Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Jinekolojik kanserden korunmanın yolları!

Kadınların korkulu rüyası jinekolojik kanserlerden korunmanın ve tedaviden istenen sonucu almanın en etkili yolu teşhiste geç kalmamak! Erken teşhis ise ancak uygun taramalarla mümkün olabiliyor. Bu nedenle yıllık jinekolojik muayeneleri, ultrason, pap smear testi, menopoz sonrası gerektiğinde yapılacak biyopsiler, ailesel riski olanların tümör marker'larının yakın takibe alınması hayati önem taşıyor.

Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Söğütözü ve Kavaklıdere Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ömer Nicat Çobanoğlu, jinekolojik kanserlerden korunmada ve etkin tedavide en önemli faktörün erken teşhis olduğunu vurgulayarak uyarılarda bulundu:

EN ETKİN KORUNMA ERKEN TEŞHİS
Kadınlarda en sık görülen genital sistem kanserleri; rahim (endometrium), rahim ağzı (serviks) yumurtalık (over), dış genital organlar (vulva) ve hazne (vajen) kanseri olarak sıralanabilir. Endometrium kanseri, kadınlarda meme, akciğer ve kolorektal kanserden sonra en sık görülen kanserdir ve jinekolojik kanserler arasında ilk sırayı alır. Hazne (vajen) ve dış genital organlar (vulva) kanserleri; tüm kadın genital sistem kanserlerinin yüzde ikisini ve yüzde beşini oluşturur. Görülme sıklığında üçüncü sırada yer almasına rağmen yumurtalık (over) kanseri ölüm sebebi olmada ilk sırada yer alır. Ne yazık ki tüm yumurtalık kanserli olguların üçte ikisi ancak hastalığın ileri evrelerinde tespit edilebiliyor.

HASTAYA ÖZEL TEDAVİ
Jinekolojik kanserlerin tümünde, hastaya özel en uygun tedavi modeli uygulanmalı. Bunun için de hastalığın evresinin doğru belirlenmesi gerekir. Doğru yapılan evreleme, hastanın en doğru primer tedaviyi almasını sağladığı gibi hastalığın seyri ve takibi açısından da doğru tıbbi platformda kalınmasını sağlar. Evreleme sayesinde, tedavide doğru protokol uygulanması mümkün olur. Doğru evreleme, aynı zamanda cerrahi yaklaşımın seviyesi ve yeterliliğini sağlayabildiği gibi hastanın gereksiz agresif bir radikal yaklaşımdan korunmasını da sağlar.

DOĞRU EVRELEME ŞART
Gerek evrelemede gerekse uygulanan tedavilerin etkinliğinin takibinde, uzak metastazların saptanmasında, nükslere ait erken gözlemlerde kullanılan yöntemler büyük önem taşır. Bunun için de CT, MRI ve PET gibi görüntüleme yöntemlerinden yaygın bir şekilde yararlanılır.
Jinekolojik kanserlerin tedavisinde cerrahi yaklaşım, radyoterapi, kemoterapi veya immunobiyolojik seçenekler kullanılır. Tedavide, hangi seçeneğin veya hangilerinin öncelikli olarak kullanılacağına doğru karar vermek önem taşır.

CERRAH TECRÜBELİ OLMALI
Cerrahi yaklaşım; doğru insizyon (kesi) seçiminden başlayıp, laparaskopik girişim, robotik cerrahi, radikal cerrahi ve pelvik ekzenterasyona kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içerir. Cerrahi yaklaşımda, rutin jinekolojik operasyonlardakinden daha farklı bilgi, yetenek ve birikime sahip jinekolog onkologlara ve deneyimli merkezlere ihtiyaç vardır. Kanser cerrahisi, böyle ekipler tarafından ve yeterli altyapıya sahip merkezlerde yapılmalı

JİNEKOLOJİK KANSERLERDE RİSK FAKTÖRLERİ
Jinekolojik kanserler, riskler açısından kendilerine özgü kriterler içerir:

Serviks kanserinde; erken yaşta başlayan seksüel aktivite, çoklu partner ilişkisi, HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu en başta gelen risk artış nedenleridir. Ayrıca artan doğum sayısı ve sigara alışkanlığı serviks kanser olasılığını artırır.
Endometrium kanserinde; erken yaş döngüsel kanamalarının başlaması, ileri menopoz yaşı (52 yaş ve sonrası), kısırlık ve doğum yapmama (3 misli artırıyor) menopozal dönem öncesinde ve sonrasında karşılıksız (Progesteron olmaksızın ) östrojen kullanımı (altı misli arttırıyor), aşırı kilo (obezite) ve diyabet önemli risk faktörleri olarak gösterilir.

TİRYAKİLER RİSK ALTINDA!
Over kanserinde genetik profildeki yoğunluk (ailesel hikayede over, endometrium ve meme kanseri varlığı ), sigara kullanımı, kısırlık, genetik mutasyonların varlığı, pudra kullanımı görülme sıklığını arttırır.
Vajen ve vulva kanserlerinde ise HPV rolü ön plana çıkar.

İDEAL KİLONUZU KORUYUN AİLEDE VARSA DİKKATLİ OLUN
Jinekolojik kanserlerden korunmada bazı faktörlere dikkat etmek ve önlemler almak, bu hastalıkları tamamen engellemese de fayda sağlar:

Serviks kanserinde HPV aşılarının faydası tartışmasızdır. Kullanımda olan üçlü ve dörtlü kombine aşılara ilaveten 2015 yılından itibaren dokuzlu kombine HPV aşısı ABD'de kullanıma geçmiştir. Ayrıca sigara tüketiminden uzak durulması, B vitaminleri, B (beta) ve folat içerikli diyetler, serviks kanser riskini azaltıyor.
Endometrium kanserinin önlenmesinde ise; ideal vücut ağırlığını korumak, aşırı yağlı besinlerden uzak durmak ve karşılıksız östrojen kullanımından kaçınmak ilk uygulanabilecek tedbirler olarak öne çıkıyor.
Over kanserinde; ailesel profili riskli, genetik mutasyonlara sahip ( BRCA1, BRCA2 ) kadınlarda, doğurganlık tamamlandıktan sonra tüp ve overların alınması ile koruyucu ameliyat etkili oluyor.

DOĞRU ZAMANDA DOĞRU TEŞHİS OLMALI
Jinekolojik kanserlerden korunmada beslenme, yaşam tarzı gibi faktörler önem taşımakla birlikte en önemli korunma ve tedavi yöntemi erken teşhis! Hastalığın erken evrede tespiti hayati önem taşıyor. Ancak tedavi edilebilir evredeki teşhisler sayesinde kanser nedenli ölümler engellenebiliyor. Kadın genital sistem kanserlerinin erken evrede teşhis edilebilmesi ise ancak uygun taramalar ile mümkün olabiliyor:

Yıllık jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografinin yanında servikal sitolojik tetkik (pap smear) yaptırılmalı.
Menopoz sonrası oluşan, renginden ve miktarından bağımsız kanamalar incelenmeli, gerek görülürse endometrial biyopsiler (endometrium kanserinin erken evrede yakalanmasını sağlar) yapılmalı.
BRCA1 ve BRCA2 genetik mutasyona sahip kadınlardaki yüksek over kanser riski nedeniyle; 6 aylık ve yıllık transvajinal ultrasonografi ile CA 125, CA 19-9, alfa foto protein, CEA gibi tümör markerler yakın takibe alınmalı

BU TARAMALAR RADYASYON ALDIRMAZ HAYAT KURTARIR!
Poliklinik seviyesinde ayaktan tetkiklerin yapılabilmesi ve radyoaktif etkiye maruz kalınmaması sayesinde, aşağıdaki rutin taramaları rahatlıkla yaptırmak mümkün olabiliyor:

Rutin genital muayene ve transvajinial utrasonografi
Servikovajinal sitolojik tetkik (pap smear)
HPV tarama ve tiplemesi
Kolposkopik gözlem ve kolposkopik biyopsiler
Endometrial biyopsi

Kadın sağlığını tehdit eden noktalar

Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları, üreme çağı ve menopoz döneminde kadın sağlığını tehdit eden noktalara ve tedavilerine dikkat çekti.

Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Tonguç Arslan, menopozda hormon tedavisinin tedavi tipine, nasıl alındığına ve başlama zamanına göre farklı yararları ve yan etkileri olduğuna değinirken, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sertan Aksu yumurtalık kapasitesine bağlı olarak gebe kalabilme şansının 35 yaşından itibaren düşmesine, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ayşen Boza ise kadının üreme kapasitesinde azalma riski yaratabilecek her durum için üremenin korunması adına yumurtaların veya yumurtalık dokusunun saklanmasının önemine değindi.

Koç Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Selim Mısırlıoğlu da smear taramasının 21 ila 29 yaşları arasında 3 yılda bir yapılması ve taramanın 65 yaşından sonra bırakılması konularına vurgu yaptı.

Menopozda Hormon Tedavisinin Güncel Konumu

Dr. Tonguç Arslan - Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Hormon tedavisi, sıcak basmaları ve gece terlemeleri gibi yaşam kalitesini bozan menopoz semptomlarının tedavisinde halen en etkili tedavi yöntemidir. Women’s Health Initiative (WHI) çalışmasının üzerinden geçen 10 yılı aşkın sürede yapılan değerlendirmeler, menopozda hormon tedavisinin -tedavinin tipine göre (yalnızca östrojen ya da östrojen ve progesteron birlikte) nasıl alındığına ve başlama zamanına göre (erken veya geç menopozda)- farklı yararları ve yan etkileri olduğunu göstermiştir. Günümüzde anahtar nokta, tedavinin bireyselleştirilmesidir. Her kadına, yaşam kalitesini etkileyen menopoz şikayetleriyle koroner kalp hastalığı, meme kanseri, inme ve venöz tromboz gibi risk faktörlerini birleştiren bireysel bir kâr-zarar profili oluşturulması gereklidir. 50 ile 59 yaşları arasında sağlıklı kadınlarda hormon kullanımının riski düşüktür. Buna karşın, ileri yaşta başlanılan veya önerilenden uzun süre devam eden tedavi de yüksek riskle ilişkilidir. Yalnızca östrojen 7 yıl süreyle verilebilirken, östrojen ve progesteron beraber kullanımı, artmış meme kanseri riski nedeniyle 3-5 yılla sınırlıdır. Erken menopoza giren hastalar osteoporoz (kemik erimesi) ve kalp damar hastalığı açısından artmış riske sahiptirler ve menopoz şikayetlerini çok daha şiddetli yaşarlar. Bu nedenle bu kadınlarda doğal menopozun ortalama yaşı olan 51 yaşına kadar hormon tedavisi önerilir. Yalnızca vajinal şikayetler olduğunda ise düşük doz vajinal östrojen en etkili tedavidir.

Üreme Farkındalığı

Dr. Sertan Aksu - Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Kadınlar tarafından bilinmesi gereken en önemli fizyolojik değişikliklerden biri, yaşa bağlı olarak gebe kalabilme şansının azalmasıdır. Yumurtalık kapasitesi ve dolayısıyla gebe kalabilme şansı 35 yaşından itibaren düşmekte ve 40 yaşından sonra iyice azalmaktadır. 44 yaşından sonra kadının gebe kalabilme olasılığı ise ihmal edilecek kadar azalmaktadır. Yakın akrabalarında (anne, abla, teyze) erken menopoz olan ve yumurtalık kapasitesini azaltabilen kemoterapi, radyoterapi, yumurtalık cerrahisi gibi öyküsü olan kadınlarda yumurtalık kapasitesi ultrason ve gerektiğinde kan testleriyle değerlendirilmelidir. Bu, özellikle değişik nedenlerle gebe kalmayı daha ileri yaşlara erteleyen kadınlar için çok daha önemlidir.

