınlarda, bazen de çocukluk dönemi ve menopoz sonrasında da rastlanan bir durumdur. Kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla görülmesinin nedeni, idrar yollarının erkeklere göre daha kısa olmasıdır. Tedavisi uygun ve zamanında yapılmadığında, ender de olsa mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir.

Bu belirtilere dikkat!
• İdrar yaparken yanma, sızı, ağrı, bazen bıçak keser tarzda ağrı olması
• Sık sık idrara çıkma ve az az idrar yapma
• Acil idrar yapma ve tam boşalamama hissi
• Kasıklarda ve göbek altında ağrı olması
• Cinsel ilişkide ağrı duyulması
• Kötü kokulu ve bulanık idrar
• İdrarda kan olması
• İlerleyen vakalarda ateş, terleme, bulantı-kusma

Risk faktörlerini tanımak önlem almanızı kolaylaştırır
Sistit için bazı risk faktörleri vardır. Gebelik, diyabet, menopoz dönemi ve yaşlılık, mesanenin tam boşalmasına engel nörolojik bir hastalık olması, ilk cinsel ilişki veya düzensiz cinsel ilişki bunlar arasında sayılabilir. Çevresel faktörler de hastalığın oluşumunda etkilidir. Bunlardan en önemlileri, genital hijyenin gerektiği şekilde sağlanamaması, kirli ve kalabalık havuzlara girilmesi gibi durumlardır.

Uzmana danışmadan antibiyotik kullanmayın
Sistit belirtileri görülmeye başlandığında kişi bazı kulaktan dolma bilgiler ve çevrenin tavsiye ettiği önlemler yerine mutlaka doktora başvurmalıdır. Hastaya ilk yapılacak tetkik, tam idrar tahlilidir. Hangi bakterinin olduğunu tanımlayabilmek için ise idrar kültürü gerekebilir. Hastada altta yatan taş veya tümör gibi başka bir hastalık düşünülüyorsa ek tetkiklere başvurulur.

Tedavi edilmediği takdirde böbrekler zarar görebilir
Genellikle E.Coli adlı bakterinin neden olduğu bir hastalık olduğundan tedavide antibiyotikler ve idrar yolu temizleyicileri kullanılmalıdır. İdrar kültürü alındıysa, sonucuna göre tedavi şekillenmektedir. Uygun tedavi planı sonucunda şikayetler 24 saat içinde ortadan kalkar. Tedavide geç kalınması ya da bilinçsiz uygulamalar sonucunda hastalık ilerleyebilir ve böbreklere de yayılarak kronikleşebilir.

Sistitten korunmak için neler yapılmalıdır?
• Kişi tuvaleti geldiğinde mutlaka gitmelidir, idrar tutmak herkes için sakıncalıdır.
• Tuvaletten sonraki temizlik önden arkaya doğru olmalıdır. Tam tersi durumda makat bölgesi bakterileri idrar ve genital bölgelere taşınmış olur.
• Enfeksiyon riskini arttıracağından, çok sık banyo yapmamaya ve uygun olmayan genital temizleme ürünleri kullanmamaya özen gösterilmelidir.
• Banyonun oturarak değil ayakta yapılması da genital ve idrar yolu enfeksiyonunu azaltabilecek bir önlemdir.
• Gün içinde su tüketimi en az 8 bardak olmalıdır. Su içilince bol idrara çıkılır ve bu durum bakterilerin idrar kesesinde kalmasına engel olup, dışarı atılmasını sağlar.
• Kahve, çay, alkol gibi içeceklerin tüketimi en aza indirilmelidir. Bunlar idrar kesesini uyarıcı içeceklerdir.
• Yaz aylarında kalabalık havuzlar tercih edilmemeli, havuz sonrası ıslak mayo ile zaman geçirilmemelidir.
• Pamuklu çamaşırlar tercih edilmeli ve her gün değiştirilmelidir. Sentetik iç çamaşırlar normal florayı olumsuz etkiler.
• Özellikle yaz döneminde çok sıkı kıyafetler genital bölgenin hava almasına engel olup, nemli kalmasına sebebiyet vererek, enfeksiyona yatkınlığa neden olacağı için tercih edilmemelidir.
• İlk cinsel ilişki veya sık cinsel ilişki bakteri girişini dolayısıyla enfeksiyonu arttırır. Cinsel ilişkide korunma yöntemlerine mutlaka dikkat edilmelidir.
• Menopoz döneminde de enfeksiyona yatkınlık artar. Doktor önerisiyle uygun ilaçlar veya kremler kullanılmalıdır.

Etiketleri doğru okuyun, sağlıklı yaşayın

Herbalife Türkiye Danışman Diyetisyeni Canan Aksoy, Türk tüketicilerinin ürün etiketlerindeki besin değeri bilgilerine bakmayı unuttuğunu belirtti. Aksoy, paketli bir ürünü alırken ilk önce porsiyon başına besin öğelerine bakılması gerektiğinin altını çizdi. Bu konuda yeterli bilincin gelişmediğini belirten Aksoy, besin etiketlerini doğru okumanın şifrelerini verdi

Besinleri satın alırken ürünlerin arkasındaki etiketlerde yer alan bilgileri ‘doğru okumak’ sağlıklı yaşam açısından hayati önem taşıyor. Türk tüketicisinde 'etiket okuma’ konusunda son yıllarda gözle görülür bir ilerleme olsa da bilinçlenme düzeyi henüz istenilen seviyede değil. 2012 yılında İstanbul'da 500 kişi üzerinde yapılan bir çalışmadan anekdotlar veren Herbalife Türkiye Danışman Diyetisyeni Canan Aksoy, etiket bilgileri içinde en çok okunan beş bilginin sırasıyla “son kullanma tarihi, üretim tarihi, raf ömrü, ürünün adı ve markası ve son olarak da içindeki maddeler” olduğunu vurguladı.

Yazıların küçük olması ilgiyi azaltıyor
Canan Aksoy, besin değeri bilgileri içinde en fazla okunan bölümün ise enerji–kalori değeri, protein ve vitamin içeriği, lif-posa miktarı, az yağlı, light, iyi posa kaynağı gibi ibareler ve karbonhidrat oranı olduğuna dikkat çekti. Aksoy, çalışmayla ilgili şu tespitlerde bulundu: “Bu çalışmanın gösterdiği en güzel cevap son kullanma tarihi ve raf ömrü konusunda bilinç düzeyinin arttığıdır. Besin değeri bilgilerinin ise çalışmaya katılanların daha az ilgisini çektiği görülmüştür. 'Neden daha az ilgimizi çekiyor’ sorusuna; yazıların küçük olması, zor anlaşılır olması, porsiyon oranlarına yer verilmemesi gibi pek çok cevap bulunuyor.”

Paketli ürünü almadan besin değerlerine bakın
Herbalife Türkiye Danışman Diyetisyeni Canan Aksoy, paketli bir ürünü alırken ilk olarak porsiyon başına sahip olduğu besin öğelerine bakılmasını önerdi. Aksoy, porsiyonların nasıl doğru anlaşılacağıyla ilgili şu örneği verdi: “Makarnayı düşünelim, genelde 500 gramlık kutularda satılır ve 500 gramın hepsini bir öğünde tüketmediğimize göre bütün kutunun enerjisi işimize yaramaz. Size önerilen tüketim miktarı 30 gramla 100 gram arasında değişiyor olabilir. Bunun sebebi hepimizin kilosunun, boyunun, harcadığı enerjinin farklı olması ve bu farkın porsiyon miktarlarımıza yansımasıdır. Belirtilen porsiyonla doyup doymayacağınız sizinle ilgilidir. Bu durumda en iyisi bir porsiyon ölçüsünü önce bir deneyip size yeterli gelip gelmediğini denemenizdir. Bir porsiyon ölçüsü yetmediğinde size yeterli gelen miktarı hesaplayıp aldığınız kaloriyi ona göre hesaplamanız gerekecektir. Bu şekilde vücudunuzun ihtiyacı olan kaloriyi belirleyip ona göre hareket edebilirsiniz.”

Doymuş yağı az olan ürünleri seçin
Kalori alımını üç besin öğesinin etkilediğini vurgulayan Diyetisyen Aksoy, bunların sırasıyla karbonhidrat, protein, yağ miktarları (ve var ise alkol) olduğunu belirtti. Her besinin bu maddeleri içerme miktarının farklı olacağına dikkat çeken Aksoy, bunlara olan ihtiyacın da kişiden kişiye değişiklik göstereceğini söyledi. Aksoy, şu önerilerde bulundu: “İçerdiği miktarlardan çok, besin öğelerinin kaynaklarına dikkat etmemiz gerekir. Karbonhidrat kaynağı olarak ne kadar şeker kullanıldığı önemlidir. Şekerden gelen oran yüksekse kalori yükselir ve çabuk acıkmanızı sağlayan bir ürün olabilir. Yağ kısmına gelecek olursak; doymuş yağdan gelen orana bakmamız gerekir. Doymuş yağ kullanımı olmayan veya çok az olan ürünleri tercih etmek daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Ancak unutmayın ki, hayvansal kaynaklı bir ürün alıyorsanız doymuş yağı hiç bulundurmaması mümkün olmayacaktır.”

Light ürün kalorisiz anlamına gelmez
Light ürün amblemi olan ürünlerde, genel olarak eşdeğer başka bir ürüne göre enerjisi yüzde 30 veya yağ oranı yüzde 50 oranında azaltılmış ürünlerin söz konusu olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Aksoy, light üründe kalori hesabıyla ilgili şu örneği verdi: “Mesela 1 paket bisküvi 400 kaloriyken light bisküvilerde bu değer 280 kalori civarına düşmektedir. Bu light ürünlerin kalorisi hiç yok anlamına gelmez ve bu yüzden light ürünleri tüketirken de dikkatli ve bilinçli olmamız gerekmektedir.”

Saklanma yeri de son kullanma tarihi kadar önemli
Etiket bilgilerini okurken, son kullanma tarihi kadar ürünün nasıl korunacağı bilgisinin de mutlaka okunması gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Aksoy, “Buzdolabında veya karanlıkta saklanması gibi önerileri sağlığınız için gözardı etmeyin. Evde beklettiğiniz ürünleri de tüketmeden önce tekrar son kullanma tarihlerini gözden geçirmeniz faydalı olacaktır” ifadesini kullandı.


PORSİYON ÜRÜN İÇİN GÜNLÜK KALORİ HESAPLAMASI  Bazı besin etiketlerinin üzerinde yüzdeyle anlatılan bir bölüm yer alır. Bu bölüm bir porsiyon ürünü tükettiğinizde ortalama günlük almanız gereken miktarın yüzde kaçını aldığınızı anlamanıza yardımcı olmak üzere hazırlanır. Herbalife Türkiye Danışman Diyetisyeni Canan Aksoy, yukarıdaki örnek tabloya göre bir porsiyon ürünün günlük kalori hesaplamasını şöyle yaptı: “Bu tablodaki besinin bir porsiyonu 125 gramdır, bu miktardaki ürün 64 kaloridir ve ortalama günlük almamız gereken enerjinin yüzde 3'ünü sağlamaktadır diyebiliriz. Bu değerler genelde 2 bin kalori alan bireyler için hesaplanmıştır. Kişinin günlük enerji-kalori ihtiyacına göre besin etiketinde yazan bu yüzdesel değerler değişebilmektedir. Bu ve benzeri etiketlerde belirtilen değerlerin size ortalama bir fikir vermek için yazıldıklarını lütfen unutmayın. Satın aldığınız ürünün içinde bulunan vitamin- mineral oranlarının yanında da bu yüzdesel değerleri belirtmiş olabilir. Yine bu değerler bir porsiyon ürünün, ortalama 2 bin kalori alan bir bireyin vitamin-mineral ihtiyacının ne kadarını karşıladığını göstermek için hesaplanmıştır.”

Bu haberi okumadan zayıflama ilacı almayın

Daha az yeme ve daha fazla hareket etme, kilo vermenin temellerini oluşturur. 

Bazı insanlar için reçeteli kilo verme ilaçları yardımcı olabilir. Bu ilaçları alırken yine de diyet ve egzersize odaklanmanız gerekir. Ayrıca bu ilaçlar herkese uygun değildir.

Doktorlar genelde vücut kitle endeksiniz 30 veya daha yüksekse ve tip 2 diyabet veya yüksek tansiyon gibi kilonuzla ilgili olabilecek bir durumunuz varsa reçete yazar.

Obezite & Metabolik Cerrah Prof. Dr. Halil Coşkun, en yaygın reçeteli zayıflama ilaçları hakkında bilmeniz gerekenleri kaleme aldı:

Orlistat (Xenical)
Nasıl etki eder? Yediğiniz yağın yaklaşık üçte birini vücudunuzun absorbe etmesini engeller.
Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Yan etkiler arasında mide krampı, gaz çıkarma, ishal, daha fazla tuvalete çıkma ve tuvalete çıkmayı kontrol edememe gibi faktörler bulunur. Bu yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir. Ancak yüksek yağ içeren gıdaları yerseniz daha da kötüleşebilir. Orlistat kullanan insanlarda ciddi karaciğer hasarı vakaları rapor edilmiştir, ancak ilacın bu problemlere neden olduğu kesin değildir.
Başka ne bilmeniz gerekir? Orlistat almadan önce az yağlı bir diyette (günlük kalorinin yüzde 30'undan azı yağdan) olmalısınız.

Ayrıca, orlistat almadan yaklaşık iki saat önce veya sonra bir multivitamin alın, çünkü ilaç geçici olarak vücudunuzun A, D, E ve K vitaminlerini daha zor absorbe etmesine neden olur.
Orlistat, ABD'de onaylanan türünün tek ilacıdır. Diğer tüm reçeteli zayıflama ilaçları, aşağıdakiler de dahil olmak üzere iştahınızı azaltır.

Belviq
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Şeker hastalığı olmayan kişilerde en sık karşılaşılan yan etkiler baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk, ağız kuruluğu ve kabızlıktır. Şeker hastalığı olanlarda en sık görülen yan etkiler düşük kan şekeri (hipoglisemi), baş ağrısı, bel ağrısı, öksürük ve yorgunluk.
Belviq ile bazı depresyon ilaçları kullanan insanlar, nadir görülen ancak ateş ve sersemlik içeren ciddi bir reaksiyon yüzünden çok yakından izlenmelidir. Hamile olan ya da hamile kalmayı planlayan kadınlar Belviq'i kullanmamalıdır.

Başka ne bilmeniz gerekir? ‘Belviq'u kullandıktan 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 5'ini kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Contrave
Nasıl etki eder? Contrave, uzatılmış salım formülünde iki FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı ilaç olan naltrekson ve bupropiyonun bir kombinasyonudur. Naltrekson alkol ve opioid bağımlılığını tedavi etmek için onaylanmıştır. Bupropion, mevsime bağlı duygusal rahatsızlıkları tedavi etmek ve insanların sigarayı bırakmasına yardımcı olmak için onaylanmıştır.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: En sık yan etkiler bulantı, kabızlık, baş ağrısı, kusma, baş dönmesi, uykusuzluk, ağız kuruluğu ve ishaldir. Bupropion ile ilişkili intihar düşünceleri ve davranışlarında artış riskiyle ilgili Contrave'ın kutusunda uyarı vardır. Uyarıda ayrıca, bupropiyon ile bağlantılı ciddi nöropsikiyatrik sorunların bildirildiği söz edilmiştir. Contrave, nöbetlere neden olabilir ve epilepsi olan hastalarda kullanılmamalıdır. İlaç ayrıca kan basıncını ve kalp atış hızını artırabilir.