Üreme Potansiyelinin İleri Yaşlarda Korunması İçin Yumurta Dondurulması

Dr. Ayşen Boza - Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Üremenin korunması, üremenin devamlılığını sağlayabilmek amacıyla yumurtaların veya yumurtalık dokusunun saklanmasıdır. Kadının üreme kapasitesinde azalma riski yaratabilecek her durum üremenin korunması için bir gerekliliktir. Dünyada bu konuda bilinçlenmeyi artırmak amaçlı birçok organizasyon yapılmaktadır, ancak yapılan anket çalışmaları hastaların ve hatta doktorların üremenin korunmasıyla ilgili yeterli düzeyde bilgiye sahip olmadıklarını göstermektedir. Ülkemizde ise elimizde veri olmamakla birlikte, üremenin korunmasıyla ilgili genel bilginin yetersiz olduğu aşikârdır. Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine veya azalmasına yol açacak tedaviler (kanser tedavileri, yumurtalık cerrahileri), yumurtalık kapasitesini azaltma riski taşıyan durumlar (genetik nedenler, ailede erken menopoz öyküsü, endometriozis hastalığı vb.) üremenin korunmasına yönelik önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Hastalık harici başka bir önemli neden ise sosyal nedenlerle doğurganlığın ertelenme isteğidir. Sosyal nedenlerle doğurganlığını ertelemek isteyen kadınlarda “yumurta dondurma”, üremenin korunması için çok önemli bir seçenektir. Daha önceden deneysel olarak kabul edilen yumurta dondurma, 2013'den bu yana artık deneysel değil, doğurganlığını korumak isteyen hastalara rutin olarak sunulması gereken bir yöntem olarak kabul edilmiştir. Başarı oranını etkileyen en önemli faktör, yumurta dondurulurken hastanın kaç yaşında olduğu ve kaç yumurtasının dondurulduğudur. Çözülen yumurta sayısı ve dondurma yöntemine göre her yaş için canlı doğum oranları farklıdır. Bugüne kadar yumurta dondurulması sonrasında 5.000'in üzerinde canlı doğum bildirilmiştir.

Rahim Ağzı Kanseri İçin Smear Testi

Dr. Selim Mısırlıoğlu - Koç Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Rahim ağzından alınan yayma -servikal smear, Pap smear veya servikal yayma olarak da bilinir- ile ilgili kurallar Dünya Sağlık Örgütü (WHO - World Health Organisation) tarafından düzenlenmiş ve 26 yıl boyunca uygulanmıştır. Ancak 2012 yılında Amerikan Kanser Cemiyeti (ACS - American Cancer Society) ve Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Birliği (ACOG - American College of Obstetricians and Gynecologists) arka arkaya yeni kılavuzlar çıkarmışlardır. Rahim ağzı kanseri artık HPV mikrobu tarafından oluşturulan ve cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Buna göre taramanın başlangıcı, tarama aralığı, taramanın kesilmesi ve özel durumlarda uygulanacak yöntemler belirlenmiştir. Smear taramasının başlangıcı 21 yaşından sonra olmalıdır. Tarama aralıklarının 21-29 yaş aralığında, 3 yılda bir olması yeterlidir. Daha sık alınması rahim ağzı kanserine karşı korunma olasılığını artırmaz. 30-65 yaş arasında ise smear tek başına yapılıyorsa yine 3 yılda bir, HPV testi ile birlikte yapılıyorsa 5 yılda bir tarama yapılması yeterlidir. HPV testiyle birlikte smear taraması kansere karşı korunmada daha duyarlıdır. Taramanın 65 yaşından sonra sonlandırılması konusunda tüm otoriteler fikir birliğine varmıştır. Daha ileri yaşlarda smear taraması gereksizdir. Gebelerde tarama ilk üç ayda yapılmalıdır. İlk üç ayda yapılan smear testinin gebelik kaybına yol açmadığı kanıtlanmıştır.

Mutlu menopoz dönemi için sihirli ipuçları

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özgür Öktem menopoz konusunda bilinmeyenlere dikkat çekiyor. Doç. Dr. Özgür Öktem “Menopoz, yumurtalık rezervinin yani barındırdığı yumurta hücrelerinin tükenmesi sonucu oluşur. Yumurtlama işlevi kaybolduğundan artık hasta adet göremez. 

Doğal menopoz yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak gelişir. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Ateş basması, hafıza zayıflığı, bilişsel fonksiyonlarda azalma ve cinsel isteksizliği menopoz belirtisi olarak söylemek mümkün. Menopoza geçiş döneminde ve sonrasında bazı metabolik değişimler olmaktadır.”

Gelişmiş ülkelerde doğal menopoz yaşının 51 ila 54 olduğunu söyleyen Doç. Dr. Özgür Öktem, az gelişmiş ülkelerde 40'lı yaşlarda kendini gösterdiğini belirtiyor.

Doğal menopozdan farklı olarak 40 yaşından önce kadınların erken menopoza girebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Özgür Öktem “Erken menopoza sebep olan faktörler doğal menopozdan farklı olduğunu belirtti. Bazı genetik hastalıklar (Turner sendromu, galaktozemi hastalığı, FMR-1 gen mutasyonları), kanser hastalarının maruz kaldığı kemoterapi ilaçları ve radyasyon tedavisi de yumurtalık dokusundaki yumurta hücrelerinin erken ve kitlesel ölümüne sebep olarak erken menopoza yol açabilmektedir. Ancak tüm bu sebepler erken menopoz olgularının sadece %5-10'nunu açıklar. Kalan %90-95 olguda sebep belirsizdir.

Aile öyküsü çoğu hastada mevcuttur. Anne ve anneannelerinde erken menopoz hikâyesi vardır. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Bu nedenle aile öyküsü bulunan genç kadınların yumurtalık rezervlerinin belirlenmesi amacıyla bu konuda uzman hekimlere başvurmaları önemlidir.

Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir. Ayrıca cerrahi müdahale sonucunda yumurtalıklardan birinin kaybı ve endometriosis hastalığı da menopozun daha erken gelmesine neden olan etkenlerdendir” dedi.

Doğal menopozun normal yaşlanmanın bir sonucu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Özgür Öktem sözlerine şöyle devam etti: “Genel vücut sağlığını olumsuz etkileyebilecek bazı değişimlerle beraberdir. Bunlar içinde kalp damar sisteminde yaşlanma ve buna bağlı kalp krizi riskinde artış ile kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz, menopozun getirdiği en önemli sağlık sorunlarıdır. Bunlara ek olarak ateş basmaları, hafızada zayıflama, zihinsel fonksiyonlarda azalma ve cinsel isteksizliğe de sebep olmaktadır.

Menopoza geçiş döneminde ve menopoz sonrası bazı metabolik değişimler olur. Kan yağlarında yükselme, karın bölgesinde yağlanmada artış, gizli şeker ve damar kireçlenmesi olarak bilinen ateroskleroza bağlı olarak kalp damar hastalığı riski artar. Menopoz öncesi kadınlarda kalp krizi ve buna bağlı ölüm erkeklere nazaran çok daha nadir görülürken menopoz sonrası risk artar ve 70 yaşından sonra erkeklerle aynı olur. Menopozun getirdiği bir diğer olumsuzluk kemik erimesidir.

Yoğunluğunu kaybeden kemik dokusu daha kırılgan hale gelir ve küçük bir travma ile kırıklar oluşabilir. Kalça kemiği, el bileği ve omurga kırıkları kolaylıkla oluşabilir ve sağlığı ciddi tehdit eder. Hem kalp hastalığı hem de kemik erimesi erken menopoz olgularında daha şiddetli seyreder ve mutlaka tedavi edilmelidir. Artık görevini yapamayan yumurtalık dokusunun kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormonunu üretememesi bu olumsuz tabloların ortaya çıkmasında en büyük paya sahiptir. Ancak ne var ki doğal menopozda yani 50'li yaşlarda gelişen menopozda östrojen hormonunun dışarıdan verilmesi kalp hastalığı riskini düşürüp düşürmediği hala tam netliğe kavuşmamıştır.

10 sene ve üzerinde östrojen kullanan hastalarda (hormon replasman tedavisi) yapılan çalışmalar göstermiştir ki kalp hastalığı, damar içi pıhtılaşma, pıhtı atması, inme ve meme kanseri riskinde artış olmaktadır. Kemik erimesi östrojen tedavisine çok iyi yanıt verir ve düzelir. Ancak östrojen tedavisi bırakıldığında tekrar eski düzeyine iner yani tekrar başlar. Tüm bu nedenlerle östrojene alternatif tedaviler geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Erken menopoz hastalarında durum farklıdır. Bu hastaların doğal menopoz yaşı olan 50 yaşına kadar hormon replasman tedavisi almaları gerekmektedir. Bu dönemde östrojen tedavisi kalp damar sisteminde erken yaşlanma, kalp krizi riski, ateş basmaları, kemik erimesine karşı koruyucudur.”

Gebelikte lazer epilasyon yapılır mı?

Önümüz yaz. Deniz ve havuz sezonu geldi. Anne adaylarının kafasında istenmeyen tüylerden kurtulma konusunda şüphesiz pek çok soru işareti var.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, gebelikte istenmeyen tüylerden kurtulma yöntemlerini ve risklerini anlattı:

LAZER METODU: Lazer epilasyon, tüylerdeki koyu pigmenti hedef alır ve termal ya da mekanik olarak kıl folikülüne hasar verir. Lazer epilasyonun gebelik süresinde kullanımının güvenli olup olmadığına dair yapılmış çalışma yoktur. Bu nedenle çoğu sağlık merkezi, işlemin fetüs üzerine etkileri hakkında bilgi olmadığı için kaçınılmasını önerir.

ELEKTRİKLE YAKMA / İĞNELİ EPİLASYON (ELEKTROLİZ): Bu yöntemin de fetus için güvenilirliği hususunda yeterli bilgi yoktur. Yine de elektroliz yaptırmayı tercih ederseniz ve bebeğinizi emzirmeyi düşünüyorsanız, son üç ay içinde göğüs bölgesine uygulama yaptırmayın. Gebeliğin sonlarına doğru karın bölgesi de hassaslaşacağından, bu bölgedeki tüyler için de işlem çok can yakıcı olabilir.

TERMOLİZ: Yüksek frekansa sahip elektrik akımı ile gerçekleştirilen iğneli epilasyondur. Diğer bir adı “flash iğneli epilasyon” dur. Akımın şiddetini cihaz otomatik olarak ayarlar, kullanıcı tarafından ekstra ayar yapılamaz. Aynı zamanda diatermi olarak da söylenebilir ya da radyofrekans, kısa dalga veya yüksek frekans şeklinde de.

Galvanik elektrolizde ise iletken olarak kimyasal maddeler kullanılır. İğne kıl köküne elektrik enerjisi aktarır ve kıl kökünün “sodyum hidroksit” üretmesini sağlar. SH ısınınca kıl kökü parçalanır. Yavaş, ağrılı ve yanıklara yol açabilen bir yöntemdir. Bu yöntem gebelikte önerilmez çünkü gebe ile cihaz arasında elektrik akımı dolaşır ve bebeğin etrafını çeviren amniotik sıvı yoluyla akım bebeğe de ulaşır. Çünkü amniotik sıvı elektrik akımını iletir. Bu nedenle galvanik işlem asla gebelik sırasında önerilmez.

AĞDA: Gebelik sırasında cildiniz dış etkenlere daha duyarlı ve reaksiyonel olabilir. Bu nedenle ağda öncesi ve sonrası antiseptik losyon kullanmayı unutmamak gerekir. İdeal koşullarda yapılırsa ağda hem ucuz hem de güvenilir bir yöntemdir.

KREM VE TÜY DÖKÜCÜLER: Tüy dökücülerde endişe yaratan husus; bunların içinde baryum sülfid tozu ve kalsiyum tiyoglikolat gibi kimyasalların bulunmasıdır. Ancak bunların kullanımı konusunun güvenli ya da zararlı olabileceği konusunda yapılmış çalışma bulunmamaktadır.
Herhangi bir kozmetiği uygulamadan önce cildinizin küçük bir alanına sürüp, tepki oluşup oluşmadığına bakın. Havayla temas edince keskin koku veren kimyasallar alerjik reaksiyon oluşturabilir.

TIRAŞLAMA: Gebelik esnasında uygulamak için en kolay alternatif olmasa da, jilet kullanarak tüylerin tıraşlanması hem ucuz hem de güvenilir bir yöntemdir. Üstelik eşinizin yardımıyla bu işlemi eğlenceli bir hale dönüştürebilirsiniz. İşlem sonrasında cildinizi yumuşak tutacak bir nemlendirici kullanmayı ihmal etmeyin. Üstelik E vitamini içeren nemlendiriciler tüylerin daha uzun sürede çıkmasına neden olarak tıraş yapma sıklığınızı da azaltır.

Kadınlar hakkında bilinmesi gereken 7 şey

Günümüzde, kadın cinselliği, daha seksi olma tüyoları internette karşımıza ne kadar sık çıkarsa çıksın “vajina” kelimesi hala bir tabu olarak kalmaya devam ediyor. Tabu olarak kalmaya devam ettikçe de eksik ve kulaktan dolma hatalı bilgilerle karşı karşıya kalmamak imkansız. Bu yüzden gerçekle masalı, kurguyla kanıtlanmış bilgiyi ayırt etmek önemli.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, vajina hakkında bilinmesi gereken yedi gerçek hakkında önemli bilgiler verdi.