Başka ne bilmeniz gerekir? 'Contrave,'i kullandıktan 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 5'ini kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Saxenda
Nasıl etki eder? Saxenda, Tip 2 diyabet ilaçları Victoza'nın daha yüksek dozudur. Mideye midenizin dolu olduğunu ileten bağırsak hormonunu taklit eder.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Mide bulantısı, kusma, ishal, kabızlık, düşük kan basıncı ve iştah artışı. Ciddi yan etkiler kalp atış hızı, pankreatit, safra kesesi hastalığı, böbrek sorunları ve intihar düşüncelerini içerebilir.
Başka ne bilmeniz gerekir? 'Saxenda'yı aldıktan 16 hafta sonra kilonuzun yüzde 4'ünü kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız, çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Phentermine
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Doktorunuz bunu Adipex veya Suprenza adlarıyla reçete edebilir.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Hayır. Sadece kısa süreli kullanım (birkaç hafta) için onaylanmıştır.

Yan Etkiler: Kan basıncını yükseltme veya kalp çarpıntılarına neden olma, huzursuzluk, baş dönmesi, titreme, uykusuzluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve daha önce yapabildiğiniz aktivitelerde sorun çıkarma gibi ciddi yan etkileri olabilir.
Phentermine sizi uyuşuk hale getirebilir ve araç sürme veya kullanma yeteneğinize engel olabilir. Bazı diğer iştah kesicilerinde olduğu gibi, ilaca bağımlı olma riski vardır.
Daha az ciddi yan etkiler, ağız kuruluğu, ağızda hoş olmayan tat, ishal, kabızlık ve kusmayı içerir. Uykusuzluğa neden olabileceği için akşam geç saatlerde almayın.
Diyabet için insülin alırsanız, insülin dozunuzu ayarlamanız gerekebileceğinden, phentermine almadan önce doktorunuza bildirin.
Kalp hastalığı, inme, konjestif kalp yetmezliği veya kontrolsüz yüksek tansiyon geçmişiniz varsa phentermine almamanız gerekir. Glokom, hipertiroidizm veya madde bağımlılığı geçmişiniz varsa veya hamileyseniz veya emziriyorsanız da ilacı almamanız gerekir.
Başka ne bilmeniz gerekir? Phentermine bir amfetamindir. Bağımlılık ya da aşırı kullanma riski nedeniyle, bu uyarıcı ilaçlar “kontrollü maddeler” olup, bu da özel bir reçete gerekliliğini ifade eder.

Qsymia
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Qsymia, phentermine'i nöbet / migren ilaç topiramatı ile birleştirir. Topiramat, kendinizi tok hissetmenizi sağlayan, gıdaların tadını daha az çekici hale getiren ve daha fazla kalori yakarak dahil olmak üzere çeşitli şekillerde kilo kaybına neden olur.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet. Qsymia, bu ilaçlar tek başına verildiğinde olduğundan çok daha düşük miktarda phentermine ve topiramate sahiptir.

Yan Etkiler: En yaygın görülen yan etkiler, el ve ayaklarda karıncalanma, baş dönmesi, ağızda değişik tat hissi, uykusuzluk, kabızlık ve ağız kuruluğudur.
Ciddi yan etkiler, bazı doğum kusurları (yarık dudak ve yarık damak), daha hızlı kalp atış hızı, intihar düşünceleri veya eylemleri ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına neden olabilecek göz problemlerini içerir.
Hamile olabilecek kadınlar Qsymia almadan önce bir gebelik testi almalı ve ilaç kullanırken doğum kontrol yöntemlerini kullanmalı ve ilacı kullanırken aylık gebelik testleri yapılmalıdır.
Glokom, hipertiroidizm, kalp rahatsızlığı veya felç varsa Qsymia almamanız gerekir. İlacı başlatırken veya doz arttırırken kalbinizle ilgili düzenli kontroller yaptırın.
Başka ne bilmeniz gerekir? Qsymia'da 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 3'ünü kaybetmezseniz, FDA bunu almayı bırakmanızı veya doktorunuzun önümüzdeki 12 hafta boyunca dozunuzu artırmasını önerir; eğer bu işe yaramazsa yavaş yavaş ilacı almayı bırakmalısınız.

ZAYIFLAMA İLACI ALMADAN ÖNCE, TIBBİ GEÇMİŞİNİZİ DOKTORUNUZA BİLDİRİN
Sahip olduğunuz alerjiler veya aldığınız ilaçları veya takviyeleri (bitkisel veya doğal olsalar bile); ya da hamile olup olmadığınızı, emzirip emzirmediğinizi ya da yakında hamile kalmayı planlayıp planlamadığınız gibi diğer koşulları da doktorunuza bildirin.

Bu arada, bu ilaçların tamamı Türkiye'de bulunmuyor.

Bahar sizi yormadan önleminizi alın

Bahar yorgunluğundan kurtulmak istiyorsanız stresinizi azaltın, enerji veren tam buğday ekmeği, kepekli makarna, taze ve yağsız et, tavut tüketin. Her gün en az bir bardak süt veya bir kase yoğurt yiyin. 8-10 bardak su için, karanlık ve iyi havalandırılmış bir odada 6-8 saat uyuyun.

Kış aylarının karanlık, soğuk ve kasvetli havasından ılık, güneşli ve aydınlık bahar günlerine nihayet kavuştuk. Ancak güzel havaya inat canınız sürekli uyumak istiyorsa; yorgunluk, halsizlik, bitkinlik ve asabiyet bir türlü peşinizi bırakmıyorsa bahar yorgunu olabilirsiniz. Bazen birkaç gün bazen ise haftalar boyunca sürebilen bu durum, hava değişikliği sonucunda ortaya çıkıyor ve bahar mevsiminden alacağımız keyfi engelliyor.

Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer, bahar sizi yormadan önleminizi alın uyarısında bulunuyor.

BAHAR YORGUNU OLMAK İSTEMİYORSANIZ BU TAVSİYELERE DİKKAT
Bahar yorgunluğu ile mücadele etmede çözüm, günlük stresi mümkün mertebe azaltmak, enerji seviyelerimizi de olabildiğince artırmaktan geçiyor. Doç. Dr. İsmet Tamer'e göre; yeterli miktarda özellikle işlenmemiş, kompleks karbonhidrat adını verdiğimiz tam buğday ekmeği, kepekli ekmek, kepekli makarna gibi enerji veren besinler tüketmek; gün boyu çalışan kaslarımızın yenilenebilmesi için sağlıklı protein kaynaklarından, taze ve yağsız et, tavuk; ülkemizde kış aylarında bolca bulunan balığı haftada en az 3 kez tüketmek, zengin kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünlerini unutmamak, her gün en az bir bardak süt veya bir ufak kase yoğurt tüketmek gerekiyor.

HER GÜN ELMA, CEVİZ, BADEM, KAYISI VE ERİK KURUSU TÜKETİN
Yediğimiz yararlı besinlerin vücudumuzda enerjiye dönüşebilmesi için yeterince vitamin ve mineral de alınması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. İsmet Tamer; “Özellikle enerji metabolizmasında görev alan B ve C vitaminleri, günlük toksinleri vücudumuzdan uzaklaştırmamıza yardımcı antioksidan E vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirerek fiziksel stresi azaltmaya yardımcı kalsiyum, potasyum, çinko ve selenyum alımı önem taşıyor. Bunun için de her gün en az bir orta boy elma, bir avucunuzu dolduracak kadar kuruyemiş, örneğin 4-5 adet ceviz, 8-10 badem, bir iki kayısı ve erik kurusu tüketilmeli” diyor.

GÜNDE 6-8 SAAT UYUYUN, BAHAR YORGUNLUĞUNU YENİN
Bahar yorgunluğunu yenmenin önemli bir adımının kaliteli bir gece uykusu uyumaktan geçtiğini söyleyen Doç. Dr. İsmet Tamer; “İyi havalandırılmış, 18-20 dereceden daha sıcak olmayan ve karanlık bir odada ortalama 6-8 saat uyumak gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendiren, beynimizin dinlenmesini sağlayan hormonlar gece uykuda, ama mutlaka karanlıkta daha fazla salgılanırlar” hatırlatması yaptı.