VAJİNA KADINA AİT ÖZEL BÖLGELERDEN BİRİDİR
“Bazen kadının genital bölgesinden tümüyle vajina diye bahsedilmektedir. Gerçekte vajina sadece genital sistemin bir parçasıdır. Bu sistemin dış kısmı "vulva” adını alır. Vulva bölgesinde dış dudaklar, iç dudaklar, klitoris, kilitoral başlık, üretra ve vajina açılımlarını içerir.

Gerçekte vajina iç kısma aittir ve kadın üreme sistemine ait diğer organlarla devam eder.

KEGEL EGZERSİZLERİ SADECE ORGAZM KONUSUNDA İŞE YARAMAZ
Bu egzersizler, orgazma ulaşma problemi olan kadınlara yardımcı olduğu gibi pelvik kasları güçlendirerek istemsiz idrar ve gaz kaçırmaya da engel olur. Üstelik bu egzersiz idrar yapma esnasında yapıldığı için yeri ve zamanı yoktur. İdrar yaparken birkaç saniye idrarı tutup sonra devam etmek şeklinde yapılmaktadır. Aynı zamanda pelvik organların sarkması açısından çok önem taşır.

PROBİYOTİK DESTEKLER DENGENİZİ KORUMAKTA FAYDALIDIR
Probiyotikler, bilinen adıyla “dost bakteriler” vücudumuza zarar veren kötü bakterilere karşı popüler tedavi seçeneğidir. Bu bakteriler barsak enfeksiyonlarına, ishale karşı koruyucu ve sindirime yardımcıdır.

Bazı çalışmalar probiyotiklerin vajinal enfeksiyonlara özellikle de mantar enfeksiyonlarına karşı koruyucu olduğunu öne sürmektedir.

ENDİŞE EDİLMESİ GEREKEN AKINTILAR
Vajina kendi kendini temizleyebilen bir organdır ve bazı akıntılar doğaldır. Ancak akıntı aşırı, ağrılı ve kokuluysa mutlaka doktora gözükmek gerekir. Çünkü bazen basit bir mantar enfeksiyonu olabileceği gibi cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon belirtisi de olabilir.

SEKS VAJİNAL SAĞLIK İÇİN ÖNEMLİDİR
Kadın yaşamında gebelik, emzirme ve menopoz gibi farklı hormonal dönemler vardır. Bu hormonal değişikliklerin yansıması vajinada belirgindir. Özellikle hormonal değişimler özellikle östrojen eksikliği cinsel ilişkide ağrıya neden olur.

Düzenli seks yaşamı vajinanın ince ve gergin hal almasına mani olur. Ancak konforlu bir ilişki için kuruluğun önlenmesi şarttır. Bu hormonal destekle olabileceği gibi kayganlaştırıcılarla da sağlanabilir.

İYİ VE KÖTÜ BAKTERİLER
Normal olarak vajinada bakteriler bulunur. Bu bakterilerden bir bölümü zaten doğal vajinal ortamı devam ettirmek için şarttır. Fakat arada iyi ve kötü bakteriler arasındaki denge bozulabilir. Bu da kokulu akıntılara ve iritasyona neden olur.

Son zamanlarda sıkça kullanılan vajinal duşlar, ortamdaki yararlı bakterileri ortadan kaldırarak enfeksiyonu kolaylaştırmaktadırlar. Hele sabun ve genital bölge şampuanlarının sadece tüylü kısımlara uygulanması şarttır. Diğer bölgeler için su en güzel temizleyicidir.

KLİTORİS PENİSİN İKİ KATI…
Klitoris cinsel doyumu sağlayan 8 bin sinirin sonlanma noktasıdır. Uzmanlara göre bu sayı penistekinin iki katıdır. Klitoris vajinaya doğru uzanır ve G noktasıyla bağlantı kurar. Başka bir deyişle görünen kısım klitorisin sadece küçük bir bölümünü oluşturur. Çünkü içeri doğru bir ağacın kökleri gibi yayılım gösterir.“

Ani kilo kaybı ve halsizliğe dikkat

Kanser son yıllarda her iki kişiden birinin hayatına kendisi ya da bir yakını nedeniyle giriyor. Kanser türlerinin pek çoğunda ortak belirtiler; nedensiz kilo kaybı, geçmeyen halsizlik ile yorgunluk ve yüksek ateş olarak karşımıza çıkıyor ancak bu hastalık bazen sessizce de gelebiliyor. 

Ülkemizde her yıl milyonlarca kişiyi etkileyen kanserin başarıyla tedavi edilmesinde, erken teşhis ve doğru tedavi planlaması önemli rol oynuyor. Memorial Ankara Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Kübra Aydın, “kanser hastalığının tanı ve tedavisi ile korunma yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Vücudunuzun verdiği sinyallere kulak verin
Kanser, vücudun bir veya birden çok organ veya bölgesini etkileyen 200'den fazla hastalık grubunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Belirli bir doku veya organdaki hasarlı hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek, bir kitle veya tümör oluşturmasıdır. Kansere neden olan kesin bir etken olmasa da, kanser riskini artıran birçok faktör bulunmaktadır. Bu risk faktörlerinden en önemlileri; sigara, obezite, sanayileşmenin getirdiği bazı kimyasal maddeler, hareketsiz yaşam, UV ışınları ve bazı enfeksiyonlar olarak sıralanabilir. Birçok hastalığı taklit edebilen kanserin belirtileri de farklı hastalıkların belirtileriyle benzerlik gösterebilmektedir. Çoğu kanser türü oldukça sinsi ilerlemekte ve ancak son evrede belirti vermektedir. Bazı kanserler de bulundukları organa göre bulgularla ortaya çıkmaktadır. Bunların yanı sıra kanserin, hangi organa yerleşmiş olursa olsun, vücutta neden olduğu genel şikayetler de bulunmaktadır. Bunlar hemen her kanser tipinde görülen; halsizlik, ani kilo kaybı, iştahsızlık, ateş gibi belirtilerdir.

Düşük doz toraks tomografisi sigara içenler için hayat kurtarıcı olabilir
Kanserin erken teşhis edilmesi için yapılan taramalar sayesinde erken evrede tespit edilen çoğu kanser türü, hayati kayıplara neden olmadan tedavi edilebilmektedir. Yaygın olarak yapılan tarama testleri; serviks yani rahim ağzı kanseri için yıllık smear testleri, meme kanseri için yıllık mamografi, kolorektal kanserler için gaitada gizli kan, endoskopi, kolonoskopi, akciğer kanseri için düşük doz toraks tomografisi ve prostat kanseri için PSA testidir. Çok sık görülen bir kanser türü olan akciğer kanseri için yapılan düşük doz toraks tomografisi özellikle sigara içen veya akciğer kanseri açısından riskli grupta bulunan kişilere yapılması oldukça faydalı olan bir taramadır.

Kanser tedavisi kişiye özel planlanmalı
Kanser birçok bölümün işbirliğiyle, multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Medikal onkoloji, kanserin ilaçla tedavisi ile ilgili olsa da hastanın cerrahiye, radyoterapiye ya da başka bir bölüme yönlendirilmesinde de aktif rol almaktadır. Cerrahi yöntemler kanser için önemli birer tedavi seçeneğidir. Bununla birlikte radyoterapi de kanser tedavisinde başarılı sonuçlar elde etmenin anahtarıdır. Sistemik tedavi kısmını oluşturan; kemoterapi, akıllı ilaçlar ve son 5 yılın öne çıkan tedavi yöntemi immunoterapi de tedavide oldukça önemlidir. Tedavilerin kanser türüne ve evresine göre farklı uygulanması gerekmektedir. Bazı hastalarda tam iyileşmenin amaçlandığı küratif denilen tedaviler, bazı hastalarda ise sadece palyatif yani hastanın sağ kalım süresini uzatmaya ve kansere bağlı şikayetlerini azaltmaya yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Kanserle mücadelede en önemli nokta, tedavinin kişiye özel olarak planlanması ve uygulanmasıdır.

Tedavi başarısında psikolojik desteğin etkisi büyük
Tedavide başarılı sonuçlar elde etmek için medikal uygulamaların yanı sıra; hasta ve hasta yakınlarının olumlu düşünmeleri ve tedaviden vazgeçmemeleri de büyük önem taşımaktadır. Kemoterapi sonrası bulantı kontrolünde bile hasta psikolojisi çok önemlidir. Örneğin; “beklenti bulantısı” oldukça sık görülmektedir. Bu durumda hasta hastaneye gelip kemoterapi aldığında midesinin bulanacağını düşündüğü anda daha hastaneye gelmeden bulantı yaşamaktadır. Psikolojik destekle hastanın ve hasta yakınlarının tedavi sürecine olumlu yaklaşması, tedaviden vazgeçmemesi, tedavinin devamlılığına ve başarılı olmasına büyük katkı sağlamaktadır. Kanser tedavisinde başarıyı olumlu yönde etkileyen bir diğer etken, hasta-hasta yakını ve onkoloji ekibinin iletişiminin kuvvetli olmasıdır. Doktorun hastanın merak ettiği tüm soruları cevaplandırması, tedavi süresince nelerle karşılaşacağını anlatması hastanın tedaviyi daha çok sahiplenmesini sağlamaktadır.

Akdeniz tipi beslenmeye özen gösterin
Kanser, sağlıklı yaşam kurallarına uyulduğu sürece önlenebilir bir hastalıktır. Kanserden korunmak için dikkat edilmesi gerekenlerin başında, dengeli beslenmek ve hareketli bir yaşam tarzına sahip olmak gelmektedir. Bu amaçla; Akdeniz tipi beslenme alışkanlığının kazanılması önemlidir. Kırmızı eti azaltıp haftada 2 porsiyonla sınırlamak, daha çok balık, zeytinyağlı yemekler ve sebze yemekleri tercih etmek, meyve, baklagiller, süt ve süt ürünlerinden zengin bir beslenme programı oluşturmak gerekmektedir. Günde en az yarım saat hafif tempolu yürüyüş gibi egzersizlerle hayata hareket katılmalıdır. Bunların yanı sıra sigaradan tamamen uzak durulmalı, alkol tüketimi ise sınırlandırılmalıdır. Enfeksiyonlardan, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan ve güneşin zararlı etkilerinden korunmak için önlem alınmalıdır. Güneşten çok daha zararlı olan solaryumdan ise kesinlikle kaçınmak gerekmektedir.

Güçlü kadınları yürüyüşünden tanırsınız!

Kim, sırtını güvendigi bir omuza yaslama imkani varken, omuz omuza carpismaya ya da sicacik bir kucakta huzur bulabilecekken kendini ateşlere atmaya gönüllü olur?Gördüğünüz o güçlü kadınların kaçı yaradılıştan güçlü, kaçı hayatın içinde tek basina dimdik olmaya mecbur bırakılmıştır acaba?

Onları bir çırpıda tanımak, en kalabalık ortamda bile çok zor değildir. Duruşları farklı, bakışları kendinden emindir. Yüzlerinde hüzünlü bir gülümseme, bazen de tüm acılara inat kahkahaları vardır. Sorumluluk, insana kudretli olma zorunluluğunu da yanında getirir. Hepsinin ortak yanı yorgun ve (d)üzgün kadın olmalarıdır.

Rimellerini silip, saçını başını düzeltip, yüzüne gülümseme maskesini takmakta üzerlerine yoktur. İçinde fırtınalar kopsa da belli etmemek onlar için hayat oyununun en kolay sahnelerindendir.Çünkü provasını en çok yaptıkları bölüm buralarıdır.

Farklıdır ve her şeyin farkındadırlar bu kadınlar. Kendisine kur yapıldığını, yalan söylenildiğini, kandırılmaya çalışıldığını ve çok sevildiğini anlaması hiç zor değildir. Bilir kimin onu sevip sevmediğini. Değersizliğini hemen fark eder, ardına bakmadan kaçmışlığı çoktur. Artık ne istediğinden çok ne istemediğini daha iyi bilir ve bunu hemen ayırt etmesi de hiç zor olmaz.
Bu kadınların en güzel tarafı, sevildiğini hissettikçe güzelleşmeleridir. Sevildikçe sevmeyi çok iyi becerebilir ve hiç kimsenin sevemeyeceği kadar güzel severler. Şefkatleri sıcacıktır.

İyi ki varlar hayatlarımızda.Varlıkları rahatsız etmez ama yoklukları çok rahatsız edicidir.İş hayatının tuttuğunu koparanları,her soruna hızlı çözüm getirenleri ve fedakar annlerdir aynı zamanda.

Bu kadınlar kendilerini güldüren soylu ve ciddi adamları severler, soytarıları değil. En sık duydukları söz “Seni taşıyan erkek zor bulunur."dur. Ağır gelen dürüstlükleri, mertlikleri, kariyerleri, beceriklilikleri ve zekalarının toplam hacmidir oysa ki! Güçlü kadınların aklında ve beyninde olabilirsiniz ama kalplerinde hele gözbebeklerinde olabilmeniz güçtür. Vaatlere karınları toktur. Canına okuyanlar çok olduğundan hariçten gazel okuyanlara eyvallahları zerre yoktur.

"Zor kadın” da diğer tanımlamaları… Zor, bir şeyin nasıl olduğunu bilmemektir. Bir erkek için ütü yapmak, bir kadın için tır kullanmak neden daha zordur? Çünkü ne yapacaklarını bilmezler, tecrübeleri yoktur. Zor, bu yüzden ne/nasıl olduğunu bilmemek haline denilir. İşte bu kadınların dünyaları ve dillerini bilen az olduğundan" zor kadın" olarak çıkmıştır adları. Doğru aslında ama tanımda bir kelime eksik… Koca hayatlarını ortaya koyunca “zor hayatlı kadınlar” denilmesi daha hakkaniyetli olur.

Ne kadar zorsa o kadar kırılmıştır, ne kadar ağır başlı ise o kadar hayalleri yıkılmıştır.
Yüreklerine mangal demek hafif kalır. Koca bir yanardağ gibidir cesaretleri ve dürüstlükleri. O yüzdendir ya şaklabanlar tarafından sevilmemelerinin nedenleri. Çünkü onlar rol yapanları hemen anlarlar ve oyuna uymaz, oyunun kurallarını öğretirler.

Didem Tınarlıoğlu
Bu kadınların en sert görünen taraflarının yanında merhametleri koca bir dağ gibidir. İnsan neyin eksikliğine zaaflı ise işte bundandır. Omuzlarından öpülmelidirler, yılların yükünü hafifletmek için.

Sevmekten vazgeçmeyi çoktan öğrenmiştir bir kısmı, soğumuştur kalbi. Kırılmaktan, hayal kırıklığına uğramaktan “aşk yok” derken gözlerini kaçırdığını fark ederseniz, anlarsanız kendisinin bu yalana inanmadığını. İçindeki umudunu söylemeyecek kadar gururludur da, kolay kolay almazlar yüreklerine kimseyi. Varla yok arası duvarları vardır. Yaş onlar için sadece bir sayıdır. Çoğu yetmiş yaşına üç kere gidip gelmiştir. Yalnızlığın asaletine inanarak avuturlar kendilerini. Mutlu aileleri gördükçe içlerinin sızladığını hissedemezsiniz. Gülümseyerek bakar aşık çiftlere, içinden dua ettiğini bilemezsiniz!

Bu kadınları üzebilirsiniz ama yıkamazsınız. O bilir ne zaman gideceğini, ne kadar kalacağını.
Sorsan bu kadınlara güçlü olmayı sen mi istedin diye? Güçlü değil" pamuklara sarılmış mutlu kadın olmak varken, deli misin sen neden isteyeyim ?“ diye gülümser ve ardına bakmadan gülümseyerek gider.Karışır kalabalığın içindeki yalnızlığına.

Yürüyüşünden tanırsınız…

Göğüs, Mesane ve Kolon Kanserinde Risk Altında Mısınız?

Yapılan sor araştırmalarda; 40 ila 74 yaşları arasındaki kadınların 47%‘sinde “mamografik olarak yoğun” göğüs dokusuna rastlanmıştır.

Neden bir insanın kansere yakalanırken diğerinin yakalanmadığını asla tam olarak bilemeyecek olsak da, araştırmalar açıkça göstermektedir ki, belirli risk faktörleri hastalığa yakalanma ihtimalinizi arttırabiliyor.

Risk faktörleri, diyet ve egzersiz gibi kontrol edebildiğimiz şeyler ve genetik ve yaş gibi kontrol edemediğimiz şeylerden oluşur. Yani, kontrol edebileceğiniz risk faktörlerini bilmek ve onardan sakınmak veya bunları tamamen yok ederek belirli kanserlere yakalanma riskini azaltmak temel metottur.

“Tıpkı annem ve anneanneme benziyorum ve her ikisi de göğüs kanserine yakalanmışlardı. O halde, ben de göğüs kanseri olacağım.” Bu efsaneyi daha önce duydunuz mu? Bu tamamen yanlıştır. Fiziksel niteliklerinizi etkileyen genler göğüs kanseri riskinizi etkileyenler ile aynı genler değildir. Bu cümle, göğüs kanseri ve genler ile ilgili birçok efsaneden sadece bir tanesidir.

Konu göğüs kanser riski olduğunda, muhtemelen aile tarihçesi ve genetikten bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Fakat göğüs yoğunluğunu duymuş muydunuz? Geçmişte yoğunluğa dikkat etmediyseniz, şimdi başlamanın zamanıdır. Güncel çalışmaların birinde, 40 ila 74 yaşları arasındaki kadınların 47%'sinde “mamografik olarak yoğun” göğüs dokusuna rastlanmıştır. Yoğun göğüs dokusu, mamogramlarda tümörlerin belirlenmesini daha zor hale getirebilmektedir. Ve aşırı yoğun doku, göğüs kanseri oluşturmada kendi başına bir risk faktörü de olabilir.

Mesane kanserinde kişisel riskinizi nasıl azaltırsınız…
Yaşla ile birlikte bilgelik gelir, deneyim gelir ve ne yazık ki bunlarla birlikte daha yüksek bir mesane kanseri riski de gelir. Tabii ki, mesane kanseri her yaşta olabilir fakat yaşlı erkelerde daha sıktır ve genç erkek ve kadınlarda çok daha nadirdir. Zaman, zararlı kimyasalların sisteminizde işlem görmesi için daha fazla şans tanır. Bu kimyasallar, vücudunuzu terk etmeden önce idrar kesesi içerisindeki ürede toplanır.

'Şaşırtan Bağ’: Sigara ve Mesane Kanseri…
Ulusal Sağlık Enstitüsü'ne göre, birçok insan, idrar kesesi yani, mesane kanserinin tek ve en önemli faktörünün tütün kullanmak olduğunun farkında değildir. Sigara içmekten kaynaklanan toksinlerin vücuduna girmesinin etkisi çok fazla ilgi çekmiştir, ancak bu toksinlerin vücuttan nasıl atıldığına fazla ilgi gösterilmemiştir. Sigaradaki kanserojen maddeler vücudu idrar yolu kanalıyla terk ederler.

Kolon Kanseri Riskinizi %45 Azaltmak için PESKO VEJETERYAN Diyet En İyi Çözüm!!!
Araştırmalar, yediklerinizin kalınbağırsak kanserine yakalanma riskinizde oldukça büyük bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Şimdi, yeni bir araştırma, çoğunlukla meyveler, sebzeler ve orta miktarda balıktan oluşan bir diyetin kalınbağırsak kanserine karşı en fazla korumayı sağlıyor gibi göründüğünü söylemektedir. Çalışma, bu pesko-vejeteryan diyete devam edenlerin kalınbağırsak kanseri olma riskinin, menülerinde et bulunan kişilerdeki kalınbağırsak kanseri görülme riskinden 45% oranında daha az olduğuna işaret etmektedir.

Yaz hamileleri için sağlıklı tatil tüyoları

Yaz ayları birçoğumuz için yılın en güzel aylarıdır. Bu ayları hamile olarak geçirdiğiniz için çok şey kaçırdığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama hamile olduğunuz için güzel tatil günlerinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz. 

Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir: “Doktorunuzun tavsiyelerine uyarsanız ve dikkatli olursanız sizin de yaz aylarınız yılın en güzel zamanları olarak geçebilir” diyor.

Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, yaz hamileleri için önerilerde bulundu…

1. Açık renkli kıyafetler giyin
Giysi olarak mutlaka sentetik olmayan kumaşlardan yapılan, pamuklu ve ısıyı yansıtan açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Gebelikte vücut ısısının yükselmesi ve efor kapasitesinin azalması terlemeyi artırır. Terlemeye bağlı ciltte oluşabilecek sorunları sık duş alarak ve doktor önerisiyle kullanılan kremlerle gidermek de mümkündür.

2. İç çamaşırınız pamuklu olsun
Gebelikte vajinal enfeksiyonlar sıklıkla görülmektedir. Bu durum yaz aylarında daha da çok ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde genital bölgenin kuruluğuna dikkat edilmeli, pamuklu iç çamaşırı kullanmalıdır. Pamuklu, cilde nefes aldıran kıyafet seçimi; anne adaylarını cilt mantarları ve genital mantardan korur. Günlük pedler kullanılmamalı; sıkı, dar ve hava aldırmayan kıyafetler tercih edilmemelidir. Bunların yanı sıra düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve güçlü bir bağışıklık sistemi de her türlü enfeksiyonla mücadele etmede önemli faktörlerdir.

3. Yüksek koruma faktörlü kremleri tercih edin
Gebelik döneminde değişen hormon seviyeleri, ciltte de bazı değişikliklere yol açar. Gebelikte en çok karşılaşılan cilt problemlerinden biri ciltte görülen renk değişiklikleridir. Alın, burun, yanaklar ve çenede görülen lekeler genellikle doğum sonrası kaybolur. Güneş ışınları ve gebelikte salgılanan hormonlar nedeniyle ortaya çıkan lekelerden korunmak için yüksek koruma faktörlü kremler tercih edilmeli, güneşin yoğun ve ışınlarının dik olduğu saatlerde açık havada bulunulmamalı, gölge alanlar tercih edilmeli, bol kıyafetler giyilmeli, şapka ve gözlük kullanılmalıdır.

4. Molalarda veya uçakta yürüyün
Yolculuk sırasında 1.5-2 saatte bir mola verilmeli, molalarda 5-15 dakika yürüyüş yapılmalıdır. Bu sayede bacaklarda ödem ve bacak toplardamarlarında kan pıhtılaşması ihtimali minimuma indirilir. Ayrıca uzun seyahatlerde pıhtı oluşumunu engellemek için varis çorabı kullanılmalıdır. Gebelerin uçak ile seyahatinde bir sakınca yoktur. Yalnız 34 haftadan büyük gebelerin doktor raporu olsa bile, bazı havayolu şirketleri seyahatlerine izin vermeyebilir. Bu hamilelerin şehir içinde veya arabayla gidilebilecek mesafede tatil yörelerini tercih etmeleri tavsiye edilir.

5. Emniyet kemerinizi asla çıkarmayın
Anne adayları hangi taşıtla seyahat ederlerse etsinler yolculuk sırasında mutlaka emniyet kemeri takmaları gerekiyor. Emniyet kemerini bağlarken karnınızın üstünden değil altından geçmesine ve kalçalarınız hizasında olmasına dikkat edin. Eğer emniyet kemerinizi tam karnınızın üzerinden geçecek şekilde takarsanız; olası bir kaza durumunda oluşacak şiddetli basınç bebeğin plasentasının erken ayrılmasına sebep olabilir. Ayrıca emniyet kemeri omuz kısmı bağlandığında tam göğüs arasında olmalıdır. Kemerin boyun hizanızda olması tehlikelidir.

6. Ayaklarınızı soğuk suya sokun
Şişmiş veya terlemiş ayaklarınızı ihtiyaç duyduğunuz zaman bir leğen dolusu soğuk suya sokun. Suya damlatacağınız birkaç damla nane yağı ise ayaklarınızın daha da serinlemesini sağlar.

7. Sudan çıktıktan sonra mayonuzu mutlaka değiştirin
Anne adayının düşük ya da erken doğum tehlikesi yoksa gebelik döneminde deniz ve havuza girmesinde sakınca yoktur. Ancak gebelik dönemi dışında da havuz kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının daha sık görüldüğü unutulmamalıdır. Sudan çıktıktan sonra mayo veya bikini mutlaka değiştirilmelidir. Çünkü gebelerde sık görülen mantar enfeksiyonu, ıslak mayo veya bikini ile beklendiğinde, genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak daha sık karşımıza çıkar ve tedavisi için ilaç kullanmak zorunda kalınabilir.

8. Denize girerken böcek ısırmasına karşı dikkatli olun
Günün erken saatlerinde ve deniz suyunun temizliğine güvenilen yerlerde denize girmeye özen gösterin. Denize girerken, güneş yanıkları ve lekeleri, böcek ısırmaları ve düşmelere karşı da dikkatli olun. Ayrıca günün diğer saatlerinde de sinek ve böcek ısırmalarına karşı gerek sprey, sinek kovucu, kapı ve pencerelere takılan sineklikler, gerekse uzun kollu kıyafetler ile kendinizi mümkün olduğunca korumaya çalışın.