8-10 BARDAK SU İÇMEYİ İHMAL ETMEYİN
Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer bahar yorgunu olmak istemiyorsanız; “İyi bir uykunun ardından önce oda ısısında bir bardak su içip hiç değilse 8-10 dakika kadar esneme egzersizleri yapmak, ardından sağlıklı bir kahvaltı, güne enerjik ve mutlu başlamak için çok önemli adımlardır. Yorgunluk hissine neden olabilecek elektrolit eksikliğini önlemek yani yeterince sodyum, potasyum, klor alabilmek için de güne yayarak en az 8-10 bardak su içmek gereklidir. Bu güzel günlerin tadını yeterince çıkarabilmek için güneş ışığından bol bol yararlanmayı, gün boyu sık sık derin nefes egzersizleri ile tazelenmeyi de unutmayalım” diyor.

Buğday çimiyle tanışmadan sağlıklı yaşıyorum demeyin

Son günlerde sık sık karşımıza çıkan bir isim, buğday çimi… Bu sade görünümlü bitki, doğal gıdalara hasret kaldığımız, hızla akan yaşam içinde kendimize özen göstermeyi unuttuğumuz şu zamanlarda tam bir doğal ilaç görevi görüyor. 

Yemek.com, içeriğindeki klorofil, vitamin ve mineraller sayesinde bağışıklığın en iyi dostlarından buğday çimini tüm yönleriyle ele alıyor.

Son dönemde hızla hayatımıza giren buğday çimi bir trend olmanın ötesinde, hayatımızda her an yer vermemiz gereken bir besin. Hem vitaminleriyle hem de doğallığıyla, doktorun yolunu unutmak için birebir olan bu besin hakkında tüm merak edilenleri Yemek.com Onu Öğrenmeden Geçen Günleriniz Biraz Eksikti: Buğday Çimi Nedir? başlığı altında derledi.

“Güneş konsantresi” olarak da biliniyor
Besin değeri olarak yarım çay bardağı buğday çimi suyu, 1,5 kilo yeşil yapraklı sebzeye eşittir. Vücuda sebze ve meyvelerden alınan vitaminlerin kat be kat fazlasını sağlar. İçeriğindeki yüzde 70 klorofil sayesinde güneş konsantresi olarak da bilinir. A, B, C, E vitaminleri, kalsiyum, demir, fosfor, magnezyum içerir. Ayrıca B17 ile kanser hücreleriyle savaşır. Hatta kemoterapi gören hastalarda, buğday çimi suyu sayesinde kan değerlerinde düzelme olduğu da çeşitli araştırmalara dayanarak söylenir.

Buğday çimi, kanın pH dengesini düzenleyerek kanın alkali olmasını sağlar. Kanda taşınan oksijen miktarının artmasına yardımcı olur.

Ayrıca vücuda enerji verir. Hem antioksidandır, hem anti-aging etkilidir. Sindirimi destekler, gaz ve şişkinlik gibi sorunları giderir. Diş sağlığını destekler. Son olarak, bağışıklık sistemini güçlendirir.

Buğday çimi yetiştirmenin püf noktaları
*Buğday çimini, çimenle karıştırmayın. Buğday çimi yetiştirmek için özel tohumlarından almak gerekiyor. Tohumlar internetten veya aktardan alınabiliyor.
*Orta büyüklükte bir tepsi ve toprak temin edin.
*Tohumları ıslatın ve 8-10 saat suda bekletin.
*Tepsiye ilk olarak 2-3 parmak kalınlığında toprak dökün.
*Toprağın üstüne 8-10 saat ıslattığınız tohumları yerleştirin. Tohumlar, toprağın üstünü tamamen kapatacak şekilde yerleştirmelisiniz. Aralarının açık olmamalı.
*Tohumları toprağa yerleştirdikten sonra tohumların üstüne tekrar 2-3 parmak kalınlığında toprak koyun.
*Sabah ve akşam tepsideki tohumlarınızı orta miktarda sulayın.
*Çimler çıkmaya başlayıp 10-15 cm boya ulaşınca kesebilirsiniz. Eğer düzenli olarak buğday çimi tüketmek istiyorsanız ikinci bir tepsi hazırlamak pratik olabilir.
*Buğday çimlerini direkt güneşe maruz bırakmamak ve küflenmeye karşı her gün mutlaka kontrol etmek gerekiyor. Buğday alırken aşurelik buğday almamaya ve mümkünse organik buğday almaya özen göstermeli. Ayrıca buğday yetişirken topraktaki tüm besinleri aldığı için, buğday çimi için kullanılan toprağı tekrar kullanmamak, her çimlendirmede mutlaka yeni toprak almak gerekiyor.

Suyunu içmek en pratik yöntem
Buğday çimi tek başına yenen bir bitki değil. En pratik yöntem buğday çimi suyu hazırlayarak içmek. Bunun için buğday çimleri ve biraz suyu blender'dan geçirmek, sonrasında karışımı tülbentten süzmek yeterli oluyor. Aksi tavsiye edilmedikçe günde yarım ya da 1 çay bardağı çim suyu içmek gerekiyor. Buğday çimini ayrıca salatalara ekleyerek yemek de mümkün. Ancak unutulmaması gereken şey, çimleri kestikten sonra buzdolabında en fazla 7 güne kadar saklanabiliyor oluşu.

Mevsimler mide ve bağırsağı etkiliyor


Ülser ( peptik ülser )mide ve incebarsağın ilk kısmı olan onikiparmak barsağında asite bağlı lokal doku hasarıdır. Bahar mevsiminde özellikle oniki parmak barsağındaki ülser nüksü artar. 1900 lü yılların ortalarından itibaren yapılan istatistik çalışmalarıyla bahar aylarında ülsere bağlı klinik bulgularının daha sık görüldüğü bildirilmeye başlanmıştır. Sadece peptik ülser değil bazı kolitelerde bahar mevsimlerinde alevlenme gösterebilmektedir.

Bahar bazı hastalıkların alevlenmesini nasıl ortaya çıkardığı kesin olarak bilinmemekle birlikte; iklimdeki değişiklikler ile birlikte ( güneş ışığı, nem, çeşitli alerjenlerin ortaya çıkışı, basınç değişiklikleri gibi ) , insan vücudunun da bu değişikliği algılaması arasında bir uyumsuzluk sonucu olabileceği düşünülmektedir.

Gastrointestinal sistem (mide bağırsak sistemi) üzerine baharın etkisi konusunda Medicana International İstanbul Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Laika Karabulut bilgi verdi

Peptik ülserde halen mide asidi olmazsa olmaz kuralının yanında helikobakter olmazsa olmaz denilen bir hastalıktır. Alevlenme ve iyilşememler ile seyreder. Yani ülser açıldıktan sonra6-8 hafta içinde medikal tedaviyle kapanır. İşte bu açılma ve bulguların ortaya çıkışında bahar mevsimi kabul edilen etkenlerdendir. Dolayısıyla bahar mevsimindeki mide asidindeki bu artışı reflü özofajit ve nonülser dispepsi dediğimiz hastalıklarında ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır.

Peptik ülserin en sık bulgusu ağrıdır. Ağrı mide bölgesinde ( epigastrik bölge) daha belirgin olup sırta yayılabilir. Gece gelmesi tipiktir. Hasta ağrıyı açlık ağrısı veya kazınma hissi olarak tanımlayabilir. Ağrı sıklıkla, yemekten 1-2 saat sonra başlayarak yine 1-3 saat arasında devam eden ve daha künt karakterdedir. Ağrını yanında bulantı ve kusmada ve hazımsızlık eşlik edebilir. Ülserin en önemli komplikasyonu olan kanamaya da bahar aylarında daha sık rastlanır. Bahar aylarında kliniklerde kanama nedeniyle yatan hasta sayısı artar.