9. Çiğ sebzelere temkinli yaklaşın
Anne adayı; öğünlerinde çiğ sebze ve meyveleri tüketirken iyice yıkanmış, etlerin iyi pişmiş olduğuna dikkat etmelidir. Yöresel yemekleri yerken temkinli olunmalı, mümkünse iyice emin olunmayan besinler tüketilmemelidir. Beslenme programı tatil haricindeki gibi devam etmelidir. Açık yiyecek ve içeceklerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

10. Kusma ve ishali ciddiye alın
Yaz aylarında dışarıda yenilen gıdalara bağlı olarak gıda zehirlenmeleri daha sık olabilir. Bu nedenle gebelikte daha dikkatli olunmalıdır. Bulantı, kusma, ishalle kendini gösteren besin zehirlenmeleri, ateşli durumlar, dinlenmeyle geçmeyen kramplar, baş ağrıları dikkate alınmalıdır. Bu gibi şikayetlerde hemen en yakın doktora veya merkeze başvurmalı ve özellikle sıvı açığı oluşmaması için hekimlerin önerileri doğrultusunda tedavi olunmalıdır.

Çalışan hamileler işe servisle mi gitmeli?

Yüksek tempolu ve çok yorucu bir işi olmayan anne adayları, gebeliklerinin son haftalarına kadar rahatlıkla çalışabilirler. Ancak iş yerine gidiş-gelişlerde araba kullanmak yerine eğer imkanları varsa servis araçlarıyla seyahat etmeleri sağlık ve konforları açısından daha iyi olacaktır.

“Hamilelerin iş yerine servis, toplu ulaşım araçları veya eşleri tarafından kullanılan özel araçla gitmeleri en idealidir” diyen Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, çalışan anne adaylarının hamilelik sürecini sağlıklı geçirebilmeleri için önerilerde bulundu:

BABET DOĞRU BİR SEÇİM DEĞİL

Anne adayları; iş ve günlük hayatlarında vücuda oturmayan, rahat hareket etmelerini sağlayacak hafif ve bol kıyafetler tercih etmelidir. Özellikle terlemeyi artıran sentetik kumaşlar yerine daha sağlıklı olan pamuklu kumaşlar tercih edilmelidir. İç çamaşırlarında da buna dikkat etmeliler. Bu dönemde ayakkabı seçimi de oldukça önem taşır. Babet gibi topuksuz veya yüksek topuklu ayakkabılar sıklıkla bel ağrılarına sebep olabileceğinden alçak topuklu ayakkabılar anne adayının çalışma ortamındaki rahatı için daha doğru olacaktır.

OFİSİNİZ İYİ HAVALANDIRILMIŞ OLMALI

Anne adayının çalışma ortamının aydınlık ve iyi havalandırılmış olması çok önemlidir. Direkt klimaya maruz kalmayan bir bölümde rahat bir koltuğun olduğu ve dirseklerin 90 derecede durabileceği yükseklikteki masalar kullanılmalıdır. Uzun süre dinlenmeden çalışmak kaslarda ağrıya ve dolaşım sisteminde bazı problemlere yol açabilir. Belli aralıklarla verilecek molalarda basit kol, bacak ve boyun hareketleri faydalı olur. Sürekli oturarak çalışan anne adaylarının 2 saatte bir kalkıp 10 dakika ofis içinde dolaşmaları, dolaşım sistemlerini rahatlatmaları açısından önemlidir. Mümkünse işe servisle gidip gelmek, öğle saatlerini ‘şekerleme’ yapmak için kullanmak, işini bir an önce bitirip geri kalan zamanını istirahat için harcamak veya işyerinden erken çıkma seçeneğini kullanmak da anne adayı için çözüm olabilir.

ARABA KULLANMAK YERİNE SERVİSE BİNİN

İş yerine servis, toplu ulaşım araçları veya eşiniz tarafından kullanılan özel araçla gitmek en idealidir. Aracı kendiniz kullanıyorsanız emniyet kemeri kullanımına özen göstermelisiniz. Tansiyon ve kan şekeri düşme eğiliminin ortaya çıktığı durumlarda araç kullanılması önerilmez. Hamileliğin ikinci yarısından sonra anne adaylarının araç kullanımında daha yavaş seyreden trafikleri tercih etmeleri önemlidir. 32'nci haftadan sonra kısa mesafeler hariç anne adayının araç kullanması istenmez.

EVDE YÜRÜYÜŞ VE BASİT EGZERSİZLER YAPIN

Çalışan ve günün önemli bir kısmını ayakta geçiren hamileler, evde ayaklarını ve bacaklarını yüksek bir noktaya kaldırarak dinlenmelidirler. İş sonrası evde basit yürüyüş veya temel egzersiz hareketleri ile toplardamarlardaki kan akışını düzenleyecek hareketler yapmaları önerilir. Haftada 2-3 kez yüzme, her gün en az 20 dakikalık tempolu yürüyüşler ya da germe-gevşeme egzersizleri; hem anne adayının kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, hem de doğuma iyi bir hazırlık olmaktadır. Gece yatmadan alınan ılık bir duş; anne adayını rahatlatarak düzenli bir uykuya geçişi sağlar.

Bu dünyadaki en güçlü duygu: Anne sevgisi

Bir anneler günü daha geldi. Annelerimizin yerini hiç kimse, hiç bir şey tutamıyor. Çünkü dünya üzerindeki hiçbir duygu, anne sevgisi kadar güçlü ve içten değil. Peki, anne sevgisinin oluşması ve gelişimi nasıl yaşanıyor? 

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'den Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı annelik sevgisini oluşturan ve benzersiz kılan özellikleri açıklıyor…

Bir çocuğa sahip olmak, kalbini dışarıda taşımak gibidir… Anneler tüm zaman ve enerjilerini çocuğunun bakımı için vermeye hazırdır. Bir başkası için asla yapmayacağı birçok şeyi çocuğu için hiç düşünmeden yapar. Bebeğini besleyebilmek için uykusuz kalabilir, bir yılda binlerce defa çocuklarının altını değiştirebilir. Çocuğuyla ilgili istenmeyen bir tehlike söz konusu olduğunda hiç düşünmeden onu korumak için kendini feda edebilir.

Anne sevgisinin benzersizliği sadece edebiyat yazarlarını büyülememiştir, aynı zamanda bilim adamlarının da merakla araştırdığı bir konu olmuştur. Peki, anne sevgisinin oluşmasını destekleyici sebep ve gelişimler nelerdir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı, annelik sevgisini oluşturan ve benzersiz kılan özellikleri açıklıyor.

Anne sevgisinin oluşması hamilelikle birlikte başlıyor. Bu dönemde yaşanan önemli hormonal değişimler anneyi, doğumdan sonra bebeğine bağlanıp onu koruması için hazırlıyor. Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükselmeye başlıyor. Böylelikle bir anne adayı, bebeğine olan bağını henüz daha ona hamileyken güçlendiriyor. Onunla konuşarak, göbeğini severek, ona kendi sevdiği bir ninniyi söyleyerek aralarında bağ oluşmaya başlıyor.

Bağlanmada etkili olan diğer bir hormon ise, doğum sancılarının arttığı son evrede salgılanan endorfin hormonudur. Endorfin, insan bedeninin doğal olarak ürettiği bir ağrı kesicidir ve morfin gibi sakinleştirici etki yaparak doğumu kolaylaştırır. Çocuk dünyaya geldiğinde yaşanan sancılar bir anda unutulur, çünkü endorfin hormonunun seviyesi doğumdan sonraki ilk saatlerde hâlâ yüksektir. Anne, doğumdan sonra bebeğini kucağına aldığında, ona dokunarak iletişim kurduğunda ve emzirmeye başladığında bağlanma ve sevgi hormonu olan oksitosin yüksek seviyede salgılanmaya devam eder.

Araştırmalar, tek başına hormonların anne sevgisinin oluşmasında yeterli olmadığını göstermiştir. Bağlanmayla birlikte güçlenen anne sevgisi, duygusal ve fiziksel yardıma muhtaç dünyaya gelmiş bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşulları sağlıyor. Fakat bu duygunun gelişmesi için anne-bebek arasındaki iletişim ile bedensel dokunsal bağlanmanın sağlanması gerekiyor.

Anne sevgisini benzersiz kılan diğer bir özellik ise, bu sevgi sayesinde annelerin algılarının daha güçlü ve keskin olmasıdır. Örneğin bir anne, gece uykusundayken bile bebeğinin en ufak bir kıpırtısında uyanır ve onun ihtiyacını karşılar. Bir kadın için çocuk sahibi olmak ve anne sevgisini yaşamak, bağımlılık yaratan bir ödül etkisindedir.

Sağlıklı ilişkilerin temeli, anneyle kurulan bağın niteliğine bağlı
Peki, güçlü ve sağlıklı anne sevgisi alan bir çocuğun hayatında neler yaşanıyor? Anne sevgisi ve onunla kurulan güvenli bağ, bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturduğunu belirten Bombacı, “Anne sevgisinin derecesi, bir çocuğun sosyal iletişim becerileri, empati kurabilme yeteneği ve hatta ileride karşı cinsle yaşayacağı romantik ilişkinin niteliğini bile etkileyebiliyor. Uzun sureli ve ciddi ilişkileri yaşamakta zorlanan yetişkinlerin klinik öyküsüne bakıldığında, çocukluk döneminde güvenli bir anne-çocuk bağı yaşamadıklarına rastlanıyor. Yine de daha sonraki dönemlerde yaşanan olumlu ilişkiler ve güven temelli sevgi dolu bir eş sayesinde, anne sevgisi almadan büyümüş bir çocuk, kendi yaşamamış olsa bile çocuğuna anne sevgisi verebiliyor” dedi.

Uykuya dalmakta zorlanıyor musunuz?

Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz andan itibaren annelik heyecanıyla uykuya dalmak biraz zorlaşabilir. Ama merak etmeyin, bu, doğuma kısa bir süre kalıncaya kadar geçireceğiniz son uykusuzluğunuz olacak. Unutmayın siz artık iki kişisiniz… 


Bebeğinizi tüm hamileliğiniz boyunca besleyecek olan plasenta gün geçtikçe gelişiyor. Bu süreçte vücudunuz her zamankinden daha fazla çalışıp daha çok yoruluyor. Artık dinlenmeye daha çok gereksinim duyacaksınız. Hamileliğinizin son aylarına doğru, gece sık sık tuvalete gitme isteği duymanız ya da bebeğinizin iyice hareketlenmesi sizi uykunuzdan edebilir Bebek doğduktan sonraysa uzun bir süre uyku saatleriniz değişecek.

Uykuya dalmakta zorlanıyor musunuz? 
Bunun pek çok nedeni olabilir. Bunların arasında en önemlisi bebeğin büyümesidir. Bebeğiniz ve dolayısıyla karnınız büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlanırsınız. Özellikle yan yatmaya alışık değilseniz, uykuya dalmakta zorlanabilirsiniz. Hamilelikle birlikte vücudunuzda meydana gelen bazı değişiklikler de uykunuzu bölerek ya da uyku düzeninizi değiştirerek bu konuda problemlere neden olabilir.

Tuvalet ihtiyacı yüzünden uyanmak 
Hamileliğinizin ilk dönemlerinde büyüyen rahim mesaneye baskı yapar. Bu durumda doğal olarak mesane kapasitesi azalır. Bunun sonucu olarak da sık sık tuvalete gitme isteği duyarsınız Hamileliğiniz ilerledikçe damarlarınızda dolaşan kan hacminiz yüzde 30-50 artar ve bu da sizin tuvalet ihtiyacınızı arttırır.

Nefes darlığı çekiyor musunuz? 
Hamileliğinizin ileriki safhalarında bebeğiniz karın boşluğunuzda daha çok yer işgal etmeye başlar. Bu durumda karın içi basıncı artar ve karın boşluğuyla göğüs boşluğunuzu ayıran diyafram kasınıza baskı yapar. Bu da daha çok oksijen gereksinimi duymanıza yol açar ve içgüdüsel olarak derin nefes almaya başlarsınız. Nefes darlığı çekmeniz uykuya dalmanızı güçleştirebilir.

Mideniz mi yanıyor? 
Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudunuzda istemsiz olarak çalışan tüm kaslarınızda bir gevşemeye ve yavaşlamaya neden olur. Bu yavaşlama sindirim sisteminizde de ortaya çıkar ve midenizin işlevini tamamlaması gecikir. Mide içeriği özellikle yatar pozisyondayken yemek borunuza geri kaçıp yanmaya neden olabilir.