ÜLSER, REFLÜ VE ÜLSERSİZ HAZIMSIZLIK PROBLEMLERİ OLAN HASTALAR BAHAR AYLARINDA ÖNERİLER;
Ülser, reflü ve ülsersiz hazımsızlık ( nonülser dispepsi ) problemleri olan hastalar bahar aylarında beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Özellikle asiti arttırdığı kabul edilen gıdalar: kahve, kakaolu gıdalar, asitli içecekler gibi çok az tüketilmeli. Ana öğünler arasında ara öğünler konularak mideyi çok doldurmamalı. Sigaranın bırakılması her zaman tavsiye edilir fakat bırakmak için en iyi mevsim bahar aylarıdır.

Kıştan sonra bahar mevsiminde ortaya çıkan yeni sebzeler ve meyvelerin tüketiminde aşırıya kaçmadan sindirim sistemini alıştırmakta yarar vardır.

Ağır yağlı gıdalar özellikle kışın soğukta ( evrimsel ) daha çok tüketme eğiliminde olmamıza karşın bahar aylarında hazmın daha kolay olduğu zeytinyağı ve diğer bitkisel yağları tercih etmeliyiz. Aynı zamanda bahar aylarında mide hastalıkları sorunu olanlar romatizma ilaçlarını daha dikkatli kullanmalıdırlar.

Tuz ve tuzda bekletilmiş gıdalar her zaman mide hastalıkları için zararlıdır. Özellikle kronik gastritlerde tuzdan kaçınılmalıdır. Mide kanserinde tuzlu gıdalar risk faktörlerinin içindedir. Mide hastalarının kızartma ve mangalda yapılan gıdaların tüketiminden kaçınılmaları tavsiye edilir.

Bahar ve yaz döneminde mide sağlığınız için;
Az ve sık yemek yiyin, yemeklerinizi iyi çiğneyin.
Tahıl tüketiminizin (Ekmek, makarna, pirinç, patates, vb.) yeterli olmasına dikkat edin.
Tereyağı ve kuyruk yağı yerine zeytinyağı tercih edin.
Aşırı miktarda kırmızı et tüketmeyin. Protein ihtiyacınız için tavuk, balık ve kurubaklagil yiyin.
Yeterli miktarda süt ve süt ürünü tüketin.
Şekerden, şekerli içeceklerden ve şerbetli tatlılardan uzak durun.
Tuzu azaltın.
Kızartma ve mangaldan kaçının, haşlama yiyeceklere ağırlık verin.
Mide hastalıklarında risk grupları
Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar
Aşırı kilolu kişiler
Midesinde bakteri (Helicobacter pylori) bulunanlar
Stres altında olanlar
Sigara içenler
Başka hastalıkları nedeniyle ağrı kesici ve romatizma ilaçları kullananlar
Fazla tuz ve et tüketenler
Sebze ve meyveden fakir beslenenler
İleri yaştakiler

Bebek sahibi olmak isteyenler bunları yemesin!

Şekerin üreme üzerine negatif etkisi olan, en önemli hormon bozucu olduğu ve gelişen insülin direnciyle birlikte fazla şeker tüketiminin, yumurta hasarına neden olduğu ortaya çıktı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, New Mexico Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

ŞEKER ÜREME KAPASİTESİNİ NASIL ETKİLER?

“Aslında her kadın diyet konusunda bir fikir sahibidir fakat beslenme konusunda değil…
Kan şekeri, kanda dolaşan glikoz miktarıyla ilgili bir terim olup, bizim enerji seviyemizi belirler.
Sağlıksız bir diyet (rafine karbonhidrat ve doymuş yağdan zengin) kan şekerinde ani yükselme ve düşmelerle birlikte olup, gün boyu şeker dengesizliğine ve üreme sisteminin de bozulmasına neden olur.

Öncelikle ani şeker düşüşü sizi halsiz hissettirir ve vücuttan stres hormonlarının (adrenalin ve kortisol) salgılanmasına neden olur.

Stress hormonlarının devamlı salınması, progesteron hormonuna verilen tepkiyi değiştirir. Bu hormon normal adet döngüsü ve gebelik için çok önemlidir.

İkinci olarak, yüksek kan şekeri (şeker enerjiyi körükler) sık sık insülin salgılanmasına neden olur ki bu sayede şeker seviyesi dengelenir.

Burada sorun şudur; sisteme sık sık insülin salgılanması, vücudun bazı bölümlerinde bulunan insülin alıcılarının duyarsızlaşmasını sağlar. Bu reseptörlerden bir kısmı da overlerde bulunur. Bu duyarsızlaşma durumuna "insülin direnci” adı verilir.

Bu durum “polikistik over sendromlular” için ciddi bir risk faktörü olup, yumurtaların direkt zarar görmesine bir sebeptir.

Zaten boş kalori olan şeker, kilo almaya, yağlanmaya sebep olur. Yumurta ve spermlerde erken yaşlanmayı kolaylaştırır.

Uygun beslenme kan şekerinin tüm gün boyunca dengeli seyrettiği, enerji seviyesinin ve metabolik reaksiyonların düzenli olduğu beslenmedir.

NE YEMELİSİNİZ?

Aslında hiç ekmek, çikolata ve şekerleme yemeden yaşayabilir misiniz? Bu nerdeyse imkansız.
Çikolata ve şekerin içinde boğulmadıkça, hiçbir tüp bebek hekimi bunları tümden yasaklamaz. Çünkü tüm bu gıdalar kesilirse vücut tatlı ihtiyacını nasıl karşılayacak?

Yüksek oranda rafine şekerler (çikolata, bisküvi vs) çiğ şekerdeki doğal formlarıyla değiştirilmelidir. Böylece vücudunuza daha az zarar verirsiniz.

Peki doğal şeker kaynakları nelerdir?

DOĞAL ŞEKER KAYNAKLARI

Kuru meyveler:
Hurma, üzüm ve kayısı hem tatlılar için hem de ara öğünler için çok uygun gıdalardır. Birkaç dilim kurutulmuş mango çikolatadan sağlıklıdır.

Bal:
Bal kalori bakımından çok zengindir ama B vitamini gibi sağlıklı vitaminler de içerir. Kahvaltıda granola içine konacak bir çay kaşığı bal tatlandırıcılara tercih edilmelidir. Bal ve hurma gibi sağlıklı alternatifler, yumurta kalitesini olumlu yönde etkiler.

Xylitol:
Düşük kalorili doğal tatlandırıcıdır. Bazı meyve sebzelerde bulunur. (çilek ve karnabahar) Hamur işlerinde ve kahvede şekere alternatif kullanılabilir. Barsakları yumuşatıcı etkisi olup, fazla tüketilmemelidir.

Çay ve kahveyi şekersiz içemiyorsanız, yapay tatlandırıcı kullanmayın. Onun yerime şeker miktarını yavaş yavaş azaltın.

Damak tadınıza değil, vücudunuzu hayal kırıklığına uğratmamaya odaklanın.“

Doğru beslenin, daha az hasta olun

Son günlerde herkes, bir güneşli bir yağmurlu seyreden sonbhar havalarına alışma gayreti içinde. Vücutlar ise ılık, iç ısıtan havaların geride kaldığını kabullenmek için çabalıyor. Tabii kişiler, hava değişikliklerinin yanı sıra bir de sonbaharın gerektirdiği beslenme düzenine geçiş yapmak durumunda. Fakat yeni mevsim düzenine alışamayan vücutlar, gribal hastalıklar başta olmak üzere çeşitli sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. 

Bu hastalıkların önüne geçebilmek de güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaktan geçiyor. Sağlam vücut direnci ise mevsimine uygun ve sağlıklı beslenmeyi gerektiriyor. Central Hospital'dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Buket Yavuz Koçoğlu, sonbaharda uygun beslenme ile hastalıklardan korunmanın yollarını anlatıyor.