Bacaklarınıza kramplar mı giriyor? 
Hamileyken bacaklarınız tüm gün boyunca normalden daha fazla yük taşımak zorunda kalır. Eğer kalsiyum eksikliği gibi bir şikayetiniz de varsa bacak krampları yaşayabilirsiniz. Kramplar hamilelikte uyku güçlüğüne sebep olabilir.

Rahat Uymak için Ne Yapabilirsiniz? 

- Kola, kahve ve çay gibi kafeinli içecekleri diyetinizden uzak tutmaya çalışın.
- Yatmadan 2-3 saat önce sıvı alımını azaltın.
- Uyku saatlerinizi belirleyin.
- Yatmaya yakın zamanlarda egzersiz yapmayın
- Bacak aranıza ve belinize rahat ettiğiniz pozisyona göre yastık alın.
- Yatağa girmeden önce ılık bir duş alın.

40’lı yaşlarda hala 30’unda göstermek istiyorsanız

30’ lu yaşlar tüm kadınların kendilerini bulmaya başladıkları dönem olarak nitelendirilir. Ayakları yere daha sağlam basmaya başlayan, farkındalığı artan kadınların aynı güzelliği ve öz güveni görünüşlerinde de elde etmek için eskisinden daha özenli davranmak durumunda oldukları da bir gerçek.

Eğer 40'lı yaşlarda hala 30'unda göstermek istiyorsanız, Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur'un bazı önerileri var:

“30'lu yaşları bir sınır olarak kabul eder ve 40'lı yaşlara yatırım yapma zamanı olarak görürseniz, bu işi başarırsınız. Bakın 30'lu yaşlarda kendini çabuk yenileyen cilt artık yavaş yavaş yerini ufak tefek mimik çizgilerine, daha çabuk şişen gözlere bırakmaya başlamıştır. Telaş edilecek bir durum yok. Dediğim gibi zamanında önlemler alırsanız, her şeyin çözümü var, yaşı geriden takip etmek mümkün”.

Gözler çevresi ve ilk çizgiler

Yüz üzerinde yaşı en çabuk göz çevresi ele verir. 30’ lu yaşlarda kaz ayakları ince çizgiler halinde görülmeye başlanır. Bu süreçte başlangıç çizgilerine yönelik geliştirdiğim Örümcek Ağı kremi gibi, bir kırışıklık karşıtı kremi edinmenizde fayda var. Zamanla uykusuz geceler ve yorgunluk göz kenarlarında aşırı pigmentasyon birikimine neden olabileceği için, gözaltı morluklarının artmasını tetikleyebilir. Gözaltı morluklarını gidermek için yapılan işlemlere göz atmanızı öneriyorum. Söz gelimi göz altı ışık dolgusu, son derece iyi geri dönüşler aldığımız bir uygulamadır.

Cildinizi mutlaka nemlendirin

Işıltısını kaybetmeye ve renk tonu bozulmaya başlayan cilt daha yorgun gözükecektir. Cildinizi olabildiğince nemlendirmeli ve renk tonunu düzenleyici kremler kullanmalısınız. Yine Örümcek Ağı kremi gibi içinde peptit ve kök hücre ajanları barındıran içerikleri tercih edin. Ayrıca 6 ayda bir uygulatacağınız vitamin iğneleri ile daha dolgun ve nemli bir cilde sahip olabilirsiniz. Hyarulonik asit cildin temel yapı taşlarından biridir. Diğer vitaminlerle cildinize enjekte ettirdiğinizde uzun süre sağlıklı bir görünüme sahip olabilirsiniz. Mezoterapi, ozon terapi ve PRP için ayrıntılı bilgiler edinin. İnce kırışıklıkların yerleşmemesi için, belirgin bölgelere yapılabilecek botox uygulamaları, derin kırışıklıkları önlemenize fayda sağlar. Ayrıca unutmayınız, Örümcek Ağı estetiği uygulamasına ne kadar erken yaşlarda başlarsanız, yaşlanma belirtilerine o kadar ileri zamanlarda rastlarsınız. İstenmeyen tüyleriniz için hala eski yöntemlere takılıp kaldıysanız, acısız ütüleme epilasyon hakkında bilgi almanızı öneriyorrum

Göğüs ve dekolteye dikkat

Yüzümüze ne kadar iyi bakarsak bakalım aynı özeni göğüs bölgemize göstermezsek tam bir sonuç alamayız. Zamanla iki göğüs arasında çizgilenmeler başlar ve yaşımızı ele verir. Yüzünüze sürdüğünüz güneş kremini dekoltenize de uygulamalısınız. Geceleri yatmadan önce bir tonikle iyice temizleyerek uygun göğüs toparlayıcı kremlerle genç görünümlü bir dekolte elde edebilirsiniz. Kadınların aktif bir şekilde iş hayatının içinde yer almaları, çocuk sahibi olma yaşının artık 30'lu yaşlara doğru ilerlemesine neden oluyor. Doğum, emzirme, bu dönemde alınan ve verilen kilolar, özellikle göğüslerin deforme olmasına neden oluyor. Meme büyütme, meme küçültme, meme silikonu hakkında bilgiler almaya ve göğüs ameliyatlarını düşünmeye başlayabilirsiniz.

Ellerinizi koruyun

Güneşe en çok maruz kalan eller çok hızlı yaşlanırlar. Haftada bir nem ve leke maskeleri uygulayarak ellerinizi koruyabilirsiniz. Yine unutulmaması gereken önemli nokta dışarı çıkmadan önce ellerinize güneş kremi kullanmaktır. Ellerinizde lekelenmeler başlayabilir, bunun için leke tedavisine başlayabilirsiniz. Yıpranma derecesine göre ellere yağ enjeksiyonları da öneriyorum.

Saçlarınız için tavsiyeler

Saçlar doğum sonrası ve hamilelik döneminde çoğu zaman dökülmeye başlar, saç mezoterapisiyle, canlılığını yitiren saçlarınızı, tekrar eski dolgunluğuna kavuşturabilirsiniz. Ayrıca Organik Saç enjeksiyonu da yine son derece etkili, dolgun, dökülmeyen, beslenen, parlak saçlara kavuşmanızı sağlar.

Zayıflama, doğum ve sıkılaşma

Her ne kadar evle iş arasında mekik dokusanız da, metabolizmanızın eskisi kadar hızlı çalışmadığını, özellikle doğumdan sonra bölgesel yağlanma ve selülit sorunuyla baş başa kaldığınızı gözlemliyor olabilirsiniz. Karboksi terapi, awt, kavitasyon ve hatta daha rahat kilo vermenize yarımcı olacak akupunktur yöntemlerini araştırmanızı öneriyorum.

30'lu yaşlar, hayatın tam ortasında, erken olgunluk yıllarının başlangıcı olarak kabul edilir. İlk yaşlılık belirtilerinin yok olmasını 40'lı yaşlarda hala 30'unda gözükmek ve uzun süren erken olgunluk yıllarını yaşamak istiyorsanız, estetik cerrahiden, medikal uygulamalardan ve aktif kozmetik ürünlerinden faydalanabilirsiniz.

Hamilelik İle İlgili Doğru Bilinen 10 Yanlış

Hamileyken iki kişilik yemek yemek, gebelik süresince tüm seyahatleri iptal etmek ve mümkün olduğunca az hareket edip, sporu kısıtlamak… Tüm bu doğru bilinen yanlış uygulamalar, gebelik döneminde hem anne adayının hem de bebeğin hayatını riske sokabiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nadide Korkut, hamilelikte doğru bilinen 10 yanlış hakkında bilgi verdi.

1- “Hamilelik 9 ay sürer”
Yanlış! Gebelik, adet döneminin son gününe göre hesaplanır. Son adet tarihine 7 gün eklenir ve aydan 3 gün çıkarılır. Buna göre son adet tarihinden itibaren 40 hafta olarak doğum tarihi belirlenir. Bu tahminler doğrultusunda doğum tarihinin tutma olasılığı %70 civarındadır. Ayrıca %10 ihtimalle bazı anne adaylarının çeşitli nedenlerle erken doğum yapma ihtimali olduğu da unutulmamalıdır.

2- “Anne adayı 2 canlı olduğu için 2 kişilik yemek yemelidir”
Yanlış! Anne adayının hamile kaldıktan sonra iki kişilik yemek yemeye başlaması, hatalı bir beslenme davranışıdır. Anne adayı hamilelik süresince sadece 9-16 kilo almalıdır. Ayrıca gıda kalitesi ve yeme düzeni de çok önemlidir. Dengeli beslenilmeli ve aynı zamanda da hareket edilmelidir ki çok kilo alınmasın.

3- “Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir”
Yanlış! Gebelik cinsel hayat için bir engel oluşturmaz ve bebeğe de herhangi bir zararı bulunmamaktadır. Sadece anne adayının düşük ve erken doğum riski varsa cinsel hayat kısıtlanır.

4- “Anne karnındaki bebeğin çok saçı varsa hamilelik dönemi bulantılarla geçer”
Yanlış! Bebeğin saçlarının çıkmaya başlaması anne adayının mide şikayetlerinin artmasına neden olmaz. İlerleyen gebelik haftalarında bebeğin diyafram ve mideye baskı yapması sonucunda ya da çok fazla yemek yenildiği dönem mide şikayetleri artar. Az ve sık yenerek, uykuda yüksek yastık kullanılarak ve kimi zaman da doktorun önereceği ilaçlarla mide yanması ve reflü rahatsızlıklarını önlemek mümkündür.

5- “Hamileyken uçağa binmek düşüğe neden olabilir”
Yanlış! Gebelikte seyahat sakıncalı değildir. Ancak kısa mesafeler, en fazla 2 saat sürecek arabalı yolculuklar ve mümkünse uçak yolculuğu tercih edilmelidir. Gidilen bölge de uzak, tehlikeli ve tıbbi olanakların kısıtlı olduğu bir yer olmamalıdır.

6- “Erken doğan ya yaşayamaz ya da bebek sağlıksız olur”
Yanlış! Erken doğan bebeklerin yaşama ihtimali düşük değildir, aksine giderek yükselmektedir. Özellikle yenidoğan yoğun bakımı tam donanımlı olan hastanelerde artık 24-26 hafta ve üstünde dünyaya gelen bebekler de yaşayabilmektedir. Bebeğin normal şartlarda anne karnında kalması gereken ideal süre 38 haftadır ve zamanında doğum daha sağlıklıdır. Erken doğan bebek iyi bir bakımla kısa zamanda yaşıtlarının gelişim düzeyini yakalayabilmekte ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedir.

7- “Hamileler X- Ray cihazından geçemez ve akciğer filmi çektiremez”
Yanlış! Radyon gebeler için risklidir ancak X-Ray cihazları gebeler ve bebekleri için büyük bir risk taşımamaktadır. Ayrıca akciğer filmi esnasında alınan radyasyonunun dozu da çok düşük olduğu için güvenilirdir.

8- “Hamile kadın aşerdiği gıdayı tüketmezse bebeğin bir uzvu eksik olur”
Yanlış! Aşermek gebeler için psikolojik bir durumdur. Hamilelikte anne adayının temel kuralı, doğru ve dengeli beslenme olmalıdır. İstenilen her yiyeceği tüketmenin bebekte organ eksikliğine neden olacağı inanışı doğru değildir.

9- “Hamileyken spor yapılmaz”
Yanlış! Gebelikte hareketsizlik, hem anne adayının hem de bebeğin hayatı için risklidir. Bu dönemde ağır ve zorlu sporlar yapılmamalıdır ancak düzenli yürüyüş, yüzme ve hafif egzersizler önerilmektedir. Düzenli spor yapan anne adaylarının doğum sürecini çok daha kolay atlattıkları da unutulmamalıdır.

10- Hamilelikte saç boyatmak ve makyaj yapmak bebeğe zarar verir"
Yanlış! Anne adayları gebelikte saçlarını boyatabilir ancak genel olarak kimyasal maddelerden kaçınılması gereklidir. Yapılan araştırmalara göre gebeliğin 3. ayından sonra saç boyatmanın sakıncalı olmadığı ortaya koyulmuştur. Makyaj maddelerinde ise minimal dozda kullanıldığı müddetçe bir sakınca görülmemektedir. Üstelik anne adaylarının gebelik süresince bakımlı olması ve kendini iyi hissetmesi de çok önemlidir.

Kadınlar İçin Hayat Kurtaran Öneriler

Kadınlar 40 yaşından sonra vücutta hormonal dengenin değişmesi ile birlikte önemli sağlık problemleri ile karşılaşabiliyor. Ancak hiçbir şikayet olmamasına rağmen, menopoz sonrası gelişebilen pek çok hastalık, düzenli muayene ve tetkikler sayesinde başlangıç aşamasındayken önlenebiliyor. 


Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nadide Korkut, 40 yaşın üzerindeki kadınların sağlıklarını korumak için dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.

Yaşam kalitesini artırmak elinizde
40 yaşın üzerindeki kadınalar yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, diyabet, stres ve menopoz, hastalıkları tetikleyici faktörlerdir. Özelikle meme kanseri ve kalp- damar hastalıklarında görülen artışlar konusunda 40 yaşın üzerindeki kadınların daha dikkatli olması gerekir. Alınacak önlemlerin yaşam kalitesini ve süresini artıracağı unutulmamalıdır.

Uzun süre tüketilen alkol ve sigara kansere davetiye çıkarıyor
Önemli bir halk sağlığı sorunu olan sigaranın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi bilinmektedir. Alkol tüketimi de sindirim enzimlerini bozup, karaciğer ve beyin üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Sigara kullanımı, başta kalp damar hastalıkları olmak üzere; akciğer, yemek borusu, rahim ağzı, pankreas, meme, böbrek ve kan kanserleri riskini artırmaktadır. Alkol kullanımı ise karaciğer ve yemek borusu kanserine yol açabilmektedir.

Meme kanseri riski 4 kat artıyor
40 yaş üstü kadınlarda meme kanseri riski daha genç kadınlara göre 4 kat artış göstermektedir. Kadınların belli aralıklarla kendi kendilerine meme kontrollerini yapmaları, meme kanserini ileri aşamalara ulaşmadan fark etmenin ilk adımını oluşturmaktadır. Elle yapılan kontrollerde, memelerinin dokusu ve yapısı konusunda fikir sahibi olunacağı için meydana gelecek herhangi bir değişiklik hemen fark edilebilecektir. Bu da erken tanı konmasını mümkün kılacaktır. Elle muayene mutlaka ayda 1 kez yapılmalıdır. Bunun yanında yıllık doktor muayeneleri ve ultrason, mamografi gibi tetkikleri de yaptırmak hayati önem taşımaktadır.

Doğru beslenerek sağlıklı yaşayın
Doğru beslenme ile birlikte yeterli su tüketimi, vücut sağlığını korumak ve toksinlerin atılması için çok önemlidir. Tuz, şeker, yağ ve karbonhidratların tüketimi azaltılmalıdır. Vücut ağırlığının normalden az ya da çok olması çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlar. Bunun için beslenmeye dikkat edilmesinin yanı sıra günlük aktiviteler artırılmalıdır. Vücudu yormayacak şekilde günlük yürüyüşler veya yüzme gibi sporlar aksatmadan yapılmalıdır. Fitness ya da yoga da hareketli ve sağlıklı bir yaşam için önemlidir. Fazla kiloların başta kalp damar hastalıkları olmak üzere diyabet, bazı kanser türleri ve felç riskini artırdığı unutulmamalıdır.

Kadınlar için yaşamsal önem taşıyan testler
40 yaşından sonra kadınların özellikle belli şikayetler başlamadan önce bir takım önemli hastalıkların erken tanısının konmasına yardımcı bazı tetkikleri yaptırması gerekmektedir. Örneğin rahim ağzı kanserinin erken teşhisinde yıllık smear testleri veya barsak kanserlerinin teşhisinde dışkı ve kan testleri ve kolonoskopi işlemi tanıda hayati önem taşımaktadır.

Kemiklerinizi kalsiyum takviyesiyle koruyun
Osteoporoz yani kemik erimesi, kolay kırıklara neden olduğu için kadınların yatağa bağlı kalmasına neden olabilmektedir. Düzenli spor, yürüyüş ve kalsiyum alımını artırmak osteoporozdan korunmak için alınması gereken önlemlerdir. Bunun yanı sıra güneşten doğdu şekilde yararlanmak gerekir. Özellikle östrojen takviyeleri doktor tavsiyesine uygun olarak alınmalıdır. Fazla miktarda kahve, sigara, alkol kullanımı ve bazı ilaçların alımı osteoporoz yani kemik erimesi riskini artırabilir.

Bulmaca çözerek hafızınızı güçlendirin
Hafızayı güçlü kılmak için kolesterol, tuzlu ve şekerli gıdalardan uzak durmakla birlikte spor yapmak da önemlidir. Sürekli yeni şeyler öğrenmek ve bulmaca çözmek de hafızanın zinde kalmasını sağlayacaktır. Bununla birlikte düzenli cinsel hayatı devam ettirmek hem fiziksel hem de psikolojik açıdan önemlidir.

Cilt sağlığınız için tehlike alarmını beklemeyin!

Güneş ışınlarına karşı yeterli korunamadığımızda cildimiz için tehlike alarmı çalmaya başlıyor. 

Kanser türleri arasında en sık görülen deri kanseri her geçen yıl daha da artarken, Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay deri kanserine dair merak edilenleri ve korunma yöntemlerini anlattı. Acay “Tüm kanser türlerinde olduğu gibi deri kanserlerinin tedavisinin başarısı da erken tanıya bağlıdır. Burada kişilerin vücudunu iyi bir şekilde gözlemlemeleri ve belirli aralıklarla hekim muayenesi oldukça önemlidir” dedi.

En sık görülen kanser türü olan deri kanserinin son 20 yılda, her yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 4 oranında arttığı biliniyor. Bunun başlıca nedenleri arasında; kanser konusunda bilinçlenmenin ve erken tanı yöntemlerinin artmasıyla daha fazla hasta teşhisi, gökyüzündeki ozon tabakasının incelmesi, güneş altında veya tenin bronzlaşması amacıyla ultraviyole ışınlarına maruz kalma ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan kronik böbrek yetmezliği ile AIDS gibi hastalıklardaki artışların sayılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay “İnsanların yaklaşık yarısında 65 yaşına kadar deri kanseri geliştiği biliniyor. Birçok deri kanseri türü bulunmakla birlikte, en sık görülen türleri sırasıyla; bazal hücreli kanser, skuamöz hücreli kanser ve melanomdur. En sık görülen deri kanseri türü, bazal hücreli karsinomadır. Melanom dışı deri kanserlerinin (nonmelanoma deri kanseri) toplumlarda görülme oranı, yüz binde 0.03-3.5 olarak bildirilmekle birlikte yıllar içinde arttığını söyleyebiliriz. Atipik benlerinde (düzensiz yapılı, riskli) ise yaşam içinde melanom gelişme riski yüzde 0.6'dır” dedi.

En önemli belirtisi cilt üzerinde iyileşmeyen ülser
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserlerin değişik şekillerde ortaya çıkabildiğini anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay “Başlıca belirtisi, cilt üzerinde iyileşmeyen bir ülser, yara ya da lezyon belirmesi şeklindedir. Bu lezyonlar genellikle pembe, kırmızı ya da beyaz renkli yumuşak bir kist şeklinde olabildiği gibi; sert nodül (yuvarlak şişlik), zaman zaman kanayan bir yara ya da kist veya kırmızı renkli kuru ve egzama görünümlü bir lezyon olarak da ortaya çıkabiliyor. Genel olarak, altı ay içinde kendiliğinden iyileşmeyen bir cilt lezyonu ya da ülseri ortaya çıkmışsa deri kanseri olasılığı akıldan çıkarılmamalıdır” açıklamasında bulundu.

Güneş ışınlarına açık baş, yüz ve boyun bölgelerine dikkat
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserlerinin ortaya çıkması için en önemli risk faktörünün güneş ya da ultraviyole ışınlar olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay “Bu tür kanserler güneş ışınlarına açık baş, yüz ve boyun bölgelerinde daha sıklıkla ortaya çıkarlar. İnsan papilloma virüs (HPV) enfeksiyonları, bağışıklık sistemi baskılanması, kimyasal karsinojen madde temasları etkenler arasındadır. Melanom gelişimi için ayrıca başlıca riskler displastik benler ve doğumsal benlerdir. Toplumların yaklaşık yüzde 4-17'sinde bulunan displastik benlerin, çalışmalara göre değişmekle beraber yüzde 0.6-2'sinde melanom gelişebilir. Konjenital benler ise doğumda mevcut olan benlerdir ve melanom gelişme riski benin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak artar. Kadınlarda hormonal değişikliklerin olduğu gebelik, menopoz ve östrojen hormon tedavisi gibi durumlarda da melanom gelişmesi riski daha yüksektir” dedi.

Erken tanı önemli
Tüm kanser türlerinde olduğu gibi deri kanserlerinin tedavisinin başarısının da erken tanıya bağlı olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Coşkun Acay “Bu noktada kişilerin vücudunu iyi bir şekilde gözlemlemeleri ve belirli aralıklarla hekim muayenesi oldukça önemli. Genel olarak altı ay içinde iyileşmeyen bir cilt lezyonu ortaya çıkması ya da mevcut bir benin değişmeye başlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır” açıklamasında bulundu.

Cerrahi müdahale ile tedavi mümkün
Deri kanserlerinin tedavisi kanserin türüne göre değişebilmekle birlikte, amacın kanserin tamamen çıkarılması ya da yok edilmesi olduğunu aktaran Dr. Mehmet Coşkun Acay sözlerini şöyle sürdürdü: “Deri kanserlerinin büyük çoğunluğu plastik cerrahlar ya da dermatologlar tarafından cerrahi yöntemlerle çıkarılarak tedavi ediliyor. Burada deri kanseri, çevresinde tümör hücreleri bırakılmayacak şekilde genişçe çıkarılıyor ve yara tekrar dikilerek kapatılıyor. Ancak deri kanseri tam çıkarıldıktan sonra ortaya çıkacak alan büyükse, cilt grefti ya da lokal flep kullanılarak bölge onarılıyor ve cildin eski görünümünü kazanması sağlanıyor. Deri kanserlerinin tedavisinde kullanılan diğer tedavi yöntemleri ise kriyoterapi (dondurarak tedavi), elektrodiseksiyon (koter ile yakarak tedavi), radyoterapi, topikal kemoterapi, sistemik kemoterapi ve immünoterapidir. Melanom gibi kötü huylu deri kanserlerinin erken tanı ve tedavisinde sentinel lenf bezi biyopsisi tekniğinden de yararlanılıyor. Burada, kanserin cerrahi olarak genişçe çıkarılmasına ek olarak, kanserli bölgenin boşaldığı lenf bezi radyolojik olarak ortaya konuyor ve cerrahi olarak çıkarılıp biyopsi yapılıyor. Amaç, henüz büyümemiş ancak kanserin yayılmış olabileceği lenf bezinin incelenerek erken tedavinin yönlendirilmesidir.”

70 milyon nüfuslu bir ülkede her yıl yaklaşık 2500 kişi deri kanseri nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bunların yaklaşık yüzde 75'i melanom, geri kalan yüzde 5'i ise diğer deri kanseri türleri nedeniyle olmaktadır.

KİMLER RİSK ALTINDA? • Açık ten, saç ve göz rengi olanlar• Güneş ya da ultraviyole ışınlarına fazla maruz kalanlar• Kolay güneş yanığı gelişenler• Çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde aşırı güneş yanıkları geçirenler• Ailesinde cilt kanseri öyküsü olanlar• Çok sayıda ve değişik şekillerde benleri bulunanlar• Bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıkları olanlar• Akne için ergenlik döneminde radyoterapi ile tedavi edilenler

TEHLİKELİ RANDEVU
Güneş ve ultraviyole ışınlarından korunmak için özellikle yaz aylarında saat 10.00 ve 15.00 arası güneşten kaçının.

DERİ KANSERİNDEN KORUNULABİLİR
• Güneşleniyorsanız tüm vücudunuza, güneşlenmiyorsanız vücudunuzun yüz ve el gibi dışa açık bölümlerine güneşten koruyucu faktörü 20'nin üstünde olan güneş kremi sürün.
• Yüzdükten ya da terledikten sonra güneş kremi sürmeyi tekrarlayın.
• Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacaksanız, geniş şapka ve uzun kollu giysiler giyin.
• Tüm cildinizi düzenli aralıklarla kontrol edin. İyileşmeyen herhangi bir lezyonun ortaya çıkması ya da mevcut bir benin değişmesi durumunda hekiminize başvurun.
• Özellikle soyulma, aşırı kızarma ve şişmeye yol açabilecek ani yanmalardan kaçının.

Erkekler güzel kadından korkuyormuş!

Fobi denilince akla ilk kapalı yer, yükseklik, ölüm geliyor. Ancak bazı fobiler var ki çok az bilinmesine karşın birçok insanın hayatını adeta cehenneme çeviriyor. İşte bunlardan biri de güzel kadın korkusu ya da diğer adıyla Venüstrafobi. 