Bir gün güneşin açtığı, ertesi gün ise yağmurun yağdığı sonbahar mevsimi, artık iyice hakimiyetini ilan etti. Üstelik sonbahar, bundan sonra da uzunca bir süre güneşli havalara hasret kalacağımızın sinyalini verdi. Bir de mevsim geçişleriyle birlikte gelen sağlık sorunları var tabii. Cıvıl cıvıl havalarla dahi vedalaşmak yeterince zorken bir de üzerine grip, soğuk algınlığı ve bronşit gibi hastalıklar eklendiğinde mevsim geçişleri daha da zor hale geliyor. Fakat özenli ve sonbahara uygun beslenerek mevsim geçişlerini daha az hastalanarak ve daha sağlıklı şekilde atlatabilirsiniz. Çünkü doğru beslenme, bağışıklık sistemini desteklerken, mevcut hastalıkların da iyileşme hızını arttırıyor.

Mutsuzluktan kurtulmak için şekerli gıdalara yönelmeyin
Sonbahar aylarının beraberinde getirdiği kasvetli ve yağmurlu havalar bazı kişiler için tam anlamıyla mutsuzluk demektir. Bu kişiler, çoğu zaman içinde bulundukları bu mutsuzluk nedeniyle şeker oranı yüksek gıdaların tüketimine ağırlık verir. Fakat bilinmelidir ki böyle gıdaların tüketimiyle doğru beslenmeden uzaklaşmak, vücut direncinin düşmesine neden olabiliyor. Sonbahar mutsuzluğunu önleyebilmek için şekerli gıdalar yerine, başta B vitamini bakımından zengin tam tahıllar, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve et ve süt ürünleri tercih edilmelidir.

İçecek alternatifleri su ihtiyacını unutturmasın
Sonbaharda beslenmeyle ilgili en sık yapılan hataların başında yetersiz su tüketimi gelir. Çünkü soğuyan havalar ve etkisini gösteren yağışlar kişilerin sıcak içecekler tercih etmesine neden olur. Sıcak içecek alternatifleri de su tüketiminin geri plana atılmasına yol açar. Serin havalarda fark edilemeyen susuzluk hissi de kişilere su ihtiyacını unutturabiliyor. Fakat bilinmesi gerekir ki kahve ve çay gibi sıcak içecekler, kesinlikle suyun yerini tutmaz, aksine vücudun daha fazla su kaybetmesine neden olur. Böylece vücutta daha çok su ihtiyacı oluşur. Güç içerisinde en az 1,5 litre su içilmelidir. Fakat çay, kahve gibi içeceklerden vazgeçilemiyorsa daha fazla su tüketmeye özen gösterilmelidir.

Her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu şart
Yaz mevsiminden sonbahara geçişte kişilerin vücudunda ciddi bir direnç kaybı yaşanır. Vücutta halsizlik ve yorgunluk hali baş gösterir. İlerleyen süreçte ise soğuk algınlığı, nezle, grip ve bronşit gibi gribal hastalıklara karşı yatkınlık artar. Tüm bu sağlık problemlerinin önüne geçebilmek için bağışıklık sisteminin yaşanabilecek gribal hastalıklara karşı kuvvetlendirilmesi gerekir. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de vitamin ve mineral bakımından zengin et, süt, sebze, meyve ve tahıllardan oluşan besin grupları ile beslenilmelidir. Ayrıca vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olduğu için bolca C vitamini taşıyan meyve ve sebzeler yenmelidir. C vitamini kaybını önlemek için de her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu içilmelidir.

Antioksidan kaynağı besinler sofradan eksik edilmemeli
Vücut sağlığı için vitamin ve mineraller kadar antioksidan özellik taşıyan yiyecekler de büyük önem taşır. Çünkü antioksidan yiyecekler, birtakım ciddi rahatsızlıkları önlerken, vücuda girmeye çalışan serbest radikalleri de engeller. Bu yiyecekler, vücutta zaten var olan radikallerin vereceği zararların da önüne geçerek onların vücuttan atılmasını sağlar. Sonbahar ayında tüketilebilecek önemli antioksidan kaynakları ise şu şekildedir.

A vitamini: yeşil yapraklı sebzeler, havuç, bal kabağı, yumurta ve balık,
C vitamini: kuşburnu, maydanoz, yeşilbiber, karalahana, karnabahar, limon, mandalina ve greyfurt,
E vitamini: badem, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlar ve bitkisel yağlar,
Magnezyum: badem, ceviz, fındık, fıstık, muz, kuru baklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler,
Selenyum: deniz ürünleri, et ürünleri ve sarımsak
Çinko: badem, ceviz, kuru baklagiller, bulgur, süt, yumurta, balık ve et.

Bu antioksidan kaynağı gıdalar sonbahar aylarında mutlaka beslenme alışkanlıkları arasına eklenmelidir. Örnek olarak; kahvaltılarda masaya yumurta ile birlikte tam tahıllı ekmek, maydanoz ve yeşilbiber konulmalıdır. Gün içerisinde ara öğünlerde bir çeşit meyvenin yanında küçük bir avuç kadar da ceviz ya da badem yenmelidir. Fakat tercih edilen meyvenin muhakkak mevsimine ait olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü tüm meyve ve sebzeler, insanları içinde bulundukları mevsimin hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.

Üşümemek için baharat tüketilmeli
Yazın sıcaklıklarından sonbaharın sert havalarına geçişte aşırı üşüme sorunu ortaya çıkar. Bu problemi önleyebilmek için karabiber, kekik, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar tüketilmelidir. Bu baharatlar, yemek sırasında kullanılamıyorsa çaylara katılabilir. Sonbaharda ayrıca ara öğünlerde küçük bir avuç badem, fındık, mandalina gibi meyveler de tercih edilmelidir. Haftada 2 kere balık, 1 kere de kuru baklagil tüketerek vücut performansı arttırılabilir.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için probiyotik şart
Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde önemli rol sahibi olan gıdalardan biri de probiyotiklerdir. Probiyotikler, mevsim geçişinin ve beslenmenin sebep olabildiği bağırsak problemlerini azaltmaya katkı sağlar. Bu nedenle probiyotik gıdaların özellikle sonbahar aylarında beslenme alışkanlığına eklenmesi gerekir. Yoğurt, kefir ve turşu ise önemli probiyotik kaynakları arasında yer alır. Kefir, sindirim sisteminde bulunan bakteri ve mikropların temizlenmesine yardımcı olur. Kefir ayrıca, antibiyotik özelliği taşırken, yüksek kalsiyum ve magnezyum içeriği ile kemik sağlığının korunmasına da destek olur.

Eski kaşar, salam sosis migreni tetikleyebilir

Küçükten büyüğe, gençten yaşlıya herkesin zaman zaman baş ağrısı şikayeti olur. Migren gibi kronik hastalığı olanlar için ise baş ağrısı hayatı kabusa çevirir. Oysa bazı detaylara dikkat etmeniz, baş ağrılarıyla baş etmenizde büyük fayda sağlar.

Düzenli yaşam, beslenme, uyku, aerobik egzersiz, masaj, yoga, kafein, omega-3, B2 vitamini ve magnezyum baş ağrılarına iyi gelir. Doğum kontrol hapları, kırmızı şarap, eski kaşar, işlenmiş şarküteri ve narenciye ürünleri ise migreni tetikler.

Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Nöroloji Bölümü Prof. Dr. Kamil Kadir Topalkara; dönem dönem herkesin sorunu olabilen baş ağrılarının nedenlerini, tedavi yollarını ve korunma yollarını anlattı:

Baş ağrısı, baş ve boyun bölgesinde bulunan ağrıya duyarlı yapıların değişik nedenlerle irritasyonu sonucu hissedilen ağrıdır. Ağrı; zonklayıcı, baskı şeklinde, sızlayıcı, patlayıcı, sıkıştırıcı, şimşek çakması gibi değişik tiplerde olabilir. Baş ağrısının bu özellikleri bize tanıda yardımcı olur.
Baş ağrıları iki ana gruba ayrılır: Primer baş ağrıları; migren, gerilim baş ağrısı ve küme baş ağrıları… Sekonder baş ağrıları ise enfeksiyon, tümör, kanama, hipertansiyon, dev hücreli arterit, glokom gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan ağrılardır.

Primer baş ağrılarının nedeni kesin olarak bilinmiyor. Migrenin damarlardaki genişlemeden kaynaklandığı düşünülse de ağrıyı başlatan neden net ortaya konulamıyor. Sekonder baş ağrılarının ise hepsinde altta yatan bir neden bulunuyor. Kafada bulunan ağrıya duyarlı yapıları etkileyen her türlü neden (enfeksiyon, kanama ya da kitle gibi) sekonder ağrıları başlatabiliyor.

HAYAT KALİTESİNE DARBE

Primer baş ağrılarında, ağrılar sıklıkla tekrarlar ve kronik olur. Hayati tehlike yaratmaz ancak iş gücü kaybına ve hayat kalitesinde bozulmaya neden olur. Bu hastalarda genelde ileri tetkiklere gerek yoktur.

Özellikle ileri yaşlarda (45-50 yaş üstü) yeni başlayan baş ağrılarında ise daha çok sekonder baş ağrısı olabileceği düşünülmeli ve bu olgularda görüntüleme yöntemleri ile ileri incelemeler yapılmalı. Ayrıca daha önceden migren gibi primer bir baş ağrısı tanısı olan hastada, ağrının karakterinin değişmesi ile birlikte sekonder bir baş ağrısının tabloya her zaman eklenebileceği unutulmamalı.

Sekonder baş ağrılarında uygun tetkikler ile neden saptanıp tedavi edilmezse, hayati tehlike veya kalıcı hasar olabilir. Örneğin; beyin zarlarının enfeksiyonu, beyin zarları arasına veya beyin dokusu içine kanama ya da beyin tümörü ölüm veya felç gelişmesine; dev hücreli arterit ise erken dönemde tanı konamazsa tek veya iki taraflı görme kaybı gibi ağır sonuçlara yol açabilir.

BAŞ AĞRISININ TİPİNE GÖRE TEDAVİ

Primer baş ağrılarında, ağrı sıklığına göre akut tedavi (ağrıyı geçirmeye yönelik) veya profilaktik tedaviler (ağrı ataklarını seyrekleştirmek ve şiddetini azaltmaya yönelik) uygulanır.

Akut atak tedavisinde; farklı ağrı kesiciler (oral, dil altı, damardan verilen preparatlar) ve maske ile verilen oksijen tedavisi seçenekleri vardır.

Profilaktik tedavilerde, oral preparatlar seçeneğinde, antiepileptikler, antihipertansifler, antidepresanlar kullanılabilir. Kronik migrende ve aşırı ilaç kullanımına bağlı kronik günlük baş ağrısı olan seçilmiş vakalarda ise botulinum toksini uygulanabilir.

MİGRENE BOTULİNUM TOKSİN

Migren tanısı olan hastada; profilaktik diğer tedavileri almasına rağmen, bir ayda 15 günden fazla baş ağrısı oluyorsa, kronik migren olduğu düşünülüp “Botulinum Toksin” tedavisi planlanabilir.

Sekonder baş ağrılarında ise neden saptanıp buna yönelik tedavi yapılmalı. Enfeksiyon ise uygun antibiyotik, kanama ise buna yönelik tedaviler, tansiyon düşürücü tedaviler, tümör gibi yer kaplayıcı lezyonlarda tümör çıkarılması, kafa içi basınç artışına neden olan durumlarda bu basıncı düşürmeye yönelik tedaviler, bağ dokusu hastalıklarında uzun süreli immün sistem baskılayıcı tedaviler önerilir.

ESKİ KAŞAR, SALAM VE SOSİS MİGRENİ TETİKLEYEBİLİR

Primer baş ağrılarından migrene karşı korunmak için bazı önlemler alınabilir. Düzenli yaşam, düzenli beslenme ve uyku, aç kalmama, ağrıyı tetikleyebilecek gıdalardan kaçınma (kırmızı şarap, eski kaşar, işlenmiş şarküteri ürünleri, narenciye ürünleri, monosodyum glutamat içeren yiyecekler gibi), stresten kaçınma bu önlemler arasında yer alır. Ayrıca kadınlarda, doğum kontrol hapları gibi hormon içeren ilaçlar migren baş ağrısını tetikleyebilir.

YOGA VE KAHVE BAŞ AĞRISINA İYİ GELİR

Düzenli yaşam, aerobik egzersizler, masaj, yoga, kafein (kahve) omega-3 yağ asitleri, B2 vitamini, magnezyum (özellikle menstrüel migrende) baş ağrılarına iyi gelir.

Dünyanın en iyi ve ucuz ilacı olmaya aday!

Son yıllarda doktorlar acı biberi romatizmal ağrıları dindirmek şekeri düşürmek ya da damar sertliğini önlemek amacıyla kullanmaya başladılar. 

Özellikle şeker hastalarının ayaklarında görülen yanma gibi ıstırapları dindirmede eşsiz bazı özellikleri nedeniyle bazı toplumların zaten binlerce yıldır ağrıyı dindirmek için kullandığı acı biber, güncel tıpta da hak ettiği yeri ve saygınlığı almaya başladı.

Acı Yemek Sağlıktır!
Acı biberin özü olan “capsaicin” beynin endorfin salgılamasına yol açar. Bunlar doğal ağrı kesicilerdir ve vücutta bir mutluluk-iyilik halinin oluşmasını sağlarlar. Sinirlerin yumuşaması ile salgılanan endorfin vücutta ağrı kesici etki yapar. Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı; Sürülerek uygulanan acı biber özü, romatizmal eklem hastalıklarına bağlı artrit, fantom ağrıları, tendonit, miyalji ve zonada kullanılmaktadır. Yine acı biber özü ile yapılan ağız yıkama solüsyonları ve burun spreyleri diş ağrısı, bronşit, astım ve migren için reçete edilmektedir. Burun spreyleri kronik burun akıntılarını durdurur hapşırma ve konjesyonu azaltır.

Acı biber, sindirime yardım eder, iştah açıcıdır ayrıca kanda şeker ve kolesterolü azaltır ve kanın pıhtılaşmasını engeller (Kanı inceltir). Dedi.

Acı Biber Dünyanın En İyi Ve Ucuz İlacı Olmaya Aday!
Dr. Bölükbaşı; Acı, şeker hastalığında görülen ayak yanmalarında çok yararlıdır, diyerek devam etti: Akşamları az miktarda yanan yerlere sürüldüğünde ilk üç gün önce yanmayı artırıyor gibi görülse de, uygulamaya devam edildiğinde yanmayı geçirir ve ferahlık sağlar.

Sedef hastalığında merhem şeklinde uygulama çok yararlıdır. İçerisinde bulunan C vitamini ve beta karoten maddeleri sayesinde acı biber vücuda direnç sağlar ve dayanıklılığı artırır. Bu sayede gribe karşı vücudu bir kalkan gibi koruma altına alır.

Yapılan araştırmalar sonucunda acı biberin trigliseritlerin düşmesinde önemli rol oynadığı görülmüştür. Tüm bu özellikleri ile acı biber, dünyanın en iyi ve ucuz ilacı olmaya adaydır.

Acı Biber Tüketin! Mikropları Öldürün!
Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Bölükbaşı; “Acı biberin içerisinde bulunan beta karoten, antioksidan ve C vitamini sayesinde vücudu kanser ve kalp krizine karşı da koruma altına aldığı yapılan araştırmalar ile ortaya konuldu, ” dedi.

Acı biber yenildiğinde vücutta dolaşımı hızlandırır. Bu sayede felç riskine karşı da koruma sağlar. Acı biberin midede mikropları öldürme özelliği vardır. Ülser gibi mide rahatsızlıklarına sebep olan mikropları öldürmek için acı biber tüketebilirsiniz. İştah açıcı özelliği herkes tarafından bilinmektedir. Bu dezavantaj gibi görünse de acı biberin metabolizma hızlandırma ve kabızlığı önleme etkisi daha fazladır. Bu sayede zayıflatıcı özelliği vardır. Ayrıca vücuttaki yağı yakma özelliği de bulunur. Lifli bir yapıya sahiptir. Gün içinde 1 tane yiyeceğiniz acı biber kabızlık sorununu önler.