Uzmanlar, erkeklerin çoğunda görülen Venüstrafobi'nin, güzel bir kadın görüldüğünde; terlemeye, kalp artış hızının artmasına ve nefesin kesilecekmiş gibi hissedilmesine yol açtığını söylüyor.

Güzel bir kadın korku yaratabilir mi? Bilim “evet” diyor. Venüstrafobi olarak adlandırılan bu korkunun erkeklerde yaygın olarak görüldüğünü söyleyen Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, “Erkekler, güzel kadınlarla birlikte olmayı hedefleyerek bir yandan rekabette kendisini yüceltmeye çalışırken bir yandan da o rekabete kendini kurban ederek güzel bir kadınla olmaktan kaçabiliyor. Bu kaçınmanın nedenlerinden biri de yetersizlik duygusudur” dedi.

Bireyin güzel bir kadın gördüğünde bazı fizyolojik tepkileri yaşadığını aktaran Çetin, “Venüstrafobi'de terleme, kalp artış hızının artması ve nefesi kesilecekmiş gibi hissetme semptomlarıyla karşılaşabiliyoruz” diye konuştu.

İddiasız kişilerle ilişki tercih ediliyor

Toplumda kişiler arasındaki ilişkilerde güvensizliklerin yaşandığını ifade eden Aziz Görkem Çetin'e göre, karşı tarafı güvenilmez olarak düşünme, kişinin özgüveni ile ilgili sorunu tetikleyebiliyor. Çetin, “Özellikle kaygılı ve çekingen kişiler ya da ilişkilerde güvensizliğe maruz kalmış bir deneyim yaşayanlar, kendilerine kıyasla görünüş olarak daha iddiasız kişilerle ilişki tercih edebiliyorlar"dedi.

"Kadın, toplumda sorumluluk ve tehdit unsuru olarak görüldüğü sürece erkekte güzel kadın fobisinin oluşması son derece doğal” diyen Çetin, erkeğin; yetersizlik, güvensizlik, tehdit ve baskı gibi unsurları kolaylıkla hissedebildiğini ve güzelliği tamamen farklı bir noktada arayabilir" diye konuştu.

Fobilerin genellikle çocukluk yıllarında yaşanmış olan olayların ya da travmatik durumların etkisi ile ortaya çıktığını da belirten Çetin, bu konuda da şunları söyledi:
“İnsan hayatında geçmiş yaşantılar, tetikleyici durumlar, kişilik özellikleri, yetiştirilme tarzlar gibi birçok paydayı bir arada düşünmek daha gerçekçi olacaktır. Bunun dışında düşünce yapısının da önemi oldukça büyüktür.”

Kuaförlerin çocuğu olmayabilir!

İşleri gereği birçok kimyasala maruz kalan kuaför kadınların ve kozmetik sektöründe çalışan diğer kadınların, yumurtalık fonksiyonlarını erken yaşta kaybederek çocuk sahibi olamama riskiyle karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.

Kadın kuaförleri üzecek haber ABD'nin Maryland eyaletinin Baltimore şehrinden geldi. Tedavisi olmayan rahatsızlık Baltimore bölgesi ve yakın şehirlerde yaşayan 3 bin 986 kadın kuaför ve başka mesleklerden 2 bin kadınla yapılan bilimsel araştırmayla doğrulandı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, bilimsel çalışmalarıyla ünlü Illinois Üniversitesi Urbana-Champaign'deki Institutional Review Boards ve Johns Hopkins Üniversitesi tarafından onaylanan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

KUAFÖR KADINLARDA 5 KAT FAZLA
“Kadınların çocuk sahibi olamamasına neden olan Erken Yumurtalık Yetmezliği'nin olası sebepleri arasında; genetik faktörleri, tiroid iltihabı, eklem romatizması vb. (otoimmun hastalıkları), enfeksiyonları (kabakulak hastalığı) ve kanser tedavisini sayabiliriz. Fakat Erken Yumurtalık Yetmezliği'nde vakalarının büyük çoğunluğunda kesin sebep bulunamamakta.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bazı kimyasallara belirli bir süre maruz kalmanın Erken Yumurtalık Yetmezliği'ne sebep olduğunu gösterdi.

Kuaför kadınlar deney hayvanları üzerinde üreme sistemine ait anormalliklere sebep olan kimyasallara, hayat boyu en çok maruz kalan önemli bir meslek grubunu oluşturuyor. Baltimore şehrinde üç yılda tamamlanan bu araştırmada kuaför kadınlarda Erken Yumurtalık Yetmezliği riskinin, kuaför olmayan kadınlara göre 5 beş kat daha fazla olduğu tespit edildi.

Ayrıca erken gebelik kaybı, erken doğum ve doğumsal (konjenital), anomaliler (normal dışı yapısal özellik) bu meslek grubundaki gebelerde daha sık görülüyor.”

ALKOL VE SİGARA RİSKİ YÜKSELTİYOR
Kuaför kadınlar arasında aynı zamanda sigara içme oranlarının da diğer meslek gruplarına göre kayda değer derecede daha yüksek olduğuna dikkati çeken Op. Dr. Betül Görgen, alkol ve sigara kullanımının mevcut problemin ilerlemesini hızlandırdığı uyarısında bulundu.

YA ERKEK KUAFÖRLER!
Op. Dr. Görgen, kadın kuaförlüğü yapan erkek kuaförlerin de bu zararlı maddelere maruz kaldığını ancak erkeklerde sperm üretimi bir döngü çerçevesinde yenilendiği için, çok da sorun teşkil etmediğini belirtiyor. Ancak kadınlarda durum farklı. Op. Dr. Görgen, bu farklılığı şöyle açıklıyor:

“Bir kız çocuğu doğduğunda 2 milyon olgunlaşmamış yumurtaya sahiptir. Büyüyüp ergenliğe ulaştığında kalan yumurta sayısı 300-400 bin civarındadır. Yani, erkekteki sperm üretiminin aksine, kadında süregelen bir yapım yoktur. Vücut daha fazla folikül oluşturamaz. Bu foliküller, belli hormonal aşamalardan sonra, olgun yumurta geliştirecekleri için çok önemlidirler. Kadında yumurtalıklarda bu aday folliküllerde sayıca azalma, az sayıda olgun yumurta elde edilmesine sebep olur.”

MUTLAKA ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLAR
Op. Dr. Görgen, mesleğin getirdiği bu olumsuzlukları en aza indirmek için kuaför kadınlara şu tavsiyelerde bulundu:

“İşlem sırasında özel eldiven kullanmalı, kimyasallarla temas olursa ellerini çok iyi yıkamalılar. Bu toksik maddelerin önemli bir kısmı vücuda solunum yolu ile girdiği için, salonun metrekaresi, havalandırma sistemi, belli aralarla ortamdaki havanın toksik açıdan ölçümlerinin yapılması şart. Ayrıca kimyasal maddeler (boya, açıcı vs) asla kapakları açık bırakılmamalı ve kapalı dolaplarda uygun koşullarda saklanmalıdır.”

SIK SIK KUAFÖRE GİDEN OYUNCULAR, MANKENLER…
Peki sık sık kuaföre giden kadınlar zararlı kimyasallardan etkileniyor mu?
Op. Dr. Görgen, manken, oyuncu gibi işi gereği sık sık kuaföre giden kadınların kuaförde kalma süreleri kısa olduğu için zararlı kimyasallardan kadın kuaförler gibi etkilenmediğini söylüyor.

HAMİLELER ORGANİK SAÇ BOYASI KULLANMALI
Ya hamile kadınlar? Op. Dr. Görgen, hamile kadınlara, saçlarıyla ilgili bir işlem yaptırmaları gerektiğinde mutlaka organik boyaları tercih etmelerini, kuaför salonunu seçerken geniş, havalandırması yeterli bir ortam olmasına dikkat etmelerini öneriyor.

Kemik Erimesine Karşı 7 Pratik Öneri

Kadınlarda menopoz sonrası, erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde sıkça görülebilen osteoporoz yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi, kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı olarak kırıklar ve vücutta şekil bozukluklar ile kendini gösterebiliyor. 

Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve sigara tüketimi nedeniyle hızla artış gösteren osteoporoza karşı erken dönemde önlem alınması büyük önem taşıyor. “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” öncesinde Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Bölümü'nden Prof. Dr. Engin Çakar, osteoporoz hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Gençlerde de görülüyor

Kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı sinsi bir şekilde ilerleyen osteoporoz, ağrılı kemik kırıkları, şekil bozuklukları, boyda kısalma, sırtta kamburlaşma, bel ve sırt ağrıları ile kendisini gösteren sinsi bir hastalıktır. Kadınlarda menopoz sonrası erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar kemik erimesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde arttığını göstermektedir. Yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik bir hastalık olan osteoporoz; genetik nedenlerle genç yaştaki kişilerde de görülebilmektedir.

Kadınlar erkeklerden 10 kat daha fazla risk altında

Osteoporoz riskinden korunmak için alınacak önlemlerin başında kemik kütlesinin artırılması gelmektedir. Doğumdan sonra 35 yaşına kadar sürekli artarak en yüksek seviyesine çıkan kemik ağırlığı, bu yaştan sonra yoğunluk ve kütlesel olarak azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle 35 yaşına kadar alınan önlemler kemik kütlesini artırmada önemli bir fayda sağlamaktadır. Kemik kütlesinin oluşmasında yaş, cinsiyet, aktivite düzeyi ve coğrafi faktörlerin büyük etkisi bulunmaktadır. Erkeklerdeki kemik kütlesi kadınlara oranla daha fazladır. Erkeklerden daha az kemik kütlesine sahip olan kadınlarda menopoz faktörü de tabloya eklendiğinde osteoporoza yakalanma riski 10 kat daha fazla artmaktadır.

Gün içinde fiziksel aktivitenizi artırın

Kendiliğinden olan veya kırıkla sonuçlanmayacak bir travmadan kaynaklanan kırıklar
Boyda gençlik dönemine göre 4-6 cm'den fazla kısalma olması
Küçük ve ince iskelet yapısı
Ebeveynlerde kalça kırığı hikayesi olanlar
Sigara ve alkol tüketenler
3 aydan fazla süreli kortizonlu ilaç kullananlar
Yetersiz kalsiyum ve D vitamini eksikliği olanlar
Fiziksel aktivite ve egzersiz yapmayanlar ile uzun süreli yatağa bağımlı olan kişiler kemik erimesi bakımından risk grubundadır ve erken dönemlerden itibaren gerekli önlemler alınmalıdır.
Yılda bir kemik yoğunluğunuzu ölçtürün

Sinsi bir hastalık olan Osteoporoz tedavisinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Risk grubundaki hastaların kemik mineral yoğunluğundaki değişimler 1-2 yılda bir yapılan kontrollerle mutlaka izlenmelidir. Kan ve idrar tahlilleri yaptırılarak kemik yıkımının arttığı veya yapımının azaldığı gösterilebilir. Yapılan kontroller ve alınan önlemlerle doruk kemik yoğunluğu en uygun düzeyde tutularak Osteoporozdan korunmak mümkündür. Ayrıca çocukluktan döneminden itibaren yapılan aktif spor, yeterli derecede alınan D vitamini ve kalsiyum kemik erimesini önlemenin başlıca yollarındandır.

Doktor takibini ihmal etmeyin

Osteoporoz tedavisinde kemik yıkımını azaltan ve kemik yapımını uyaran ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı kontrolünde kullanılmalı ve düzenli takip edilmelidir. Meydana gelen kırıklar, normal kırıklar gibi ortopedik yöntemler ile tedavi edilir. Kırık sonrası erken mobilizasyon ve sekel kalmasını önlemek için fizik tedavi ile rehabilitasyon gereklidir.

Osteoporozu ve kemik kırıklarını önlemek için 7 öneri

1) Kemik sağlığı için kalsiyum alımını önemseyin ve yeteri kadar süt ile süt ürünü tüketin.
2) Sigara ve alkolden uzak durun.
3) Günlük yaşamda fiziksel aktivitenizi artırın. Asansör yerine merdiven, sık sık araba gezisi yerine yürüyüş tercih edin.
4) Spora başlamadan önce mutlaka uzman yardımı alın.
5) Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Yeteri kadar kalsiyum ve protein alımına özen gösterin.
6) Merdivenler, halılar, kablolar hepsi birer düşme nedeni olabilir. Yaşadığınız ortamda gerekli düzenlemeleri yaparak düşme riskinizi en aza indirin.
7) Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuza danışarak kemik yoğunluğu ölçümünüzü zamanında yaptırın.