Acı Biber Tüketirken Dikkat Etmeniz Gereken Husus!
Dr. Bölükbaşı; “Acı biber görüldüğü gibi birçok faydası bulunan bir besindir. Fakat her besin gibi aşırı tüketiminde bazı dezavantajları ortaya çıkmaktadır. Aşırı tüketildiğinde hemoroid ve ülser gibi hastalıkları tetiklemektedir. Acı biber esansından yapılan krem gibi ürünler de mutlaka hekim önerisi alınıp, kullanılmalıdır. Sınırlı ve düzenli şekilde kullanarak, siz de vücudunuzda mucizeler yaratmasına izin verebilirsiniz, ” açıklamasını yaptı.

Sabah yapılan egzersiz bel ağrısını önlüyor

Sporsuz geçirdiğimiz her gün, hayatımızda çeşitli rahatsızlıklara davetiye çıkarıyoruz. Bunlardan biri de bel ağrısı… Yaşam alışkanlıklarımız açısından duruş bozuklukları ya da yanlış yatak seçimi başta olmak üzere pek çok şey bel ağrılarına neden olabiliyor. Biz hayatımıza hareketi katmadıkça da problem giderek kronikleşiyor. Oysa her sabah yapacağınız basit egzersizlerle bunun önüne geçebilirsiniz. 

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, evde yapılacak egzersizlerin önemini anlatıyor…

Yataktan kalktıktan sonra esneme hareketleri yapın

Birine sorduğumuzda “bel ağrım yok” dese de, mutlaka her insan hayatının bir döneminde bel ağrısı çekiyor. Bunun çok çeşitli sebebi olmakla birlikte ilk akla gelen nedenleri; yanlış duruş ve oturuş bozukluğu, yanlış yatak seçimi, fazla kilo, sürekli oturarak ya da ayakta çalışmak… Bu yüzden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, bel ağrıları fizik tedavi ve rehabilitasyon aşamasına gelmeden önce, yataktan kalkar kalkmaz yapılacak esneme hareketlerinin bel kaslarına çok faydalı olduğunu söylüyor. Vücudu yukarı çeker gibi esneme egzersizi, ayakta iken kolları duvarda esnetme hareketleri gibi 7'den 70'e herkesin uygulayabileceği bu yöntemler, vücuda hiçbir şekilde zarar vermemekle birlikte zaman içerisinde daha esnek bir vücut formunun oluşmasına yardımcı oluyor.

Ağırlık kaldırmak kasları güçlendirir fakat…

Evde uygulanması en kolay yöntemlerden biri de ağırlık kaldırma egzersizleri… Böylece çalışan vücut kasları daha dayanıklı oluyor. Yalnız kas dayanıklılığını artırmak için yüksek kilolu ağırlıkların tercih edilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Nural Aydın, “Düşük kilolar ile set sayısı artırılarak egzersiz yapılması, daha sağlıklı sonuçlar alınmasına yardımcı olur. Düşükten kastımız kişiye göre değişeceği için, bir fizik tedavi uzmanı ile vücudun ihtiyaçlarına, ağrı noktalarına ve yaşa uygun bir egzersiz şeması belirlenmeli” diyor.

Su içmeden egzersize başlamayın

Egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli faktör; vücudun yeterli su miktarına sahip olması. Çok yorgunken ya da susuzken yapılan egzersizler, bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Dr. Nural Aydın, yanlış yapılan egzersizlerin, en çok kan basıncında değişikliklere neden olarak, tansiyon, şeker gibi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğini vurguluyor.

Bu Karın Ağrısı Ölüme Götürebilir!

Yemek sonrası bir anda ortaya çıkan şiddetli karın ağrıları, safra taşlarının habercisi olabiliyor. 

Karaciğerin ürettiği safrayı ince bağırsaklara taşımakla görevli safra yollarında oluşan veya safra kesesinden safra kanallarına düşen taşlar, tedavi edilmediği takdirde enfeksiyonlara ve sarılığa yol açabiliyor. Bu durum bazen hayati risk oluşturan tablolar ile karşımıza çıkabiliyor.

Memorial Hizmet Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Hakan Ümit Ünal, safra yollarında oluşan taşların sebep olduğu ciddi hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Karaciğerden bağırsağa uzanan safra yolunun fonksiyonu çok önemli
Safra yolları karaciğerin içinde çok ince kılcal kanalcıklar olarak başlar. Bu kanalcıklar birbirleri ile birleştikten sonra tek kanal halinde karaciğerin altındaki safra kesesine bağlanır. Yemek yeme ile birlikte safra kesesi kasılarak içindeki depolanmış safrayı karaciğer dışında kalan safra kanalı aracılığı ile ince bağırsağa akmasını sağlayarak sindirime yardımcı olur. Bu sistem içerisinde herhangi bir kısımdaki aksaklık karaciğer, pankreas, safra yolları ve safra kesesini ilgilendiren problemler ve sarılık ile karşımıza çıkabilir.

Sarılık ve kilo kaybı safra yolu kanseri habercisi olabilir
Her biri farklı şekilde ortaya çıkan çeşitli safra yolu hastalıkları bulunmaktadır. Safra kesesi ve safra yolu taşları en sık görülen hastalıkların başında gelmektedir. Safra yolu taşları genellikle yemek sonrası aniden ortaya çıkan şiddetli karın ağrıları ile kendisini belli etmektedir. Hastaların çoğu bu durumu mide ağrısı ile karıştırırlar, ancak mideye yönelik verilen tedavilerden fayda görmezler. Eğer taş safra kanallarına ilerlemiş ise idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ağrıyı takip eden bulgular olmaktadır.

Sarılık, karaciğer ve safra yolu hastalıklarının ilk belirtisi olabilir. Karın ağrısı yaşamadan sarılık ve kilo kaybı ile doktora başvuran hastalar safra yolu kanserleri akılda tutularak mutlaka ayrıntılı bir
değerlendirmeden geçmelidir. Safra taşları ERCP yöntemiyle ameliyatsız temizlenebilir.

Ölüme kadar götüren sonuçlar doğurabilir
Safra yollarında oluşan taşlar, tıkanma veya daralmalara yol açarak karaciğerden gelen safranın akımının bozulmasına neden olur. Bu bozulma karaciğer fonksiyonlarını da bozarak sarılığa, “kolanjit” adı verilen ciddi bir safra yolu enfeksiyon tablosuna ya da pankreas kanal ağzına doğru ilerleyerek pankreas kanalının tıkanmasına neden olarak pankreasın iltihaplanıp, ödemlenmesine neden olabilir. Bu tabloların neden olduğu ciddi hastalıklar ölüme kadar götüren sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle safra yollarında saptanan taş veya taşların safra kanalından mutlaka temizlenmesi gerekmektedir. ERCP adı verilen endoskopik yöntemle hasta ameliyat edilmeden tedavi edilebilmektedir. ERCP, standart bir endoskopi işleminden farklı olarak, ağızdan girilerek safra ve pankreas kanalı hastalıklarının tedavisini amaçlar. Hasta endoskopi pozisyonunda masaya yatırılarak sedasyon işlemi yapıldıktan sonra “duodenoskop” adı verilen özel endoskopi cihazı ile ağızdan girilerek işlem yapılır.

Onikiparmak bağırsağında safra kanallarının açıldığı nokta bulunarak özel teknikler ile bu bölge genişletilerek safra yollarında akışı engelleyen taşlar temizlenmektedir. ERCP, safra yolu taşlarının tedavisi yanı sıra; iyi huylu ve kötü huylu tümörlerin safra yollarında oluşturduğu tıkanma veya daralmaların açılmasında da kullanılmaktadır.